Yeni Yıl Hikayesi

Yeni Yıl Hikayesi

Siz kibritçi kız masalını bilir misiniz? Hani yılbaşı gecesi herkes eğleneceği yere gitmek için acele ederken, sıcak evindeki güzel sofralara yetişmek için karların üzerinde temkinli adımlarla ilerlerken insanların arasında çıplak ayaklarıyla kibrit satmaya çalışan ufak kızın masalını...

Adem on iki yaşında hayatın yükünü omuzlarında sırtlamış genç bir delikanlı. Babası inşaat işçisi, iki yıl önce inşaat iskelesinden düşüp belinde geri dönüşü olmayan hasara yol açınca eve mahkum olmuş. Adem'in annesi henüz Adem henüz üç yaşındayken içinde bulunduğu yoksulluğa dayanamayıp bir gece kimseye belli etmeden evden kaçmış. Bir daha da gören olmamış. Babaannesi büyütmüş Adem'i. Babası kaza geçirince okuldan ayrılmak zorunda kalan Adem sırasıyla: tamirhane, su satıcılığı, hurdacılık, kağıt toplama gibi işlerde boy göstermesine rağmen ufak bedeni dayanamamış. Ama vazgeçip de evde oturma gibi bir lükse de sahip değilmiş.

Soğuk, kırbaç misali insanın yüzüne vuran rüzgarlı bir Ankara gününün sabahında erkenden kalkan Adem önü açılmış botlarını ayağına geçirip üzerine yırtık, bir beden ufak kalmış paltosunu giyerek dışarı çıktı. Kar etrafı gelinlik gibi bembeyaz kaplamıştı. Ellerini cebine koydu. Ağır adımlarla yürümeye başladı. Etrafta süslenmiş camekanlarda yeni yılın gelişini kutlayan mesajlar vardı. Bugün yılın son günü olduğunu hatırladı. Bu akşam yılbaşı akşamıydı. Kafasında başka bir iş vardı. Ama yeni yıl gününde olduğunu farkedince doğru soluğu gül satan Çingene Hatice'nin yanında aldı. Cebindeki kısıtlı parasıyla bir miktar gül satın aldı. Bugün yapacağı iş belliydi. İyi restoranların önüne gidip gül satmak...

Birkaç avm'nin önünde durduysa da satış yapamadı. Herkeste bir telaş vardı. 'Büyükler acil yapılması gereken işleri üşengeçliklerinden en sona bırakmaya sonra da yarım yamalak yapmaya bayılırlardı' diye geçirdi aklından. Hava kararmaya başladı. İyiden iyiye ayaz kendini göstermeye, kar yağışı da artmaya devam ediyordu. Adem'in elleri soğuktan hareket edemez hale geldi. Gülleri bir o eline bir bu eline alıyordu. Boşta kalan elini cebinde ısıtmaya çalışsa da başarılı olamıyordu. Bir ara avm'nin içerisine girmeyi denediyse de kapıda duran güvenlikler almadı. Hızlı adımlarla ilk duracağı restoranın önüne yürümeye başladı. Çok geçmeden vardı. Camekandan içeriye gözü ilişti. Beyaz gömlekli, papyonlu garsonlarda ummalı bir hazırlık vardı. Kendisini içeride babasıyla beraber piyanonun yanındaki masada otururken hayal ettti, güzel ezgiler eşliğinde garsonların getirdiği sıcak yemekleri yerken... Sonra babası geldi aklına. Evde onu bekliyordu. Elindeki gülleri satıp eve dönerken yiyecek bir şeyler alması lazımdı. Hemen işinin başına koyuldu. Tek tük gelmeye başlayan restoran müşterilerinin önüne atıldı. "Taze güllerim var, kırmızı güller. Bu özel gecede eşinize armağan etmek istemez misiniz beyefendi?" Adam oralı olmadı. Bir diğerine aynısı yaptı. O da oralı olmadı. Bir diğeri... Sonuç yine hüsran. Sonuncusunda sevecen görünen bir kadın yanına yanaşıp bu soğukta burada ne aradığını sordu. Bir iki tatlı söz, yüzünü okşamasından sonra yürüyüp gitti. Buradan umudunu kaybeden Adem soluğu diğer restoranda aldı. Burada da kısa süre sonra restoranın güvenlikleri tarafından müşterileri rahatsız ediyor gerekçesiyle uzaklaştırıldı. Hava iyice soğudu. Kar durmak bilmiyordu. Botlarındaki deliklerden ayakları ıslanmıştı. Şimdi daha da üşüyordu. Son restorana gitti. İnsanların çoğusunun içeriyi doldurmuş olduğunu gördü. Hüsrana kapıldı. Tek bir gül bile satamamıştı. Üstelik yılbaşı diye bütün parasıyla gül almıştı. Eve döneyim diye düşündü. Bir tane bile ekmek alacak parası yoktu. Babası aç bir şekilde onu bekliyordu. Bir gayret çatallanan sesiyle "Taze güllerim var. Aşk kokulu güller. Yeni yıla özel, kırmızı güllerrrrrr." diye bağırdı. Olmadı. Kimse aldırış etmiyordu. Etrafta fazla insanda kalmamıştı. Caddenin karşısından Adem'in yaşlarında bir erkek çocuğunun iki yanında annesi ile babası ellerini tutmuş hızlı adımlarla gidecekleri yere yetişmeye çalışıyorlardı. İç geçirdi. Ayak parmakları sancı yapmaya başladı. Vücudu titriyordu. Kuru bir köşe başı buldu. Çömeldi. Elindeki gülleri kenara koydu. Ayaklarını karnına çekti. Babaannesinin yıllar önce anlattığı 'kibritçi kız' masalını hatırladı birden. Bugün olanlar ne kadar da benziyordu o hikayeye. Kibritçi kıza... Benim sonum da onunki gibi mi olacak, diye düşündü. Gözleri ağırlaşıyordu. Ayaklarının uyuştuğunu hissedebiliyordu. Ellerini hareket ettirmekte zorluk çekiyordu. Gözleri kapandı. Babasıyla yemek dolu bir sofrada gördü kendini. Kahkahalar eşliğinde sıcak yemeklerden yiyordu. Pistte dans edenler vardı. Sıcak bir ortamdı. Öldüğünü düşündü. Ölmüş olmalıydı.

