Midde Kuyusu

Zeynep Karaca derKi

Midde Kuyusu

 

"Beni burada bulmuşlar, Midde Kuyusu dedikleri bu yerde"

"Peki, sonra"

Kadın, elindeki sigaradan bir nefes daha aldı. İlk defa gördüğü bu adama hayat hikayesini anlatmalı mıydı? Oysa çekici bir şeyler vardı gözlerinde. "Hadi, devam et. Seni sonsuza kadar dinleyebilirim" diyordu. O kadar ihtiyacı vardı ki dinlenilmeye. Herkes kadar işte.

"Şu yokuşu görüyor musun?"

Adam, heyecanla gösterilen yere baktı.

"Evet"

"İlk adımlarımı orada atmışım."

"Yaa"

"İlk kez evlatlık olduğumu da orada öğrendim."

"İlkinden daha zor adımlar atmak zorunda kaldın"

Kadın, acıyla gülümsedi. Saçlarını kibar bir hareketle geriye attı. Böylece güneş ışığının saç tellerinden yükselmesine izin verdi.

Adam, karşısındaki kederli suratı istese de unutamazdı artık. Oturduğu yerden kalkmak istemiyordu. Zamanın içinde kaybolmuştu. Kadının sesiyle kendine geldi.

"Evimiz. şehir merkezindeydi. Şehrin batısındaki Pontelon manastırına oldukça uzaktı. Babam bahsettiğim manastıra oldukça sık gider gelirdi. zaman zaman annemle bu yüzden kavga ettikleri olurdu. Annem, onun kendisini yalnız bıraktığını söylerdi. Bir kadın için yalnız olmanın ne kadar kötü olabileceğini bilmiyordum."

"Neden öyle dedin?"

Kadın, duymamış gibi devam etti konuşmasına.

"Manastırı ben de sevmiyordum. Babamı elimden alan kişi olarak görüyordum onu. Babam yokken ev neşesizdi. Okul gitmek istemiyordum. Evde durmak istemiyordum. Sürekli kavga çıkarıyordum yaşıtlarımla. Eve hırpalanmış halde geri dönüyordum. Annem sürekli bana bağırıyordu. Ondan nefret ediyordum. Oysa babam geldiğinde herkes gülüyordu. Hiç gitmemiş gibi oluyordu babam. Sonra ne kadar yanıldığımı anladım. Babamın gelişlerindeki o huzur azaldı"

Adamın yüzü şefkatle eğildi kadını dinlerken. Keşke elinden bir şey gelseydi ve acısını söküp atabilseydi kadının. Orada tortu şeklinde duran karanlığa uzun süre sadece bakmakla yetindi. İlk defa görmüştü oysa onu bugün. Yolu buraya düşmeseydi hiç tanışmayacaklardı. Kadın, ona kendi şehrini anlatmayacak. Adam kadının içindeki şehirleri gezemeyecekti. İyi ki gelmişim diye düşündü. İyi ki onu tanımışım. Diliyle geri yuttu.

Kadın, sigarasını bitirdi. Yerine yenisini yakmadı. Bir an aklına gelen şeyle gözleri ışıldadı:

"Antik Tiyatroyu sevdiniz mi?"

"Evet. Harika"

"Kesinlikle. Agustus tapınağının kuzeybatısı. İlk aşık olduğum yer"

"Yaa"

Kadın, bu sözlerin altındaki kıskançlığı fark etmedi. Konuşmasına devam etti.

"Uzun boyluydu. Gece karası gözleri vardı. Bir monolog okuyordu. Sözleri hatırlamıyorum. Belki aylardan, belki yıldızlardan bahsediyordu. O konuşuyordu. Ve konuştukça tüm sahneyi kaplıyordu..."

adam, kendini bu konuşmanın akışına bırakmak zorunda kaldı. o kadar güzel bir sesi vardı ki kadının. İnce ince tenine batarken kelimeleri canı fazla yanmıyordu. Keşke  o ben olsaydım, diyebildi sessizce. Keşke...

"Bir şey mi dedin?"

"Yoo, sadece merak ettim sonra ne oldu?. Yani kavuştunuz mu?"

"Hayır. Yani o burada uzun süre kalmadı. Benimle kalmak istemedi. Tıpkı ailem gibi..."

Gözleri dolmuştu. Kafasını bilinçsizce adamın göğsüne yasladı. Adam ne yapacağını bilemedi. Dokunamadı kadına. Bir müddet o şekilde kaldılar. Sonra kadın bir anda eline iğne batmışçasına kaldırdı kafasını. Özür dileyerek devam etti konuşmasına:

"Bana evlatlık olduğumu söylediklerinde bu kadar acımamıştı içim. Gerçekten..."

"Nasıl öğrendin, peki?"

Tereddütle soruyordu adam. Onu kendinden uzaklaştırmak istemiyordu.

"Zeytinlikte gördüm onları. Annem ve o yabancı adam. Babamın manastıra gittiği günlerden biriydi. Elimdeki sepetle elma topluyordum. Bir an gözgöze geldik annemle. elmalar yere düştü. O benden iğrenircesine baktı suratıma. Oysa babam bun u hiç hak etmemişti. Hem de hiç. Daha sonra bu annem vicdan azabıyla bana iyi davranmaya çalışsa da ben direndim. Onu görmek dahi istemiyordum. O zaman ağzından kaçırdı, benim zaten evlatlık olduğumu. Onu bu kadar besleyip büyütmesine rağmen ona nankörlük ettiğimi..."

