Yasemin

 

 

 

Birazdan beni çağıracaklar. Unutmak için geldim buraya. Resepsiyondaki genç çocuk, “Geçmişle vedalaşmaya hazır mısınız,” demişti.

“Evet, adımdan başka her şeyle.” Gözlüklerinin üzerinden yorumsuz bakmış, peki, demiş, sesindeki düz ton fazla soru sormamı engellemişti. Boğazına kadar iliklediği siyah üniforması ve beyaz eldivenleriyle bir an gözden kayboldu, döndüğünde kalınca bir kitapçığı ellerime tutuşturdu.

“Bir aylık değerlendirme süresinin sonuna geldik. Son olarak lütfen kitapçığı okuduktan sonra formu doldurunuz. Kararınız değişirse doldurmanıza gerek kalmayacaktır.” Değişmeyecek demek istedim, beni dinlemeden döndü, bankonun arkasındaki kapıdan çıktı gitti.

Dışarı çıktım. Kumların üzerinde hemen hepsi boş duran eski, ahşap banklardan birine oturdum. Bankları denize doğru çapraz sıralamışlar. İnsan oturduğu zaman arkada kalan beyaz taş binayı göremiyor, ufukla baş başa kalıyor Elimde kitapçık bir süre çevreye bakındım. Her şey gri, her şey ıslaktı. Deniz, gökyüzü, banklar, ben ve az sayıda insan. Kumların üzerindeki yer yer silinmiş ayak izlerini takip ettim gözlerimle. Gri, puslu havayı içime çektim. Deniz kenarında biriken dalgaların ayaklarımı ıslatmasını umursamıyorum. Biraz ötede kalın paltosuna sarınmış, sakallı bir adamla, genç, güzel bir kadın birbirine sokulmuş fısıldaşıyorlar. Onun da siyah, kabarık etekleri bileklerine kadar sırılsıklam. Yüksek sesle de konuşsalar duyamam. Fırtınanın sesi her şeyi yutuyor. Belki de bu yaştan sonra birlikte hatırlamak istiyorlar bazı şeyleri. Belki de kadın adamı ikna etmeye çalışıyor geçmişe dair. Yine de mutlu görünüyorlar.

Haber verdikten kısa bir süre sonra mavi ışıklı, beyaz bir odaya aldılar beni. Üzerimdeki pamuklu, beyaz tulumla kapsüle benziyorum Sadece gözlerim açıkta, bir pencereden bakıyor gibiyim. Yüksek tonda viyolonsel sesi odanın içinde, ben seçtim. Büyük, geniş balkondan az önce oturduğum bankı görüyorum. Dedikleri gibi uzun uzun okudum orada ve bir an tereddüt etmeden formu doldurdum.

Az sonra üniformalı gencin söylediği danışman geldi, karşıma oturdu.

“Benim adım Natalie. Seansa geçmeden önce sizinle biraz konuşmak istedim,” dedi.

“Herkesle böyle konuşur musunuz?”

Kulaklarının arkasında topuz yaptığı saçlarını simli pembe filelerin içinde toplamış, kâküllerinin aralarına boncuk tokalar tutturmuştu.

“Tahmin edeceğiniz gibi konuşmuyorum. İlk defa sizin gibi bir taleple karşılaşıyoruz. İnsanlar genellikle yaşadıkları bir tramvayı, tecavüzü, aşk acısını ya da ölümü hafifletmek için böyle bir karar alabiliyorlar. Nispeten kolay oluyor. Oysa siz…”

“Oysa ben bugünden önce yaşanan bütün anları sildirmek istiyorum.”

“Evet, tam anlamıyla böyle söyleyebiliriz, geçmişe dair görünür bir hiçlik tercih ettiğiniz ve açıklamaya çalıştığımız...”

Ayağa kalktım, ellerim tulumun içinde kaldığından istediğim gibi hareket edemiyordum. Sırtımı duvar yasladım.

 “Açıklamaya çalıştığınız her şey kitapçıkta etraflıca anlatılmış, okumadığım tek bir satırı kalmadı. Her tür riski göze alıyorum.”

Natalie ayağa kalktı. Elindeki forma birkaç cümle ekledi. Bu bembeyaz odada, beyaz giysisi içinde ince bir vazoya yerleştirilmiş siyah bir karanfil gibi duruyordu. Bir zaman bana baktı.

“Eh peki, madem öyle diyorsunuz, ben sadece hatırlatmak istedim.” Arkasını dönmedi, geri geri yürüyerek odayı terk etti. Müziğin sesi yeniden yükseldi.

Bana hava kararana kadar bu odada yalnız başıma kalacağımı, ihtiyacım olduğunda kapının yanına gelirsem kendiliğinden açılacağını söylemişlerdi. Her an kararımı değiştirme ihtimalime karşı. Sırtüstü uzandım. Yatak oldukça alçak ve rahattı. Odada yasemin ağırlıklı bir esans dolaşıyordu,  yine benim tercihim oldu. Mavi yasemin dikmemi O istemişti. Henüz Mart gelmemişti. Bir kitapta okuduğunu, anavatanının yeryüzünün en yüksek noktası olan Himalayalar olduğunu söylemişti. “Değerli ve kırılgan olan her şeyin en iyi şekilde korunduğunu o minik tohumlar da biliyor demek,” demişti.

