Pamphylia*

 

 

Hayıt ağaçlarının çiçeğe durduğu mevsim, bizim buralar şenlenir. Onun peşine harnup, dişbudak, kocayemiş ağaçları canlanır. Eski Mısırlılardan bu yana gece ölüp sabah dirilen güneş tanrısı bir tutam aydınlık sunduğunda uyuyan bütün canlılar uyanır. Uykular, erken saklanır odalara. Koca bir dağın ardında göğü yararak yükselir gün. Bir yaprakta beslenen tırtılın umudu olur. Bir dala konmuş kuş içinse gelecek habercisi. Bizim buralarda insanlar, gün ışığıyla umut toplar göğün yedi katından…

Böyle bir yerde yaşadığım hayatın tüm renkleri, her sabah evimize varan yola dizilir. Yol dediysem, öyle herhangi bir yol değildir bu. Matematiği bulan Sümerlerin bütün hesaplamalarını aşan, Milyas’ın yerine gelen Likyalılardan bu yana üzerinde insan izi olan bir yol. Üstelik benim mutluluğuma varır. Mavinin yeşile döndüğü bir çizgide eski bir evdir bizimki. İnce, toprak yoldan geldiğinizde ilk önce zeytin ağaçları karşılar sizi. İnanmazsınız ama konuşurlar. Hepsinin bambaşka karakteri vardır. Neden burada olduklarını anlatırlar size yol boyu. İrili ufaklı tepelerle birlikte var olmuşlardır burada. Düşünsenize; kaç insan yüzü, kaç yolculuk görmüşlerdir kim bilir. Onların hikayesinin bittiği yerde defne ağaçları başlar konuşmaya. Ne de olsa aşktan var edilmiştir. Onlar konuştukça bir yerlerde Apollon’un ağlama sesini duyarsınız. Aşkının ağaca dönüşmesine ağıttır duyduğunuz. Buralarda her şey bildiğinizin ve gördüğünüzün dışında işler. Yolda ilerleyen adımlarınız turna yemişi bahçelerimizin önünde durur. Doğada bulduğumuz mucizeyi dallarda sevgiye ve saygıya dönüştürürüz. Biz ne kadar saygı duyarsak O, o kadar cömert davranır bize. İnsan olmanın esas alındığı yerdir burası. Bizim de burada olmamız tesadüf değildir. Biz; düşü, düşüncesi insanlığa varan yaradılışlar yani. Her gün eksiklerimizi, hatalarımızı biçeriz. Yargılamamayı öğrendiğimiz günden beri yaralanmayız hiç. Hakkın yarattığı her şeye onun verdiği anlamdan bakmaya çalışırız. Yaşamak da bu değil midir zaten?...

Ben bu hayat hikayesinin hatalardan yapılmış yolda yürümekten vazgeçen kişisiyim. Her gün, yeni bir şey öğreniyorum insana, doğaya, göğe dair.

Kalabalıkların tek sesliliğinden kaçıp geldiğimiz bu topraklarda gittikçe insan olmaya yaklaşıyorum. Bunca zaman kendimize yük edindiğimiz düşüncelerden, yargılardan uzaklaşınca görüyorum ki var olmak, mutlu olmak için en büyük sebep. Olmamızı istedikleri insanlara dönüşmediğimiz için bizi “başka” kabul eden zihinlere karşı savaş vermektense “kendi halinde olma” nın eşsizliğini yaşıyorum…

Sevmeyi seçiyorum yaratılan en sağlam duygulardan. Öyle bir sevmek ki; bir saç telinden bir nefese, oradan bir dokuya aktarılan. Ben en çok severken var oluyorum.  Çünkü bizim buralarda  Hititlerden, Romalılardan buyana sevmelerin bitimi yoktur. Var edilen bütün güzellikler, sevmeleri oluşturur. Siz adına hayat dersiniz ben insan derim, ne fark eder. Bir nefese karışan başka bir nefesin yaydığı ışıkta bir olmak değil midir yaşıyorum denilen hayat?

 

Serap Şahin

 

 

* Antalya'nın doğu yarısının antik dönemdeki adı.

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül EKŞİOĞLU

İstanbul’da doğdum, Pertevn...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

Hasan Ünal TEKAĞAÇ

1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Psk. İlkim ÖZ

İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...

Image

Orçun OĞLAKCIOĞLU

Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...

Image

Özlem KALKAN ERENUS

1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...