Fernando Pessoa / Derin Bir Yalnızlık Yaşanmamış Çocukluk

FERNANDO PESSOA / DERİN BİR YALNIZLIK YAŞANMAMIŞ ÇOCUKLUK

Hüzünlü bir mevsimdi. İstanbul’un en hatırlanası mekânlarından birinde Pera Cafe’deydim, birkaç yıl önce. Mevsimine uygun bir yazar okuyordum, öyle çabuk bitiremeyeceğim duygusuyla tanıştım Fernando Pessoa’yla.

Fernando Antonio Nogueira Pessoa, kimlikler üstü bir şair-yazar olarak geldi geçti bu dünyadan…

“Maskeyi çıkarıp aynaya baktım

Yıllarca önceki çocukla aynı çocuktum

Hiç değişmemiştim…

…” Alvaro de Campos /Gizemli Bir Maske

Portekizli şair şiirleri haricinde denemeler eleştiriler de yazmış. Ortalama bir insan ömrüne göre bile kısacık sayılabilecek yaşamına bol hüzün, yalnızlık, keder sığdırmış. Portekiz’de modernizmin öncülerinden biri olarak Avrupa’da ses getirmiş. Geçimini İngilizce ve Fransızca iş mektupları yazarak kazanmış, yalnız yaşamış ve karaciğer rahatsızlığına yakalanıp yine yalnız ölmüş.

“İnsan yaşamı alaya alınmayacak kadar hüzünlü ve ciddidir,” der FERNANDO PESSOA, diğer bir deyişle Bernardo Soares ya da Alberto Caeiro belki de Ricardo Reis, bir ihtimal Alvaro de Campos. Niçin böyle söylüyorum?

Pessoa kendi kimliğinin dışında yarattığı, can, kan, duygu, meslek, yaş, cinsiyet kattığı dış kişiliklerini hep sevmiş. Var olmaları, dile gelmeleri, hayatla olan kavgalarını ifade edebilmek için özenle uğraşmış. Pessoa’nın kahramanlarında kendisinden izlere pek tabii rastlanır, bazılarında daha az, bazılarında daha çok. Ölümünden önce yeteri kadar zaman ayırsaydı ve tüm bu dehlizlerde kaybolan dünyaları günışığına çıkarsaydı kısaca okurlarıyla paylaşsaydı, yaklaşık 27 bin sayfayı bir sandığın evet bir sandığın içinde yıllarca saklamasaydı kim bilir ne çok insanın hayatına dokunurdu. Okurları da kendi hüzünlü dünyalarında bir çıkış yolu ararken bir satırından, bir duygusundan güç bulabilirdi belki.

“Huzursuzluğun Kitabı” adlı eserinde çevirmeni Saadet Özen şu satırlarla tanımlıyor sanatçıyı, ”Pessoa’nın efsanesinde en dokunaklı ve büyüleyici olan kendini kimliklerle çoğaltmasından ziyade, bu kimlikleri yaratmaya onu iten başlı başına edebiyat, bütün edebiyat olma isteği, apayrı renklere büründürmeyi bildiği diliyle, ifade gücüyle yapıtının kendisidir.”

Uzun uzun anlatmış Pessoa. Yağmura bakmış yazmış, önü sıra yürüyen birinin sırtına bakmış yazmış. Yalnız, hüzünlü, tek başına, pencere kenarında, ıssız sokakları izlerken ya da soğuk odalardaki çocukluğun yaslanabileceği bir göğüs, bir anne şefkati ararken hep yazmış.

“Yağmurun sesinden doğan sessizlik, seyre daldığım daracık sokakta griye çalan, giderek yoğunlaşan tekdüzeliğin içinde dağılıyor.”

“Her şey uyuyordu. Evren baştan sona hataydı sanki.”

“Dolayısıyla ırmağa eğilmiş, gerçeğin beni terk etmesini, beni yeniden hiçlik ve bir yalan olarak akıllı ve doğal olarak bırakmasını bekliyorum.”

Zaman zaman insan bir duyguya kapılıyor. Okuma, yazma, kaydetme, takip etme isteğini, tüm bunların kendi içinde yarattığı dengeyi ve ardından hayatımıza kattığı ritüeli çok arar oluyoruz. Hepsini birden okuyamayacağımızı bildiğimiz kitapların, yaşam öykülerinin, harika kurguların, altını çizdiğimiz cümlelerin içinde kaybolmak istiyoruz. Hala şansımız varsa ve dileklerin sınırı yoksa uzun bir ömür dileyebilir, sayfalarını araladığımız kitaplarda yanlarına, yamaçlarına sokulmayı hayal edebiliriz.

Bu kapsamda Pessoa’yı düşünürsek hüzünlerini hüzünlerimize katar, bir pencereden ıssız bir sokağa bakışına, içinde yaşatmaya çalıştığı umudun güdük varlığına, duygu girdaplarında Huzursuzluğun Kitabı’na adım adım yaklaşmasına hayretle eşlik eder, çoklu yaşamların ondan, coğrafyadan, kimlikten sıyrılmasına nasıl ortak olduğuna tanık oluruz.

"Kaçtığım bütün savaşların yaralarını taşıyorum."

"Anlamak için kendimi yok ettim."

(Anlamaktan Yoruldum)

Demem o ki, huzursuzluğu ve hüznü yatağına sığmayan bir nehir olan Fernando Pessoa özel, farklı bir sanatçıdır yazın dünyasında. Eserlerinde tek bir kimliğin içine hapsolmasını beklemek okuyucularının düşeceği en büyük yanılgı olur. Sayfaları çevirmeden önce bu sözleri hatırlamak, belki onu daha iyi anlamamız için yalnızlık sisi taşıyan minik bir ipucu olur bize kim bilir…

 Ayşegül Ekşioğlu

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir ? 1976 yıl...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül Ekşioğlu

İstanbul’da doğdum, Per...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. 35 sene...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

Hasan Ünal

1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur. An...

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...

Image

Orçun OĞLAKCIOĞLU

1974 yılında Denizli’de doğmuştur. Li...

Image

Özlem KALKAN ERENUS

1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...

Image

Sedat DELİOĞLU

1979 yılında Tokat’ta doğdu. İnönü üniv...

Image

Selda ÖZTÜRK

SELDA öZTüRK / ANKARA Kafkas üniversitesi Bür...

Image

Serap Şahin

1987 yılında Bolu’da doğdum. Dokuz Ey...