Facebook

Baba, anne bir de yedi yaşındaki kız çocuğu akşam yemeğinden sonra televizyona seyre daldıkları sırada aniden elektrikler kesildi. İlk tepki çocuktan geldi. Cılız sesiyle ufak bir çığlık attı. Baba ayağa kalktı. Bir yandan akşam saattin de neyin kesintisi olduğunu anlamaya çalışırken, bir yandan da ortada duran sehpaya çarpmamak için ufak adımlarla ilerleyerek televizyonun altındaki mumların bulunduğu çekmeceye ulaşmaya çalışıyordu. Bu sırada anne de oturduğu koltuğun arkasındaki perdeyi aralayıp civardaki evlerde ışık olup olmadığına bakıyordu. Perdeyi çeker çekmez odanın içerisine sokağı aydınlatan direğin ışığı süzüldü. Anne etrafındaki evlere baktı; hepsinde ışık vardı. Dışarıdan giren ışıkla evin içi loş bir hal aldı. Adama dönerek her yerde elektrik olduğunu söyledi. Adam ufak bir şaşkınlığın ardından kızgın bir ses tonuyla, ağızından tükürük parçaları akıtarak, “Babam!” dedi. “Babam yaptı bunu.” Yumruk yaptığı elini televizyon ekranına sertçe vurdu. Çocuk ağlamaya başladı. Adam tekrar söze başladı: “ Bu evde benim de hakkım var. Sadece kendisininmiş gibi davranarak bizi yıldıracağını sanıyorsa daha çok bekler. Benim maaşım olmasaydı b.k yapardı bu kadarını!”

Çekmeceden aldığı mumu cebinden çıkardığı çakmakla yaktı. Koridordan geçerek dış kapıyı açtı. Elektrik şalterinin olduğu yere gitti. Aşağıya doğru inmiş olan siyah düğmeyi yukarıya kaldırdı. Eve geri döndü. Anne tekrar televizyonu açtı. Çocuk öğretmeninin verdiği ödevi yapmaya başladı. Adam sık sık yaptığı gibi eline koca ekranlı, parlak ışıklı, akıllı telefonunu aldı. Facebook’u açtı. Arkadaşlarının paylaştığı birkaç resme baktı. Sonra futbol maçlarının özetini gösteren bir video ile karşılaştı. Yukarda Facebook’un o meşhur sorusu yazıyordu: “ Ne düşünüyorsun? ”Gözleri soruya takılı kaldı. Bir süre öylece baktı. Babasını düşündü. Eşine doğru baktı. Yemek masasında ödevini yapan çocuğuna baktı. Babasının bütün kini aslında o ikisi içindi. Oğlunun boşanmış bir kadınla evlenmesine rızası olmadığı gibi sonradan da çocuğu olduğunu öğrenince iyiden iyiye öfkesi artmıştı. Bu evliliğin olmaması için çok uğraşmıştı. “Evlatlığın reddine kadar giderim” diye az tehditler savurmamıştı. Ama gönlü bir türlü razı gelmese de bu evlilik gerçekleşmiş üstüne üstelik de evde oğlunun payı olduğu için alt katta oturan kiracının yerine oğlu, gelini bir de onun ilk kocasından olan kız çocuğunun yerleşmesine göz yummuştu. Ama o süreçten sonra oğluyla arası bir türlü düzelmediği gibi daha da kötüye gitti. O evde oturmalarını istemiyordu. Bu yüzden söylemediği laf, etmediği kötülük kalmamıştı. En son da elektriklerini kesmeye kalkmıştı.

Adam Facebook’un ekranına bakarken bu düşünceler bir anda film şeridi gibi aklının bir ucundan öteki ucuna doğru geçiyordu. Gözü tekrar soruya takıldı… “Ne düşünüyorsun?” Kaşlarını çattı. Yazının üzerine işaret parmağıyla bastı. Ve yazmaya başladı. “ Şu an ne düşünüyorum biliyor musunuz? Babamı öldürmek. Yeter artık. Bıktık yaptıklarından. Şimdi de ne yaptı biliyor musunuz? Elektriğimizi kesti. Çoluk çocuk karanlıkta kaldık. En sonunda vurup kurtulacağım.”

