Ulu Şef

ULU ŞEF

 

        Faydasız İşler Genel Müdürlüğü’nün 6. katındaki büyük pencereden sızıyordu Nafile İşlerden Sorumlu Şef’in masasına, batmakta olan güneşin parçaları. Şef’in masası üzerinde duran boş çay bardaklarındaki ruj izleri ayyuka çıkmıştı. Şef'in ağırladığı kadınların masada kalan hatırlarıydı bu ruj izleri. Ama güneşten başka gören yoktu. Şef’in kutsal masası, pek çok hevese mezar olmuştu. Hatta, bazı heves ölümlerinin adı bile konamadığı için topluca gömülmüşlerdi sümenin altına. Ölen hevesler toprağın altına değil 6 kat üstüne gömülüyordu. Onun için gerçekten kutsaldı Şef’in masası. Üzerindeki ‘‘ah’’ ların sayısı, boş çay bardaklarının sayısından çoktu.

 

Şef’in imza atmaktan ve heves gömmekten yorulmuş parmakları isyan etmekteydi güneş batarken. Zorla sokuldukları pantolon cebinde çok mutlu olmasalar da eve doğru yola çıktıkları için umutluydular. Çünkü Şef’in güzel bir karısı vardı ve Şef’in parmakları bu kadını seviyordu. Kadın da parmaklara karşı boş değildi. Kutsal masasından uzaklaştıkça, normal insanlar gibi davranmaya başlıyordu Şef!

 

Karşı köşedeki Sabit Fikirliler Dayanışma Derneği sakinleri, gergindi. Güneşin battığına inanmıyorlardı. Onlar, domateslerin acı çektiğine inanıyorlardı. Karşı kaldırımdan yürüyen Şef’le göz göze gelen gergin dernek sakinlerinden biri eliyle çay karıştırma işareti yaparak Şef’i derneğe davet etti. Şef, başını hafif öne eğerek ve avuç içiyle kalbinin üstüne üç kez hafifçe vurarak bu daveti nazikçe geri çevirdi.

 

        10-15 dakika sabit hızla yürüdükten sonra oturduğu mahalleye gelmişti. Mahallenin manavının sesiyle irkildi; ‘‘Şef, şu bizim oğlanın iş…’’ daha adamın lafı bitmemişti ki, Şef tek elini havaya kaldırarak ‘‘okuyacah kadaşum, önceleyin okuyacah!’’ dedi.

 

        Tekrar başını önüne eğerek evine doğru yürümeye devam etti. Üç katlı binanın ikinci katında oturuyordu. Apartman kapısı genelde açık olurdu. O gün de açıktı. Ağır ağır, sanki yorgunmuşçasına çıktı merdivenleri. Kapıyı karısı açtı. Çocukları okuldan gelmemişlerdi. Televizyonun tam karşısındaki tekli koltuğa bırakıverdi kendini. Yorgun taklidi yapıyordu Şef. Çünkü evde yorgunluğuna saygı duyuluyordu. Ve tüm yaptıkları hayra yoruluyordu.

       

        Çok geçmeden, bol köpüklü gelen kahvesini höpürdeterek içti. Cep telefonunu eline aldı. Faydasız İşler Genel Müdürlüğü İnatla Mücadele Dairesi Genel Sekreter Yardımcısı’nı araması gerekiyordu ama eli yanlışlıkla son aramalara dokundu ve karısını aradı. Karısı mutfakta günlük olağan telaşeleriyle akşam yemeği hazırlığı yapıyordu. Hemen yan koltukta duran karısının telefonu çaldı. Kendi kendine mırıltı tonunda söylenerek karısının telefonuna doğru yöneldi. Telefonda ‘‘ULU ŞEF arıyor…’’ yazıyordu. Durakladı. Şaşırdı. Ne hissedeceğini bilemedi. Karısı geldi salona, ‘‘kim aradı beni’’dedi. Şaşkınlığını belli etmek istemeyen Şef  ‘‘bendim, yanlışlıkla aradım’’ demek ister gibi el-kol hareketleriyle konuyu da telefonu da kapattı. Karısının gözünde ‘‘ulu şef’’olmanın hazımsızlığını yaşıyordu. Saygının tavan yaptığı belliydi de, ya sevgi..? Saygı, sevginin önüne mi geçmişti? Bu iyi bir şey miydi?

