Okumadan Yazılır mı?

 

Ne okumuşuz, nasıl okumuşuz sorusu kritik bir sorudur.

Farkındalık meselesi diye baktığımızda ve iyi anlaşıldığında başarmak için dikkate değer bir basamaktır kanımca. O basamakta durursun ve bir geriye-bugüne dek yaptıklarına bakarsın; bir de bundan sonrasına. Bu bekleme anı geçtiğin yolların muhakemesini yapmak kadar, neyi nasıl planlayacağını da fısıldar aynı zamanda. Sabır der, umutsuzluğa kapılma der, mücadele et der bu itki. Bazen ne yapacağını bilmez bir halde dağılır, duvarlara çarpa çarpa öğrenir, bulursun kendi yolunu meraklanma.

Kitaplara yoğunlaştığında diyelim ki bir şair çıkar karşına. Bu etki bir başlangıç olabilir ya da yeni bir yol olur okuma serüveninde. Bir şair, bir şiir bir aşk dersin okumalara doyamazsın. Misal Turgut Uyar’dır ve sana der ki:

“Her şeyden biraz kalır diyor birileri,

Çoğulluk haklılıktır

Kavanozda biraz kahve

Kutuda biraz ekmek

İnsanda biraz acı

İnsanda biraz mutluluk

Ama en geçerli söz

İnsan en çok sabahları arar sevdiği kadını”

Önce merak, ardından ilgi ve en sonunda ihtiyaç haline gelir bu uğraş. Dağılırsın, sonra bakarsın her şey birbirine karışmış. Denemeler gelir bulur seni, birkaç tavsiye, biraz öykünme, senin tarzın, gereklilikler derken bir bakarsın çevren okuma listeleriyle dolmuş. İçselleştirmenin ayrıntıları da başlı başına bir konu, oraya gelene kadar başıboş dolanmak gerekir. Bir yazar gelir dünyana yerleşir örneğin, bir yazım türü, gerçeklik ve hayal, gerçeküstü edebiyat, klasikler, post modernler, yazarlar, şairler ve dönemler derken yavaş yavaş bir kavram, özellikli bir kavram yerleşmeye başlar:

“Nitelikli okuma…” Düğüm ancak böyle çözülür, başka yolu yok. Anlamak, kavramak, duyumsamak, çözmek, sindirmek, öğrenmek ve sonunda nefesine katmak beraberinde hayatında, gününde, akşamlarında yer açmayı getirir. Bu sürecin dönemleri de oluyor haliyle. Okuma açlığı sarıyor her yanını, sular seller gibi okumak, eline ne geçerse yutmak geliyor insanın içinden. Devamında biriken kitap kulelerine bakarak hayıflanma safhasına geçiyorsun, bu ruhunu tırmalar. Yazmaya heveslendiysen hele daha zor işin. En büyük tehlikesi nereye yoğunlaşacağını bilememe hali. Almak, toplamak, bir şeyleri kaçırmamak hevesiyle dağılabilir okur.

Bu da bir yolculuk ki kişinin kendisi adına yaptığı en güzel yolculuklardan biri. Zaman zaman yorulduğu, bir dönemeçte ikilemde kaldığı, bir kaldırım taşında soluklandığı ve kimi zaman da büyük bir yorgunluk hissettiği zorlu bir yolculuk. Elin kolun kalkmaz, boş boş sayfalara bakarsın, sayfalar da sana. Düşüncelerin, kararların, başlangıçların kırılır, dağılır, kocaman bir inançsızlık seni boğar, sıkılırsın. Zaman geçer, bitmeyen sayfalar, dokunulmayan kalemler, son sayfasını göremediğin ve hatta başlayıp da bitiremediğimden köşe bucak kaçtığın kitaplar olur.  Başucumda duran ilk üç kitabı bitirmeden yeni bir kitabın kapağını açmayacağım diye sözler verirsin kendine. 

Yıllar önce ömrü kitaplarla geçen çok sevdiğim bir dostum bahsetmişti. Şiire dair yen dünyaların kapılarını açardı. Turgut Uyar’ı, Tomris Uyar’ı da onunla sevmiştim. Mektup dergi yaratmıştık; digital dünyaya kendimizi kaptırmadığımız dönemlerdi.  Dostluğun, yüzünü görmekten çok daha öte olduğunu öğretti bana geçen yıllarda. Bir keresinde, “Bana geliyorlar şair olmak istiyorum, şiir yazmak istiyorum diyorlar. Ben de soruyorum onlara Ne okuyorsun ve içi dolu bir şey söyleyemiyorlar, bu olmaz,  okumadan yazılmaz.” Demişti.