Kokuları da unutmak mümkün olacak mıydı, buna dair bir bilgi okuduğumu sanmıyorum. Bunun üzerine kafa yormaya başladım. Koku belki tanıdık gelse bile görsel çağrışımla bir bağ kuramayacaktım. Ellerimi karnımın üzerinde birleştirdim. Dışarıda rüzgârın savurduğu ufak tefek kâğıt parçaları, yapraklar, zaman zaman pencereye dolan bir sesle ne kadar zaman geçirdiğimi bilmiyorum. Gözüm ileride, sisin içinde belli belirsiz seçilen binalarda, bir köşede sallanıp duran narin yelkenlideydi.  Uyumuşum.

Etraftaki kıpırtıları hissettiğimde beklenen an geldi dedim. Başucumda Natalie’yi ve epeyce yaşlı, saçları gümüşi, doktoru gördüm. Büyük bir ciddiyetle odaya getirdikleri cihazdaki ekranı kontrol ediyordu. Bana döndü, gülümsedi.

“Hazırsınız değil mi?”

 “Evet.”

Başlığı çıkarıp saçlarımı ıslattı, cihazdan çıkan ince kabloları saçlarıma ve derime tutturmaya başladı. Yaklaşık elliye yakın kablo vardı. Son derece sakin hareket ediyor, hiç konuşmuyordu. Beni dişçi koltuğuna benzer büyük bir koltuğa aldılar. Natalie’ye baktım. Bana bakıyor ardından cihaza, orada beliren değerleri not alıyordu.

“Önce analizle başlarız normalde. Ancak sizin için bu çok kolay olacak. Bugünden önceki her şey.”

“Her şey,” dedim.

“Sonra silme işlemine geçiyoruz. Birkaç gün dinlendirip taburcu edeceğiz sizi. Tüm anıları seçtikten sonra kısa bir süre içinde olacak tüm bunlar.”

“Bir şey söylemek istiyorum.” Cihazla uğraşmayı bıraktı, geldi, yanıma oturdu. Hikâyemi biliyordu, ben de beni anladığını.

“Son ana kadar yani silme anına kadar konuşabilecek miyiz sizinle?

“Tabii ki,” diye cevap verdi.

“Öyleyse, dedim sizden bir isteğim var. Son dokunuştan önce sizden biraz süre, bir kâğıt ve kalem isteyeceğim, bunu benim için yapabilir misiniz?

Bu soruyu beklemiyordu ya da benden bir cümle beklemiyordu, ne olursa olsun. Kısa bir süre düşündü.

“Sizin yazmamanız koşuluyla evet, Hareket etmemeniz gerekiyor, ancak konuşabilirsiniz, Natalie size yardımcı olabilir.”

Koltuğa uzandım, başka bir şey söylemedim. Gözlerimi kapadım. Başladık.

Kendime geldiğimde ince bir ışık huzmesi odayı ikiye bölüyordu. Açık, bulutsuz gökyüzüne baktım. Belli belirsiz bir nefes. Döndüm. Natalie. Elinde bir zarf sakin oturmuş bana bakıyor.

“Bugün uyanmanızı bekliyorduk, umduğumuz gibi,” dedi. Sesi geniş bir çayırlığın içinde kaybolmuş gibi cılızdı.

Yerinden kalktı, yatağa yaklaşıp eğildi. “Nasıl hissediyorsunuz?”

Kendimi dinledim. “Uçsuz bucaksız bir maviliğin içindeyim, çok rahatım.”

“Peki ya Yasemin,” dedi. Yüzüne baktım.

“Anlamadım,” dedim.

“İlk bu soruyu sormamı istemiştiniz.” Başka bir açıklama yapmadı. Arkasını döndü, sandalyeye oturdu.

“O halde okumaya başlayabilirim. Uyandığınızda yapmamı istediğiniz diğer şey buydu.” Zarfı açtı, kâğıtlardan bazılarını düzeltti,  içlerinden birkaç sayfayı seçti ve yırttı. Kalan sayfaları okumaya başladı:

“Birazdan beni çağıracaklar. Unutmak için geldim buraya.”

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir ? 1976 yıl...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül Ekşioğlu

İstanbul’da doğdum, Per...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. 35 sene...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

Hasan Ünal

1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur. An...

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...

Image

Orçun OĞLAKCIOĞLU

1974 yılında Denizli’de doğmuştur. Li...

Image

Özlem KALKAN ERENUS

1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...

Image

Sedat DELİOĞLU

1979 yılında Tokat’ta doğdu. İnönü üniv...

Image

Selda ÖZTÜRK

SELDA öZTüRK / ANKARA Kafkas üniversitesi Bür...

Image

Serap Şahin

1987 yılında Bolu’da doğdum. Dokuz Ey...