Tiyatro sahnesinde 6 kadın karakterden oluşan bir topluluk vardı. Tarihin tozlu sayfalarından çıkıp gelmiş gibiydiler, o uzun, beyaz elbiseleriyle.
Hangi coğrafyaya ait olurlarsa olsunlar, tüm kadınların çığlığı, anlattıkları, belki de anlatamadıkları, ucu yırtık aşk mektupları,ah'ları, gözyaşları hep aynıydı.
İsimleri farklıydı sadece..
Sahnedeki kadınlar sırayla sahne ortasına gelerek kendilerini tanıtıyorlar ve hikâyelerini anlatıyorlardı.
Kimi aldatıldığını öğrendiği anda yaşadığı o ruhsal yıkımı anlatıyordu seyircilere, kimisi de yeni doğmuş bebeğinden nasıl ayrılmak zorunda bırakıldığını.
Bir diğeri de masal prenseslerini aratmayacak harikulâdelikte şölensi bir aşk hikâyesi yaşadığını anlatıyordu göz bebekleri parıldayarak.
Bir diğer kadın geliyordu sonra sahneye ; bir Anne idi o.
Zorla evlendirilen kızlarının arkasından çaresizce nasıl bakıp kaldığını haykırıyordu.
Her kadın annelik içgüdüsüyle doğardı zaten.
İzleyenler gözyaşlarını tutamıyordu bu keder dolu sahnede.
Makus talihleri gibi bellemişlerdi, kendi hayat yolculuklarında söz sahibi olamayacaklarını düşünmüşlerdi şimdiye dek , hep yaşanılanlar yüzünden.
Derken sahneye bir büyükanne geldi; olanca bilgeliği ile gururlu ve güçlü duruşuyla bir rüzgâr estirerek.
Beyaz saçları topuz yapılmıştı, yüzündeki çizgilerden yılların getirdiği olgunluk ve bilgelik kolaylıkla okunabiliyordu.
Kadınlar, güçlü olun, kendi hayatınızın efendisi olabilmek, ve her gün yeniden doğabilmek için aynada kendinize hep güzel bakın, her ne yaşarsanız yaşayın, gücün kalbinizin en derinlerinden geldiğini bilin, gücü desteği dışarıda aramayın, mesajını veriyordu.
Dünyaya çocuk getirebilme yetisine sahip bir kadın, şüphesiz kendisini de hep küllerinden doğurabilirdi.
Kadın; yaşamın kaynağıydı. Ve her kaynak sadece ama sadece kendisinden doğardı.
Oyunun sonunda tüm kadınlar ellerindeki mektupları birleştirerek, bir nehir kenarına götürüp suya bıraktılar.
Evrensel bir birleşim gücünü sembolize ediyordu bu sahne, esas kaynağa yani Dünya Ana’ya ulaştırılmış mektuplardan güç alacaktı artık tüm kadınların ruhları.
Bir olabilmenin, kendi küllerinden yeniden aşkla doğabilmenin mucizesiyle.
SERPİL KAYA
Serpil Kaya ‘’Gri Koza’nın Kelebekleri’’ adlı kitabın yazarı ‘’Derin Nefes Sayıklamalar’’ adlı...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...