Okumadan yazılmaz.

İnişlere çıkışlara rağmen, duvar dibinde, raflarda, masanda, çantanda, arabanda yer bulan sayfalar, kitaplar, defterler, kalemlerle sana ait bir düzendir oluşan. Anahtarım, gözlüğüm, ilaçlarım cüzdanım, kitabım dersin kapıdan çıkarken. Hayatına yerleşen, senin bir parçan olan, daha da önemlisi sana artık başka türlü bir hayatın mümkün olmadığını hissettiren bir yaşam tarzıdır. İki iş arasında her fırsat bulduğunda kitapçılara sürükleyen yürüyüşlerdir. Bir düzen disiplin, alışkanlık, doğalında akış yerleşiyor hayatına

Benim için böyle oldu, olmaya da devam ediyor. Hala o kadar çok ki yapmak istediklerim. Okuma listelerim oluyor zaman zaman. En sevdiğim yol aynı yazara ait farklı dönemlerine kapı açan kitaplarını birbiri adına okumak, çünkü ona yolculuğunda eşlik ettiğim hissini uyandırıyor, onu tanımak istiyorum.

Cesare Pavese’de öyle oldu. “Güzel Yaz” en sevdiğim kitabı oldu. Ardından “Senin Köylerin” romanını unutamam ve “Yalnız Kadınlar Arasında”, “Yaşama Uğraşı” da aynı kıymette.

Ursula K. Le Guin benim kraliçemdir. Olmazsa olmazımız “Mülksüzler”, “Dünyaya Orman Denir”, “Zihinde Bir Dalga” ve başladığımve bitirmek için daha çok yolumun olduğu “Yerdeniz” külliyatı.(Metis Yayınları bu seriyi kocaman bir ansiklopedi gibi tek bir kitapta toplamıştır.)

Sait Faik Abasıyanık kelimelere sağmaz. “Mahalle Kahvesi”, “Lüzumsuz Adam”, “Alemdağ’da Var Bir Yılan”, “Medarı Maişet Motoru”, “ Sarnıç”

Franz Kafka bir acayip dünya, “Dönüşüm”, “Dava”, “Milena’ya Mektuplar”, “Babaya Mektup”

Listenin sonu yok. Türk edebiyatında Yaşar Kemal gibi bir pınar, dünya edebiyatında Fyodor Dostoyevski gibi bir zihin varken…

Bir süre sonra sanırım en güzel zamanı gelir nitelikli okuma çabasının. Demlenme, damıtma, derleyip toparlayarak işleri yoluna koyma dönemi.  Panik gider, pişmanlık anlamını yitirir, sıradanlık, bitirme telaşı yok artık. Öylesine değil hiçbir şey.

“Zihinde Bir Dalga”yı bitirmeden başa sardım, aynı yazıyı iki-üç kez okudum, sonunda başında bir kez daha okuduğum altını çizdiğim, notlar aldığım sayfalara döndüm. Su içmek gibi bir işe tanık oldum.

Dönüşüm nedir diye soran olursa tam da böyle bir şey olsa gerek derim. Okumak… En azından benim hayatıma bu şekilde yansıdı. Mucizevi bir şey, daima yolda olma hissi yaratıyor. Hiçbir yere varmak zorunda olmadığım, kendi doğalında akıyor.

Okumak, bana iyi gelen, beni kendimle buluşturan, insan olduğumu, yaşadığımı hatırlatan, hayata ve insanlara karşı iyi hisler duymamı sağlayan güzel çokluk, olma hali.

Kurgulardaki gerçeklere

Gerçeklerde saklı kurgulara

Güvenmemi sağlayan yaratıcılığa saygı. Bir heykeltıraşın kocaman bir kayayı işleyerek içindeki özü, kıvrımları detayları bulması gibi, kendi eserini kendi darbeleriyle vurgulaması gibi.

Bu o kadar değerli bir şey ki, insanın kendine doğru aldığı yolda bir o kadar da vazgeçilmez.

Ya sizin okuma serüveniniz?

 

 

 

 

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül Ekşioğlu

İstanbul’da doğdum, Per...

Image

Ayşe Demir

1992 yılında KüTAHYA’NIN GEDİZ ilçesind...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. 35 sene...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

Hasan Ünal

1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur. An...

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

Psk. İlkim Öz

İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...

Image

Orçun OĞLAKCIOĞLU

1974 yılında Denizli’de doğmuştur. Li...

Image

Özlem KALKAN ERENUS

1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...

Image

Sedat DELİOĞLU

1979 yılında Tokat’ta doğdu. İnönü üniv...