Kafasını kaldırdı kadın. Gözleri dolmuştu. Ağlamamalıydı. Başkasının yanında ağlamaktan nefret ediyordu. Ağlamak, zayıflık göstergesiydi. Annesi, ona bunu söylemişti hep.

Adam, bir müddet bekledi. Sonra konuyu değiştirmek için soru sordu:

"Hiç gitmek istemedin mi, buradan?"

"Çoğu kez. Beni saran bir şeyler oldu burada. Hayatımda bir sürü yanlış adam, bir sürü yanlış karar oldu..."

"Peki, şimdi ne yapmak istersin? Yani, bundan sonra? Doğru kişiyi bulursan eğer..?

Adam, bir umutla sordu bu soruyu. Kadının hikayesine bu kadar bulanmışken onu burada bırakıp gitmek istemedi. Kendini unutmuştu. İsmini, nereli olduğunu, niçin geldiğini. Gitmek için geldiğini.

"Bilmiyorum. Çok yoruldum. Belki babam gibi manastır kapatırım kendimi."

"Saçmalama"

Ani bir refleksle söylemişti adam. Pişman oldu sonra. Yumuşatmak için yeniden konuştu.

"O hayat dolu, o başına buyruk kız nerede? Kimse bu kadar kırılgan kalmamalı..."

Kadın, kaçmak istedi tüm bu konuşmalardan. Birine kendini açmayalı uzun süre olmuştu. Tüm anlattıklarından hep pişman olmuştu sonradan. Hep üzülmüştü. Yeniden üzülmek istemiyordu.

"Kalkalım mı? Size müzeyi gezdireyim. Havada kararmaya başladı. Daha yolunuz var"

"Sizin öykünüzü daha çok dinlemek isterdim..."

Kızaran suratını diğer tarafa çevirdi kadın.

"Belki, başka zaman. Belki de hiç..."

"Yeniden görebilir miyim sizi? Ben burayı, Nikomedia'yı ve sizi tekrar görmek isterim. Belki burası benim yeniden doğduğum yerdir."

"Siz, iyi birisiniz. Uzun zamandır bu kadar konuşmamıştım. Bana iyi geldiniz..."

Konuşmaları bitmişti sanki. Müzeyi sessizce gezdiler. Adamın kafası doluydu. Gördükleri dikkatini çekmiyordu artık. Kapının önüne vardıklarında hava kararmıştı çoktan. Uzun bir yolu vardı. Ona olduğundan daha uzun gelen bir yolu.

"Sizi tanıdığıma memnun oldum. Burayı sizinle gezmek çok güzeldi. Teşekkürler. Ama merak ediyorum. Benimle gelmek ister miydiniz? Ben de size  gezdirirdim şehrimi. Burası kadar güzel olmasa da..."

Kadın, içten davete memnun olmakla beraber. Buraya olan bağını hatırlayarak geri çevirdi teklifi.

Adam, kadın istese onunla sonsuza kadar kalabilirdi. Ancak gitmesi gerektiğini çoktan anlamıştı. Belki de son sorusunu sordu kadına.

"Ailenizle hiç görüştünüz mü?"

Kadın daldı yeniden. Buraya olan bağı kavradı boğazını. Geçmişe döndü. Ailesinden yeni ayrıldığı, sıfırdan hayata başladığı döneme. Ele avuca sığmayan kızın giderek ağırlaşan bedeninin içinde buldu kendini. Su kemerlerinin yanında dolaşıyordu. Bahar mevsimiydi. Yalnızca çiçekleri hatırlıyordu. Bir de taş taşıyan o çifti. Görür görmez kendine yakın hissettiği ancak sebebini bilemediği çift. Kaşları, gözleri kadının gözleriydi. O sarı saçları, adamın saçları. Belki gözgöze geldiler. Belki de kadın öyle sandı. Hiç bilemedi onların kim olduğunu. Hiç soramadı. Cesareti hiç yoktu. Hepsi bu kadardı. Bir daha hiç görmedi onları. Bir daha su kemerlerine hiç yaklaşmadı. Bugün bile..."

"Hayır. Beni Midde kuyusuna bırakmışlar. Tek bildiğim bu."

 

Zeynep Karaca

Kocaeli

Image

Ahmet ASLAN

Askerdeyken şiirler yazmaya başlayan Ahmet As...

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir ? 1976 yıl...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül Ekşioğlu

İstanbul’da doğdum, Pertevniyal Lisesi,...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. 35 sene...

Image

Canan Keleş

1989 yılında İstanbul’da doğdum. Lisans...

Image

Can ERSAL

Can Ersal İstanbul MSü Güzel Sanatlar Akadem...

Image

Caner GÖKÇEOĞLU

1979 yılı Ankara doğumlu, Eskişehir Osmang...

Image

Emine ÖZDEMİR

79 Düzce doğumluyum. Şu an Ankara'da yaşıyor...

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...