Metafor / IL POSTINO’YLA Geçmişin Sığınağında

Metafor / IL POSTINO’YLA Geçmişin Sığınağında

Sığınakları olmalı insanın.

Yüzü kararmış denizin dalgalarını bertaraf etmek için kayalıkların ortasına belli belirsiz oyulmuş gizli bir geçidi. Bir kez keşfettikten sonra ne zaman ruhu ihtiyaç duysa orada bulsun kendini. Mabedine uzanan ince bir yol olsun iç konuşmaları. Hesaplaşmalara ne çok yer bulur o kalpte. Vazgeçişlere ne çok… Tüm zamanların en kayda değer kararlarını böyle zamanlarda alır insan. Bazen de anısı daim olan sahneleri, anları, hisleri, kişileri özenle yerleştirir o köşeye. Örneğin siz? Hatırlamaktan hep mutluluk duyduğunuz detaylar muhakkak vardır, nedir onlar, ne kadar çoktur ya da az?

Benim saçlarımda ışıltılar, ellerimde umutlarım var. Parmaklarımın ucunda, kirpiklerimin gölgesinde, kalbimin köşesinde kelimelerim. Bana iyi geliyor. Öyle kuvvetli ki bir o kadar da sakin. Benim dingin sözlerim var, hecelerim. Dilimin ucunda seslenişlerim var. Kıymetlilerim, kıyıda köşede saklanmış, kendi kozasına gömülmüş öykülerim. Çoğalıyor, birikiyor, demleniyor aynı zamanda. Kim bilir belki bir zaman sonra gün ışığına çıkmayı bekliyorlar.

Kelimelerse bahse konu, Virginia Woolf’un dediği gibi “kendine ait bir odası” olur da insanın kendine ait bir sığınağı olmaz mı? Bazen insan içinde cesareti az, umudu çok bir sığınak yaratır. Herkesin kendine ayırdığı bir dünyası elbette olmalıdır. İçsel, özel bir alan. Çocukluğuna, gençliğine, aşklarına, dostluklarına, gezdiği gördüğü yerlere ait hatıraları en derinlerde saklar. Benim sığınağım, mabedim, kozam filmlerimdir, kitaplarım, müziklerim, güzel danslardır. Yürüyüşlerimdir. Dalgınlıklarım, eskimeyen anılarım beni alır çoğaltır, öfkemi dindirir, acılarımı sarıp sarmalar, sağaltır. Gün ortası şehrin farklı mekânlarından görüntüler kazınır belleğime. Ayrışır, şehrin gürültüsüne karışmış, kalabalığın uğultusunda kendini unutmuş insanlar bilmeden gelir dünyama yerleşir. Bir an, kısacık, belli belirsiz bir anı gibi eklenir ruhuma. Karmaşadan süzülür, ben onu aldığımı hissetmem bile.

Yıllar öncesine gittiğinde hafızam, karşıma çıkan en güzel sahnelerden biri bir filme aittir. Hatırlar mısınız bilmem muhteşem bir İtalyan filmi. “IL POSTINO / POSTACI” ne kadar özeldir benim için, bir okul çıkışı tek başıma izlediğim ve etkisini yıllardır kalbimde taşıdığım hikâye. Bir sinema salonu belki Pera’ydı, belki Alkazar ya da Emek, bu filme yakışır bir salon olduğuna eminim. İstiklal Caddesi’nde olduğumu hatırlıyorum bir de daha sonra başrol oyuncusunun belki daha bir gün bile geçmeden öldüğünü, sağlığını o film için nasıl geri plana attığını öğrendiğimde ne kadar üzüldüğümü.

Kendi halinde sakin bir hayat süren postacı Mario’nun hikâyesiydi anlatılan. Güzeller güzeli Beatrice’se sevdiği kadın. Görevi dönemin ünlü şairi Pablo Neruda’ya mektuplarını götürmekti. Kısa süre içinde bunun sadece bir görev olarak kalmayacağını,  Şili’li şaire bu denli yakınlaşacağını ve şiiri bu denli seveceğini, anlamaya çalışacağını kahramanımızın kendisi de bilmiyordu. Sabahın o ilk ışıklarının ardından ışıl ışıl güneşe Akdeniz’in eşsiz manzarası katılırken Mario’nun, bisikletiyle o yokuşu tırmanması, yüzündeki masumiyet, meraklı bakışları, duygusallığı hala aklımda. Yıl 1994’müş.

Kelimelere dökemediği onca sevgi sözcüğünü, kalbinde saklamak yerine Neruda’nın onda yarattığı etki, açtığı ufuk Mario’yu bambaşka bir dünyaya taşır. Metaforların dünyasına, biz de böylece onun dünyasına dâhil olur tanır, anlamaya çalışırız: Metafor…

-Bay Pablo!

-Metafor…

-Peki, o nedir?

-Metafor mu? Şey… Metafor, nasıl söylesem bir şey hakkında konuşup başka bir şeyle karşılaştırma.

-Peki, bu acaba şiirlerinizde kullandığınız şey mi?

-Evet, elbette öyle.

-Mesela?

-Mesela “gökyüzünün gözyaşları” dediğinde neyi kastedersin?

-Sanırım yağmuru

-Evet, bravo! İşte bir metafor!

-Öyleyse basitmiş. Peki, bunun ismi neden bu kadar zor?

-İnsanların fazla basit ya da fazla karmaşık şeylerle işi olmaz.

 

“Bir şiir açıklandığında sıradanlaşır. Açıklamaktansa hissetmelisin. Bir şiiri şiir yapan onu okurken hissettiğin şeylerdir. Şiirin ruhunun yorumlanması gerekir.”

“Şiir, onu yazana değil, ona ihtiyacı olana aittir.” Il postino (1994)

Dijital dünyanın gücü, internet sayfalarında rastladığım bu satırlar, aradan yirmi küsur yıl geçse de insana o atmosferin kapılarını aralayabiliyormuş. Bir yıl daha biterken gündelik yaşamımızdaki acılar ve sevinçlerden sıyrılıp zamansız ve sonsuz bir iz bırakan bir anıyı o sığınaktan çıkarmak, bitişlere hediye etmek da benim tercihim olsun.

İyi seneler…

 

 

 

Image

Ahmet ASLAN

Askerdeyken şiirler yazmaya başlayan Ahmet As...

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Güner Görmüş” Kimdir ? 1...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül Ekşioğlu

İstanbul’da doğdum, Pertevniyal Lisesi,...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. 35 sene...

Image

Canan Keleş

1989 yılında İstanbul’da doğdum. Lisans...

Image

Can ERSAL

Can Ersal İstanbul MSü Güzel Sanatlar Akadem...

Image

Caner GÖKÇEOĞLU

1979 yılı Ankara doğumlu, Eskişehir Osmang...

Image

Emine ÖZDEMİR

79 Düzce doğumluyum. Şu an Ankara'da yaşıyor...

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...