İnsan

 

 

Saat 08.15 . Gün ışığı sessizce odama sızmış. Pencerenin önünde duran vazodaki pamuk otlarının, dağ püsküllerinin gölgesi duvara vuruyor. Güzel bir ilkbahar sabahı, günlerden Pazar. Şimdi yatağımdan kalkıp bir fincan kahve içmeli ve pazartesi gününün ilk dersi için çalışmalıyım. Öğretmenler çalışmaz sanmayın, bu mesleğin ilk öğretisi; bir öğrenciden daha fazla çalışmak gerektiğidir. Sekiz yıldır bir okulda edebiyat öğretmeni olarak görev yapıyorum. İtiraf etmeliyim ki ilk defa bu yıl bir sınıfımdaki öğrencilerin okumaya olan ilgisi beni şaşırtıyor…

 

Öğrencilerimi, düşünmek üzerine zorlamayı seviyorum. Öyle güzel fikirler, cümleler çıkıyor ki. Keşke her dersin bir kaydı olsa da size de dinletebilsem. Yarının konusunu “insan” olarak belirledim. Birçok şey söylenebilir insan üzerine. Bakalım benim aydınlık yüzlü çocuklarım neler söyleyecek…

 

Saat: 09.00. Bir pazartesi ne kadar umut dolu olabilirse o kadar güzel bir gün başlangıcı. Bir zil çalışı, iki kitap ve bir not defteriyle sınıfa doğru yürüyorum. Sınıfın kapısına geldiğimde bütün öğrenciler ayağa kalkıyor. Bu durumu hiç sevmesem de itiraz edebileceğim bir gücüm de yok:

 

 “Oturun arkadaşlar.”

 

 Pırıl pırıl yüze sahip, birbirinden akıllı, bir o kadar duygusal ve bazen bir o kadar hırçın yirmi aydınlık insan. Konuşmak için yerinde bir konu seçtiğimi düşünüyorum.

 

  • Günaydın arkadaşlar. Nasılsınız bugün?

 

Cılız bir sesle “iyiyiz” diyen bir iki öğrenci dışındakiler sessiz.

 

  • Sizi kendinize getirecek bir konuyla geldim. Bugün biraz “insan” üzerine konuşalım. Mesela “Dünya, hissiz insan kalabalığı.” diyen Gogol’ u analım ne dersiniz?

 

Birbirine eşit aralıklarla dizilmiş sıralardan birinde oturan Aylin söz istedi. Elimle “söz senin” der gibi bir işaret yaptım. Ayağa kalktı ve;

 

  • Bence Gogol haklı. Dünya üzerinde kendini anlatabilecek dile sahip olan milyarlarca insan var fakat bunlardan kaçının hisleri var derseniz eminim çok azının vardır. Çevrenizdeki insanları, hisli ve hissiz insanlar olarak ayırıp bir teraziye koysanız hangisinin ağır geleceğini hepimiz biliyoruz. İşin kötüsü, hissizlikleri karşısında ne yapabileceğimizi bilemememiz… dedi.

 

“Güzel bir yorum,” diyebildim. Arka sıralardan birinde oturan Kemal söz almak istedi. “Seni dinleyelim” dedim.

 

  • Gogol’ a katılmıyorum. Bir kalabalıkla anlatılacak hissiz insan olsaydı mutluluğun, dayanışmanın getirdiği huzuru da bilemezdik. Çoğunluğun hisli olduğunu düşünüyorum. Asıl mesele; hislerini konuşmaya dökememek bence.

 

Böyle de bakılabilir elbette, dedim.

 

Şimdi de “En önemli insan, birlikte olduğun insandır. En önemli iş de o insana iyilik yapmaktır. Çünkü insan yeryüzüne sadece bu sebepten gönderilmiştir.”  diyen Tolstoy’ a gidelim.

 

Sizce de iyilik için mi yeryüzündeyiz?

 

Öğretmen masasının hemen önündeki sırada oturan Nergis elini kaldırdı. Sen ne düşünüyorsun, söyle bakalım diyerek sözü ona verdim.

 

  • Tolstoy, kendimdeki en büyük çelişki hakkında konuşmuş. Bu konuda kendi içimde ikiye ayrılıyorum. Bir yanım iyilik her şeyden yücedir diyor. İyilik yaptığın sürece mutlusun, huzurlusun. Bir yanım ise bütün hayal kırıklıklarının sebebi sayıyor iyiliği. Umarım yalnız değilimdir.