 

        Çocukların geldiğini, masanın hazırlandığını ve masaya çağrıldığını bile fark etmemişti. Durgun ve düşünceliydi. Sanki bedeninden çok uzaktaydı aklı. Bu durgunluğunu fark edip soru soran ev halkına yorgun olduğunu söyleyerek kendini erkenden yatağa atmıştı. Karanlık ve yalnız odada gözleri hepten büyümüş, aklı iyice karışmıştı.

 

        Tüm akraba ve tanıdıklarının ona ‘‘Şef’’ diye hitap etmesini anlıyordu. Hatta hoşuna bile gidiyordu. Ama karısının onu ‘‘Ulu Şef’’ diye nitelendirmesi tüm işini, eşini ve kendini sorgulamasına neden oldu. Beyin işlemcisi, sorgulama süresini önce 16 saat olarak verse de sonra revize ederek 22 saat olarak veriyordu. 22 saat sürecek sorgulama boyunca bilincini kapatmaması gerekiyordu. Salonda televizyon seyreden eşi ve çocuklarına görünmeden dışarı çıkmanın ihtimalleri üzerinde yoğunlaşmışken, sorgulamadan dolayı kafasının ısındığını fark etti. Bu ısınma sorgulama süresinin de uzamasına neden oluyordu. Soğuk bir şeyler içmesi gerekiyordu. Saatlerce içmesi gerekiyordu, hatta günlerce içmesi gerekiyordu… Ve, o içtiği şişelerde boğulması gerekiyordu…

 

        Sessizce ve odanın ışığını açmadan giyindi. Cüzdanını ve kapalı olan telefonunu aldığını, eliyle kontrol ederek odadan çıktı. Sokak kapısına gidebilmek için salonun önünden geçmesi gerekiyordu. Sert bir yüz yapısı takınıverdi. Hızlı ve kararlı adımlarla kapıya yöneldi. Ayakkabılarını bir çırpıda giydi. Karısının ve çocuklarının şaşkın bakışları arasında onların sorularını duymazdan gelerek kendini dışarı attı. Apartmandan çıkıp ilk köşeyi dönünce rahatlamıştı. Bu işin hiç bu kadar kolay olabileceğini düşünmemişti.

 

Saatlerce boş boş yürüdü. Karanlıktı ve bu saatte dışarıda olmaya alışık değildi. Pek içkili mekan da bilmezdi. Çok eskiden iş yerinden bir arkadaşının götürdüğü meyhane geldi aklına. Gitti, tüm cesaretini toplayarak girdi içeri. İçti, içti, içti… Kendinden geçti… Güçlükle hesabı ödeyerek kendini sokağa attı. Kafası soğumuş ama sorgulama bitmemişti. Her gün yürüdüğü sokakların bu kadar güzel olduğunu ilk kez fark etmişti. Başı dönüyor, midesi bulanıyordu… Sokaklarda yeni elektrik direkleri keşfetti. Her keşfettiği direğin dibine biralı, patatesli, köfteli karışımlar bıraktı itinayla. Köfteleri çiğnemeden yuttuğunu fark edince kendinden utandı. 3-5 direk sonra midesi boşalmış, biraz rahatlamıştı. Bir direk daha kalmıştı önünde. O direkten sonra evine ulaşıyordu. Son direği tek eliyle tutarak ve başını öne doğru eğerek destek aldı. Zor ayakta duruyordu. Derin bir nefes çekip evine gitmekti amacı. Derin nefes alırken başını kaldırdı hafifçe. Direkteki yarısı koparılmış bir iş ilanını fark etti. ‘‘Yurt dışında çalışacak vasıflı-vasıfsız elemanlar aranıyor’’ 

 

Burak Ketenci

19 Ağustos 2017 / Moldova

Image

Ahmet ASLAN

Askerdeyken şiirler yazmaya başlayan Ahmet As...

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir ? 1976 yıl...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül Ekşioğlu

İstanbul’da doğdum, Per...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. 35 sene...

Image

Canan Keleş

1989 yılında İstanbul’da doğdum. Lisans...

Image

Can ERSAL

Can Ersal İstanbul MSü Güzel Sanatlar Akadem...

Image

Caner GÖKÇEOĞLU

1979 yılı Ankara doğumlu, Eskişehir Osmang...

Image

Emine ÖZDEMİR

79 Düzce doğumluyum. Şu an Ankara'da yaşıyor...

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...