Çağımız insanı duygu yoğunluklarını – mutluluk, üzüntü, öfke, aşk, sevgi – sıcak geçecek dost muhabbetlerinde veyahut maaile toplantılarında söylemek yerine sosyal medya denen balçık bataklığından türemiş Facebook, Instagram gibi yapay mutluluk platformlarında paylaşmayı tercih eder hale geldi. Oğuz Atay’ın kırk küsur yıl önce söylediği, “Bazılarımız şiirlere tutunuyor/ bazılarımız şarkılara/ bazılarımız filmlere tutunuyor/ bazılarımız kitaplara/ sanırım artık insan tutunamıyor insana.’ Sözlerini günümüze çevirecek olsak “Bazılarımız facebook’a tutunuyor / bazılarımız instagrama / sanırım artık insan tutunamıyor insana.’ olurdu. Bırakın insanın insana tutunmasını; kitaplara, şiirlere, şarkılara tutunan insan bulmakta zorlanır hale gelindi. 

Adam telefonundan paylaştığı mesajın on dakika sonrasında yorumların geldiğini gördü. Yan komşusu, “ Hayırdır komşu tam olarak sıkıntı ne?” yazıyordu. Onun altında dayısı, “Dayım yanlış bir şey yapma, kötüler bu dünyada olmasa da öteki dünyada mutlaka hesap verirler.” diye sosyal içerikli bir mesaj atmıştı. Onun altında arka mahallede oturan çocukluk arkadaşı,  “Karını, çocuğunu düşün kardeşim, sıkma o güzel canını.” yazılı yorumda bulundu. Adam bunları okurken birkaç mesaj daha geldi. İş arkadaşı, “Babadır sonuçta boşver geçer bunlar da.” Amcası “Eee herkes hak ettiğini yaşar, aferin abime.” Asker arkadaşı, “Devrem senin sıkıntın benim sıkıntım her zaman arkandayım.” Mahalle bakkalı, “Çocuğunu düşün, sonra ona kim çikolata alacak?” gibi çıkarcı bir yorumda bulundu. Kuzeni, “Öldürsen ne olacak sen hapse o mezara.” Karşı komşu, “Karını arkanda gözü yaşlı mı bırakacaksın?” çıkar kokan bir yorum da ondan gelmişti. Bunlara benzer birkaç mesaj daha geldi. Adam hepsine teker teker yorum yazmak yerine isimlerini etiketleyerek, “Destek verenin de vermeyenin de canı sağ olsun.” diye bir yorum patlattı. Ve eşinden bir çay daha doldurmasını istedi. Çocuk ödevini yaptı. Anne tatlısını bitirdi. Baba çayını son yudumuna kadar içti. Yatma vakti geldi. Televizyonu kapattılar. Sonra da elektriği bu sefer kendileri kapatıp Facebook’ta yapılan o muhteşem konuşmalardan sonra uykuya daldılar.

Ertesi gün, ondan sonraki gün, daha sonraki gün adam o yorumları atanların kimisiyle yolda karşılaştı. Kimisiyle telefonda konuştu. Hiç kimse bahsi geçen konuyu açmadı. Havadan sudan edilen birkaç muhabbetin ardından telefonlar kapatıldı. Yolda görülenlerle selamlaşılıp ayrılındı. Artık bu mevzuların yeri sosyal medyaydı. Mutluluk, mutsuzluk, öfke, aşk, sevgi sosyal medyada tartışılıp konuşulacaktı. Vaziyetler orada sonuca bağlanacaktı ki yolda veya telefon konuşmalarında havanın durumu, suyun berraklığı tartışmalarına daha fazla zaman kalabilecekti.

Image

Ahmet ASLAN

Askerdeyken şiirler yazmaya başlayan Ahmet As...

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir ? 1976 yıl...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül Ekşioğlu

İstanbul’da doğdum, Per...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. 35 sene...

Image

Canan Keleş

1989 yılında İstanbul’da doğdum. Lisans...

Image

Can ERSAL

Can Ersal İstanbul MSü Güzel Sanatlar Akadem...

Image

Caner GÖKÇEOĞLU

1979 yılı Ankara doğumlu, Eskişehir Osmang...

Image

Emine ÖZDEMİR

79 Düzce doğumluyum. Şu an Ankara'da yaşıyor...

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...