 

Bir iki gülüşmeden sonra “ Konuyu biraz daha daraltalım. İnsana verdiğiniz değerden, yüklediğiniz anlamlardan konuşalım biraz da” dedim.

 

Oflayanlar, çok derin konular diye söylenenler oldu. Evet, bir iki cümleyle anlatın bakalım hayatınızdaki insanlar tam olarak ne ve hayatınızın neresindeler?

Cam kenarında üçüncü sırada oturan Adem elini kaldırdı. Başımla işaret ettim.

 

  • Hocam, benim en büyük pişmanlığım hayatımdaki insanlara kendimden çok değer vermem. Önce herkesin böyle olduğuna inanıyordum, hatta aynı karşılığı göreceğimden emin olduğum için kendime göre küçük mutluluklarım vardı. Fakat en değerli dediğim insanlar hayal kırıklığına dönmeye başladıktan sonra pişmanlık duymaya başladım. Kendime kızmaya da tabii. Burada kızılacak insan ben miydim yoksa beni hayal kırıklığına uğratan insana mı ceza kesmeliydim bilmiyorum. Ama işin sonunda yalnızlaşan, umudunu yitiren hep ben oldum. Ve bir itirafta bulunmak isterim: Hala en değerli benim diyebilmiş değilim.

 

Yüzümde nasıl bir ifade gördüyse kocaman bir başarısızlık ifadesi geldi oturdu yüzüne. “Ders alacağın noktaya henüz ulaşmamışsın demek ki” dedim.

 

“Bir insan söylediği şeylerden çok, söylemedikleriyle insandır.”  diyen Albert Camus sizce doğru mu söylemiştir. Doğa?

 

  • Ne desem bilmem ki. -Bunu söylerken ayakta duruyor, heyecanı sesine yansıyor, eteğinin kıvrımlarıyla oynuyordu. Biraz da utangaç bir tavırla-

Ben konuşmayı sevmem. Gerekmedikçe de konuşmam. Sessizlikte bir şeyler anlatır gibi gelir, dedi ve oturdu.

 

İnsanlarla nasıl anlaşıyorsun o zaman diyen biri oldu, bir başkası da sessizlik birine yapılabilecek büyük kötülüktür bence diyerek sürdürdü. Bu konuda fikri olan başka biri var mı diye sordum. Ses çıkmadı.

 

O zaman biraz da “ Tezer Özlü’nün de dediği çok insan düşkünü bir insan” olmayı konuşalım. Nedir sizce?

 

“Herkes benimle ilgilensin egosudur” dedi bir ses ve sonra ayağa kalktı. Söze başlayan Hakan’dı. Konuşmaya devam etti:

 

  • Ben bunu, içi boş ama ismiyle popüler olmaya çalışan kişilerin uğraşına bağlıyorum. Yoksa o kadar insan bir insanda diğerlerinden farklı ne bulmuş olabilir ki? Tamamen isim yapma çabası.

 

Değişik yaklaşımlarla karşılaşmak beni hem şaşırtıyor hem de hoşuma gidiyordu.

 

“Belki çok yalnızdır insan” dedi Özlem. Kendiyle kalınca onu yoran, sıkıştıran bir hayatı vardır belki. O yüzden etrafı kalabalık olsun istiyordur. İnsan düşkünlüğü de o yalnızlıktan geliyordur. Yoruluyordur, çok yoruluyordur yalnız olmaktan.

 

“İnsan yalnızlığın bedelini ömür boyu didinerek öder” diyen Metin Altıok haklı mı o zaman?

 

Kesinlikle haklı hocam, dedi ve oturdu.

 

Saate baktım, dersin bitmesine birkaç dakika kalmıştı.

 

Güzel arkadaşlar, hepinize çok teşekkür ederim. İnsan hakkında düşündüklerinizi dile getirirken aynı zamanda yazarların, şairlerin de cümleleri üzerine biraz düşünmüş olduk. Umarım keyif almışsınızdır. İnsan üzerine son cümleyi bir alıntıyla ben söyleyeyim.

 

“Dünyada çok şey kolay da, insan olmak zor” der Yaşar Kemal, İnce Memed kitabında. Bu ayın okunacak kitabı da bu olsun. Görüşmek üzere…

 

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül EKŞİOĞLU

İstanbul’da doğdum, Pertevn...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

Hasan Ünal TEKAĞAÇ

1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Psk. İlkim ÖZ

İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...

Image

Orçun OĞLAKCIOĞLU

Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...

Image

Özlem KALKAN ERENUS

1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...