Anlatı 4/Torre Annunziata - İtalya

Bu hikâyede yer alan hayaller

TAMAMEN gerçektir.

 

 

 

ANLATI;

 

 

17 Şubat 2018

Torre Annunziata - İtalya

 

İstikrarlı hayallerimin başkenti. Şubat. Soğuk. Bir adam. İriyarı. Hiç bilmediğimiz bir ülkenin, yabancı dil bilen kedilerini besliyor. O sıra yabancı bir rüzgâr esiyor. Tenlerimiz, aynı dili konuşan iki sokak köpeği gibi oynaşıyor sokağın ortasında. Elini tutuyorum. Tüm sokaklar kırmızı kokuyor. Elini tutuyorum. Hiç konuşmadan, bir daha bırakmayacağımı anlıyorsun. Az daha sıkıyorsun elimi, anladığını teyit eder nitelikte. Gece başlarken gözlerin seni seviyorum rengini alıyor. Deniz kenarında bir tren istasyonu. Çöpün yanında duruyorsun. Çöpün içinde gönderilmemiş bir aşk mektubu var. Bilmiyorsun. Gönderilmemiş o aşk mektubunun yanından hızla bir tren geçip gidiyor. Saçlarını gecenin içine doğru sürüklüyor. Aynı anda. Geceyi yara yara. Düdük çala çala. Bir gemi geçiyor denizden. Arkanı dönüyorsun denize. Şimdi istasyondan evler görünüyor. Tek tek süzüyorsun evleri. Kiminin perdeleri sıkı sıkıya kapalı. Kimi karanlık. Pencerenin birinden siyah bir piyano görünüyor. Odada kimse yok. Işık açık. Açık mavi bir ışık. İki kat üsteki evin de ışığı açık. İki kişi var ayakta. Büyükçe bir pencerenin önündeler. El kol hareketlerinden anlaşılıyor ki, tartışıyorlar. Birbirilerini anlamıyorlar. Belli. Bana gösteriyorsun onları. Konuşmuyoruz yine. Koltuğumun altına giriveriyorsun birden, hafif dizlerini kırarak. Aynı münasebetsiz merakları yaşıyoruz.

 

Elini tutuyorum hâlâ. Aklını değil. Benimleyken gitme, gidince istediğin zaman dönme özgürlüğün var. Gitmiyorsun. Gitmeyişini seviyorum. Yanımda uyumanı seviyorum. Uyurken seni seviyorum. Napoli treni büyük bir gürültüyle geliyor. Bakışıyoruz. Konuşmuyoruz. Binmiyoruz. Gidiyor. Sahile doğru yürüyoruz. Gemiler görünüyor. Ağaçlıklı bir park. Biraz ürkütücü kokuyor. Denizi gören, yarı aydınlatılmış bir köşesinde bir cafe görüyoruz. Ahşap bir kulübe. Dışarıda kimse oturmuyor. İçerisi sıcak. Tahta kokuyor. Birer bira söylüyoruz beden dili ile. İçerideki insanlar kavga eder gibi. Herkes birbirine bağırıyor. Sonra hep beraber gülüyorlar. Yeniden içip, yeniden bağırıyorlar. Gülüyorlar. Ölüm gibi bir şey oluyor. Ama kimse ölmüyor. Birer bira neticesinde ortama alışmaya başlıyoruz. Bir süre daha sonra onlar gülünce bize de bir gülme geliyor. Tuhaf.

 

Küçük, daracık sokaklar. Her sokağın sonu bir kent meydanı. Her meydanda bir heykel. Bir kahvenin cam kenarındaki dantel örtülü masasında 70’li yaşlarda bir çift oturuyor. Bakımlılar. Adamın bembeyaz saçları özenle taranmış. Kadında ateş kırmızısı bir ruj var. Birbirlerine çok güzel bakıyorlar. Adam kadının kahvesine şeker atıp karıştırıyor. Yüzlerindeki her bir kırışık, bir yıla denk geliyor olmalı. Sokağa iki sandalye atıp bu çifti izlemek geliyor içimden. Sana söylemiyorum. Sen de anlamıyorsun. O sırada bir yerlerden bir müzik sesi geliyor. Biraz kulak kabartınca anlaşılıyor. O Sole Mio… Pavarotti yorumu değil bu. Ama severim. Biliyorsun. Dudağıma bir öpücük bırakıp müziğin geldiği yere doğru hızla gidiyorsun. Gerinde kalıyorum. Gerçek hayatta olduğu gibi. Bir anda gözden kayboluyorsun. Kapkaranlık kokuyor birden bu yabancı ülke. Düş bitiyor sanki. Mutsuz son. Sebepsiz ağrılar ve sahipsiz sesler kuşatıyor aklımı. Sokakta köpekler kavga ediyor. Bir baykuş sesi duyuluyor sanki. Kimse yok etrafta. Bomboş. Karanlıktan korktuğum dünler geliyor aklıma. Çocukken haklıymışım. Şimdi anlıyorum. Sonra, sanki ışıklı bir disko topu iniyor yukarıdan. Rengârenk ışıklar dönmeye başlıyor başımın üstünde. Ve bana seslenen sesin yankılanırken sokakta, kavga eden köpekler yok oluyorlar. Sokağın köşesinde seni görmemle aydınlanması dünyamın, aynı zaman dilimine denk geliyor. Aramızdaki sokak lambaları teker teker ama sırayla yanmaya başlıyor. Yanına vardığımda, elini tutup şöyle başlıyorum konuşmaya; ‘‘aydınlığına alıştım.’’ Ve devam ediyorum; ‘‘hem soğuktan, hem yalnızlıktan, hem de karanlıktan korunmak için sarılmak istiyorum sana…’’ Sarılıyoruz. Boynundan öpüyorum. Gülümseyerek cevap veriyorsun. Vezüv görüyor. Vezüv’ün bizi gördüğünü görüyoruz.

 

Vezüv, uzaktan bizi izlesindi. Vezüv, bizi çok sevsindi. Bu büyü hiç bozulmasındı. Yüzün hep gülsündü. Sesin hep duyulsundu. Ve hep seninle uyunsundu…

 

Burak Ketenci

Image

Ahmet ASLAN

Askerdeyken şiirler yazmaya başlayan Ahmet As...

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

1976 yılı İstanbul doğumludur. Akademik eğiti...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül Ekşioğlu

İstanbul’da doğdum, Pertevniyal Lisesi,...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. 35 sene...

Image

Canan Keleş

1989 yılında İstanbul’da doğdum. Lisans...

Image

Caner GÖKÇEOĞLU

1979 yılı Ankara doğumlu, Eskişehir Osmang...

Image

Emine ÖZDEMİR

79 Düzce doğumluyum. Şu an Ankara'da yaşıyor...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Orçun OĞLAKCIOĞLU

1974 yılında Denizli’de doğmuştur. Li...

Image

Özlem KALKAN ERENUS

1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...

Image

Sedat DELİOĞLU

1979 yılında Tokat’ta doğdu. İnönü üniv...