Bütün olumsuz düşünceler aklımın birbiri ardına dizilmiş yollarında koşuşuyordu. Bir masanın kenarına oturmuş öylece kendimi düşünüyordum. Bir yanım yürümeyi seçtiğim karlı yollarda aklımı hırpalıyor ve bütün cezayı aklıma kesiyordu. Diğer yanım, acımasızlık karşısında üzülüyor, bir yolu vardır elbet anlayışıyla çözüm bulabileceğine odaklanıyordu. Göz yaşı döktüğüm, sınırlarımı ihlal etmelerine izin verdiğim ne kadar eylem varsa tek tek yargılıyordum. Bir şey yapmalıydım, kendimi kendi karanlığımdan kurtaracağım sonu kesin başarıya, sevgiye varan bir şeyler…
Kendimi ne zaman bir çıkmazın içinde bulsam şarkı dinliyordum. Müziğin şifasına varmak, kendimi bulmak gibiydi. Rastgele bir şarkı açtım. Şarkıyı söyleyen adamın sesinden türlü türlü hikayeler yayılıyordu etrafa. İnsan kendini bahar dolu bahçelerde bulabiliyor, sonra bütün çiçeklere dokunabiliyordu. Ömrümün dağınık bahçelerinde tek bir çiçeği aramaktansa binbir çiçeğe ulaşılabilen bir hayata varmayı düşündüm ilk defa. Korktum. Bunun adı umutlanmaksa eğer, derin bir korku da arkasına saklanmıştır çünkü..
Şarkıdaki ses yükseldikçe ben de göğe doğru bir adım daha atıyordum. Gözlerimin karanlığa alıştığı dünyada biraz olsun maviye yürümek küçük, çelimsiz bir kıpırtıya sebep oldu. Hiç kimseye anlatmadığım yaralarımdan bahsetmek istedim. Birini karşıma alıp: “ Şimdi beni dinle! Öyle soluk almadan hem de.” Demek geldi içimden. Onca sessizlik içinde haykırarak bir şeyler anlatmak beni yenileyecekti. Belki de mutlu olmanın kolaylığını keşfedecektim.
Ona; “ Biliyor musun, geçmişi anımsadıkça yeni yaralar buluyorum kendime. “ diyecektim.
“Halbuki mutlu olmayı istemek benim de en büyük hakkımdır. Sahi söylesene, bir insan mutlu olduğuna nasıl karar verir? Mesela bir sese duyduğu ilgiyi anlattığında mı ya da yüreğine yıldızlar kadar uzak olan insanlar arasında yanı başında bulduğu o ışığa tutunduğunda mı? Nefes kadar yakınında olup ulaşılamayacak kadar uzak olduğunda anlamak güç oluyordur belki. Başlamak zor; dört duvar arasında geçmişi bırakarak, dilimin ucunda bekleyen sözlere, gözlerimde yenilikleri sevgiyi taşımaya, başlamak zor.. Yine de seni tanımaya başlamaktan çekinmeyeceğime olan inancım var. Koşullar ne olursa olsun insan bekleyebiliyor sanırım. Hiçbir şeye inanmıyor sanıyor ama ruhunda yeşeren bir küçük umuda inanabiliyor. İşte o olumsuza yatkın yanım, burada da beni bulup ‘ o küçük inancımla alay edilir mi ‘ endişesine düşebiliyor. Bütün bu kaygıları çıkarırsak benden, sen kalır mı?...
Bir haritaya ihtiyacım var. Sadece çiçekli yollar çizilmiş olsun istiyorum. Bazen tatlı bulutların yön buldurduğu, rüyaların gerçek sayıldığı yerleri gösteren, mutlaka o büyüleyici sesin olduğu bir harita. İnadımın parladığı tek konunun sen olduğu yerler, mutlulukla yönetiliyordur belki. Oralarda yaşamak lazımdır. Bu yola çıkma amacımı unutmadan ilerleyip vardığım soluğun adıdır. Ateşe yürümek de yakmaz insanın gözünü…
Anlatarak yenilenmek geldi içimden. Bir şarkının içinde dönüp duran sesin ışığında, güzel yollar çizmek de.
Serap Şahin
1987 yılında Bolu’da doğdu. Dokuz Eylül üniversitesi Yerel Yönetimler ve Anadolu üniversitesi Kamu Yönetimi, Adalet bölümü mezunudur. Amas...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...