Bakır rengi bir yaprak düştü pencerenin kenarına. Sonra bir yağmur damlası camda kayarak yitip gitti. Bulutlar; bir akşamüstü rengine bürünüyor, oradan kozmik renge geçiyordu. Sonbaharın gelişini iyice hissettirdiği günlerdi…
Gözlerim; ahşap, orman yeşili rengindeki pencere pervazından tül perdeye, oradan pencere önünde duran çiçeklere doğru geçiş yapıyordu. Aşk merdiveni, sukulent, menekşe, büküm… Hepsini birlikte alıp tatlı bir sohbet eşliğinde yerleştirmiştik buraya.
Gülümsedim. Elinde iki fincan kahveyle geldi, birini bana doğru uzatırken;
“ Aklına ne geldi?” diye sordu.
“ Hatıralarımızı düşünüyordum, ” dedim. Bir evi, hayatı paylaşmanın güzelliklerini de.. Gülümsedi.
“Hayatın hazırladığı bazı rastlantılar güzeldir, “ dedi. Bana baktıkça göz bebeklerinden sevgi yayılıyordu. Herkesin yakalayabileceği bir sadelik değildi bu. Binlerce koşuşturma arasında kaybettiğimiz, göremediğimiz bir sıradanlıkla var olup farkına varmayanların hayatından sessizce uzaklaşıyordu. Birbirimizi; bir kitaptan, şarkıdan , sevdiğimiz çiçeklerden tanıyorduk. Sadece aynı yol üzerinde yolculuk yapmamıştık…
İki insanın birbirini tamamlaması üzerine düşünüyordum. Kahvemden bir yudum aldıktan sonra söze başladım:
“ Sana baktıkça büyük bir doğallıkla var olduğumuzu düşünüyorum. İnsana yakışan en büyük duruş da bu bence. Sonradan öğrenilmiş tüm abartılardan uzak, görünüşte fikirde sadeliği yakalamak. Ben bunu seninle öğrendim. Bir çift göz, yaşamak için yetiyormuş başka bir çift göze. Konuştukça ufku genişliyormuş insanın. Sınırını çizdiğim yerden baktığım hayat, öyle sınırsızmış ki bunu sen konuştukça keşfettim. Dünyaya olan kızgınlığımın anlamsız olduğunu öğrettin bana. Kendimle uyum içinde yaşadığımda diğer insanlara da ayak uydurabileceğimi gösterdin. Değersizlik duygusuyla gelen hoşgörüsüzlüğümü aştım.
Bütün iyi niyetli duygular sende hep vardı diyeceksin bana, biliyorum; ama ben bunları kendimde bulup çıkartacak kadar cesaretli değildim. Ben de bir zaman tüketicisiydim. Erteleme hastalığına tutulmuş bir unutkan aynı zamanda…
Tedirginlik, öfke, korku.. Hepsine uzak, mutlu bir yaşamın olabileceğini anlattın bana. Yaşamı anlamaya başladım. Bütün hazinem budur.”
İnce bir sessizlik oldu. Kahve fincanını çiçeklerin yanındaki sehpaya bıraktı. Kollarını açtı. Söze gerek yoktu. Sarıldım. Huzurla, sevgiyle, mutlulukla var olmak hem bu kadar kolay hem de vazgeçilmezdi.
Yaşamın sırrına vardım…
Serap Şahin
1987 yılında Bolu’da doğdu. Dokuz Eylül üniversitesi Yerel Yönetimler ve Anadolu üniversitesi Kamu Yönetimi, Adalet bölümü mezunudur. Amas...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...