Ertesi gün gözünü açtığında tanımadığı bir evdeydi. Şömineden yayılan alevleri gördü. Odun çıtırtıları güzel bir melodi gibi kulağını okşadı. Yerde otantik bir halı vardı. Şöminenin üstünde yabani hayvan resimleri asılıydı. Diğer köşede bolca kitap vardı. Arkasından bir ses geldi. "Uyandın mı oğlum?" Konuşan babasıydı. Şaşırdı. Nerede olduğunu anlamaya çalışırken bir de babasının burda olduğunu görünce gerçekten ölmüş olduğunu düşündü. Sonra odaya kalın çerçeveli gözlüklü, siyah gür bıyıklı bir adam girdi. "Ooo delikanlımız uyanmış, yılbaşına uyurken girdin. Artık bütün yıl yataktan çıkmazsın." dedi. Tebessüm etti. Adam delikanlının şaşkın bakışlarını görünce durumu açıklama gereği hissetti. "Seni dün gece bir köşe başında baygın halde buldum. Ne yalan söyleyeyim ilk baktığımda öldüğünü düşündüm. Vücudun buz kesmişti. Sonra ölmediğini anlayınca apar topar hastaneye götürdüm. Serum tedavisi falan seni biraz kendine getirdi doktorlar. Sağolsunlar. Sonra sana adresini sordum. Bir baban olduğunu, yürüyemediğini söyledin. Seni hastanede bırakıp babanı buldum. Evime davet ettim. Ona durumu anlattım. Sonra da seni getirdik. Sanırım bunları hatırlamıyorsun." Adem hatırlamadığını göstermek istercesine başını iki yana salladı. Adam devam etti. "Ziyanı yok. Sen uyurken biraz babanla sohbet ettik. Durumunuzu anlattı. Başınıza gelenleri. Ben tek başıma yaşıyorum. Burda yaşamanızı teklif ettim. Seni okula gönderebileceğimi de söyleyince kabul etti. Yani anlayacağın eğer sen de istersen bundan sonra burda sıcak bir evde, sıcak bir aile ortamında yaşayabilirsin." Adamın yüzündeki ılık gülümseme, sesinin sevecenliği karşısında Adem'in yüreği sıcacık olmuştu. Teklif hayır denemeyecek kadar güzeldi. Adam tekrardan sadece Adem'in duyabileceği bir ses tonuyla fısıldarcasına, "Hem merak etme kibritçi kızın yaşadıklarını sen yaşamayacaksın, sana söz veriyorum." dedi. Adem bunu duyunca şaşırdı. Yüzü kızardı. Sayıklamış olacağını düşündü. Ama sonunun bir masal kahramanı gibi olmayacağını bilmenin sevinciyle yüzü güldü. Ve hayatı boyunca da bu gülmesi eksik olmadı.

Image

Ahmet ASLAN

Askerdeyken şiirler yazmaya başlayan Ahmet As...

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Güner Görmüş” Kimdir ? 1...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül Ekşioğlu

İstanbul’da doğdum, Pertevniyal Lisesi,...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. 35 sene...

Image

Canan Keleş

1989 yılında İstanbul’da doğdum. Lisans...

Image

Can ERSAL

Can Ersal İstanbul MSü Güzel Sanatlar Akadem...

Image

Caner GÖKÇEOĞLU

1979 yılı Ankara doğumlu, Eskişehir Osmang...

Image

Emine ÖZDEMİR

79 Düzce doğumluyum. Şu an Ankara'da yaşıyor...

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...