Masallar Mutlu Bitsin

 

 

Bu sabah uyandığımda yağmur yağıyordu.

Evet yağmur… Unutmaya yüz tuttuğum bir fotoğraf karesinin ansızın karşımda belirmesi gibi olanca güzelliğiyle yağmur. O çok özlediğiniz, bir o kadar da görüşme umutlarını yitirdiğiniz sevdiğiniz sesi yeniden duyacakmışsınız gibi; sevgi gibi, koşulsuz, naif, sessiz sedasız damlacıklar dökülüyordu sonsuz maviden gri betonların üzerine.

Pencerem, sokağım, kaldırım taşları şeffaf bir zar geçirivermişti sanki sırtına. Bir gözyaşı damlası gözbebeğinin üzerinde nasıl birikirse öyle. Bana çok iyi geldiğini söylemeliyim. İnsan düşüncelerden ve kaygılardan kurtulmak için onlarsız yaşamayı öğrenmeli ve daha da önemlisi bunu sık sık kendine hatırlatmalı diye düşündüm.

Sormak istiyorum:

Sizin de zaman zaman dağıldığınız, eksik, kırık dökük yaralanmış hissettiğiniz oluyor mu? Benim oluyor, olmaması olanaksız değil mi? Bir yılı zar zor bitirdik ve şimdi önümüzde uzayıp giden koskoca 365 gün daha geçmişten sıyırılarak umutlanmaya ve hayaller kurmaya çabalayacağız. Çabalayacağız diyorum çünkü artık hepimizin dilinde marş olan “Doğduğun coğrafya kaderindir” sözüne rağmen neler yapabiliriz düşüncesine odaklanmak istiyorum.

Dünyanın ve ideallerin adaletle, eşitlikle ilgisinin olmadığını kanıtlayacak binlerce örnek verebiliriz geçmişten. Bugüne baktığımızda zamanın daha geniş boğazlı bir kum saatinden aktığına şahit oluyoruz. Gerek kendi hayatımızda gerek toplumsal, küresel, evrensel anlamda bunu görebiliyoruz. Kötü kötülüğünü kanıtlamak için çok çaba harcamaya gerek duymadan kötülüğüne devam ediyor. İyiler kendi prangalarıyla boğuşarak galip gelmeye çalışıyor ve nafile çabalar ve yalnızlıklarla umutları tüketmemeye gayret ediyor. Biz bunların farkında olalım, neyle karşı karşıya olduğumuzu bilelim bu da bir adımdır, belki tutunabilme gücümüz de artar.

Geçtiğimiz hafta üye olduğum dijital müzik platformunda “Nasıl Olunur?” başlığında harika podcast serisi sunan Nilay Örnek’in bir sohbetine denk geldim. Aslında çok sevdiğim bir dostum tavsiye etmişti ve bugün yarın derken bir izin günü rehavetinde sessiz sedasız öğleden sonra kahveme eşlik etti evimde. Konuğu Judith Malika Liberman’dı. Bir yazar, Fransız,  aynı zamanda hikâye anlatıcısı. Son derece ilginç bir yaşam öyküsü var, Türkiye’ye gönülden bağlı olmasını, yaşadığı ve anılarını kaydettiği topraklara duyduğu bağlılığı takdirle dinliyor insan. Sosyal medyadan takip etmenin verdiği bir aşinalıkla nasıl şekilleneceğini tahmin ettiğim sohbeti 1,5 saate yakın sürede soluksuz dinledim. (*) Bu duygular beni az önce şikâyet ettiğim “Doğduğun coğrafya kaderindir” anlayışına başka bir açıdan bakmaya götürdü. Siz de bir an yaptığınız işten başınızı kaldırsanız, az önce sözünü ettiğim “Dağıldığınız oluyor mu?” sözüne inat arkanıza yaslansanız keşke. Çocukluğunuzun o ilk evresindeki sokak-mahalle kültürüne, anneanne-babaanne sarılmalarınıza taşısanız görüntüleri ne güzel olur. İşte bu vakit karşınıza illa ki bir masal çıkıverir. Anneannemin bir koluna ablamı, bir koluna beni yatırıp bize  “Bir dudağı yerde bir dudağı gökte “ ucubeyi anlatması bana hayatım boyunca hiçbir eğitimin ya da karşılaşmanın vermeyeceği çok özel bir dünyanın kapılarını açmıştı. “HAYAL DÜNYASI” Anlattığı hikâyelerdeki o yarı korkulu yarı meraklı kahramanın ben olduğumu ve elim kalbimde soluksuz dinlediğimi, her anını gözümde canlandırdığımı, kendi kurduğum sinemanın seyircisi olduğumu hatırlıyorum.  

Liberman’da bu kanalı beslememizi salık veriyor ve yine dikkatimi çeken bir yorumda bulunuyor. Masalların olumlu, mutlu sonla iyi bitmesini, aslında bunu hak ettiğini söylüyor. “Kibritçi Kız “ masalının bu kadar hüzünle sarmalanmasını ve mutsuz bitmesini sevmediğini söylerken benim de hislerimi dile getiriyor. Onu dinlerken zihnim geçmişe gidiyor, o kitabı gözlerimin önüne getiriyorum. Sayfalarından bazıları kopmuş, hüzünlü cümlelerle şekillenmiş içli öyküyü hayalimde yeniden okuyorum. O yılbaşı akşamı bir çocuğun adım adı donmaya giden öyküsü içimde karşı konulmaz bir dehşet ve kalp ağrısı bırakıyor. Şu anda bile bana ağır gelen bu duyguyu o yaştaki bir çocuğun nasıl kilitli kapılar ardına sakladığını, yıllar boyunca hayal kırıklığının ve umutların boşa çıkmasına nasıl sembol olduğunu fark ettiriyor.

Bir yılın bitmesi ve ardından yeni başlayan bir döngünün yarattığı iyilik hissi düşüncelerimi nereden nereye getirdi.

İşte böyle…

Bu sabah uyandığımda yağmur yağıyordu ve uzun zaman sonra ilk kez içimi daraltan, sıkıntı hissinin olmadığını fark etmiştim. Bu duygu ortadan kalkınca salt yağmurun verdiği dingin ruh hali umarım önümüzdeki bir yıl daha devam eder, mutlu biter, masallar gibi.

Huzurlu, güzel bir yıl olsun…

 

 

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül EKŞİOĞLU

İstanbul’da doğdum, Pertevn...

Image

Ayşe OĞLAKÇIOĞLU DEMİR

1992 yılında KüTAHYA’NIN GEDİZ ilçesind...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. 35 sene...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

Hasan ÜNAL

1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Psk. İlkim ÖZ

İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...

Image

Orçun OĞLAKCIOĞLU

Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...

Image

Özlem KALKAN ERENUS

1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...