Otel Havuzu Değil Burası      

                            

 

 Su soğuk sayılmazdı. Avuçlarıyla aldığı suyla, kirlenmiş olan yüzünü bir güzel yıkadı. Yumuşayan kir, yüzünden kara bir mürekkep gibi suya damlalar halinde dökülmeye başladı. Bir anda,  hızla kendini çimlere doğru çekti. Çünkü suyun kirlenmesini istemiyordu. Susamıştı ve bu sudan başka içeceğinin olmadığının kendisi de farkındaydı. 

 Oysa, bundan çok kısa bir süre önce kirasını zorlanarak da olsa ödeyebildiği, eşi ve kızı ile huzur içinde yaşadığı bir evi vardı. Kendini geçindirebileceği bir işi, iyi kötü bir de arabası vardı. Mütedeyyindi. Vatanını milletini seven, dinine bağlı bir aile babasıydı. 

 Tabii ki yapmalıydı; bir vatansever olmanın birinci kaydıydı itaat etmek. Vatan denildi mi akan sular durulurdu onun için. Vatan olmadıktan sonra; bir evinin olması, ailesinin olması, işinin ve arabasının olmasının ne önemi kalırdı ki! 

   O da bir gün askerliğini yapmak için çağrıldığında askere, ellerine kına yakılarak neşe içinde gitmişti. Ancak yine de bir hüzün vardı kalbinde. Kızına, eşine kim bakacaktı? Zorlanarak da ödediği evinin kirasını şimdi kim ödeyecekti? 

Durdu bir an: 

- Bu da geçecek biliyorum. Ama kızım, Gökçe kızım ne yapıyordur şimdi? Dedi mırıldanarak kendi kendine. 

Geçen sene 7. yaş günü kutladıkları günü daha dün gibi hatırlıyordu. Nasıl hatırlamasın ki? 

             Çok istemişti eşi. Çocuğumla birlikte havuzlu bir otele gidelim ne olur diye. Kıramamıştı eşini. Öyle ya ömrü boyunca hiç otele gitmemişlerdi. Bir kezliğine de olsa çocuğuna ve eşine bu mutluluğu yaşatmak istiyordu. Birkaç günlüğüne geldikleri otelin havuzunda öğlene doğru doğum günü pastası üflendikten sonra, kızının bir anda kalabalıkta kaybolduğu, sonra çığlıklar arasında bir adamın boğulmakta olduğu kızını bir çırpıda canı pahasına kurtardığı o günü hiç unutabilir miydi? 

Yabancıydı adam. Gülümsediğinde bembeyaz dişleri ve sapsarı saçlarıyla tipik bir yabancıydı. Dilini bilmiyordu ama kızını kurtardığı için minnet dolu gözlerle bakıyor, yabancı adam da bir küçük kızı kurtarmanın haklı gururunu gözlerinde taşıyordu.   

Şimdi yoktu yanlarında ne eşi, ne kızı. Gökçe kız, 8. yaş gününe kendisi olmadan girecekti... Ve yine bembeyaz dişleri, sapsarı saçlarıyla tipik bir yabancı olan kızını kurtaran adamın da hayatta olmadığı bir şekilde!   

           Tekrar karşılaşmışlardı beyaz dişli, sarışın adamla.  Kalbini tutuyordu bu kez.  Bastırıyordu tüm gücüyle. Bembeyaz dişleri gibi, bembeyaz olmuştu yüzü de... Göz göze geldiklerinde,  zaten olan olmuştu. İkisi de bakıyordu birbirlerine anlamlı bir şekilde. Yine anlamıştı yabancının nasıl duygular içinde olduğunu, yabancı da yakalamıştı Ahmet’in gözlerindeki kinden merhamete hatta vicdan azabına doğru hızla dönüşen duygu selini. 

Birkaç gün geçmesine rağmen hala yıkayamamıştı. Orada kıpkırmızı şekilde duruyordu kurumuş kan. Kızını boğulmaktan, ölmekten kurtaran bir adamı, kendi süngüsüyle öldürmüştü istemeden de olsa. Geçen sene otelde birlikte, aynı havuzda yüzdükleri, aynı masalarda yemek yeyip, aynı asansörlerde birbirlerini selamlayan nice insan, karşılıklı birbirlerini boğazlıyordu şimdilerde.  Kendisi istememişti oysa böyle olmasını. Otel havuzu değildi burası. 

Vatanseverdi, seviyordu vatanını. Kinini, nefretini bileyliyordu sanki vatan sevgisi. Ve emindi kendisinden, bir düşmanı yakaladığında delik deşik etmeden bırakmayacağına. Yine de neden bu duygulara sahip olduğunu da tam çözemiyordu. Tekrarlıyordu kendi kendine sürekli, “Vatanından kalkıp ta buralara, vatanını korumak için gelmemiş miydi? Buraları düşmanları ele geçirirse, vatanına zarar gelmez miydi? Ya o sarışın adamın ne işi vardı burada? “ Düşmana acınır mı, acıyordu işte! Hatta içten içe vicdan azabı duyuyordu ilk defa öldürdüğü düşman askeri için. Düşman askeri? Beyaz dişli, sarışın adam? Gerçekten düşman mıydı kendine? 

                Bir şiirde okumuş, belleğinde kalmıştı.   

               “Elime bir bayrak verdiklerinde, 

                Diğerlerini düşman göremem ki ben!”* diyordu şiirde. 

                Şimdi anlıyordu ne demek istediğini şairin. 

Bir anda refleks olarak attı kendini bir kayanın arka kısmına. Ürkek bedenini,  havalanan güvercinler gibi kayaların arkasında buldu. Bir ses... Evet, bir sesti kendisini ürküten. Aynı bir yıl önce Gökçe’nin havuzda çıkardığı sesler gibi ses geliyordu sudan. 

   Atlayıverdi suyun içine. Çırpınan adama doğru hızla kulaç attı. Silahı engel oluyordu hızlı yüzmesine. Silahını da kıyıya doğru hızla fırlattı. Birkaç saniye sonra boğulmakta olan adamın yanına varmıştı. Çıplaktı üzeri. Onun da temizlenmek için girdiğini düşündü suya. Tabi bir anda dost mu düşman mı olduğunu bilmediği yabancı biri olan kendisinin geldiğini hissedince, can havliyle suya gömüldü diye düşündü. 

                Adamı çıkarttığında kıyıya, nefes nefese kalmıştı. İkisi de uzanıp kaldılar öylece çimlerin üzerine. Önemi kalmamıştı artık kurtardığı adamın taşıdığı bayrağın renginin. İster kendi ülkesinin askeri olsun, isterse karşısındaki ordudan. İster dost olsun, isterse düşman. Bir can kurtarmıştı ya, mutluydu.   

                 Bir anlığına da olsa, bayrakların tüm rengini alıp götürmüştü su. 

                                                                                                                                         

                   

Hasan ÜNAL 

 

 

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül EKŞİOĞLU

İstanbul’da doğdum, Pertevn...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

Hasan Ünal TEKAĞAÇ

1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Psk. İlkim ÖZ

İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...

Image

Orçun OĞLAKCIOĞLU

Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...

Image

Özlem KALKAN ERENUS

1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...