Her şey ait olduğu yerde güzeldir. Ya da ait hissettiği yerde.
Doğduğumuz andan itibaren içimize işleyen, bazen tanımlaması zor, ama bir o kadar da güçlü bir olgu.
Bir gruba, bir aileye, bir şehre, hatta bir ülkeye ait olmak, varlığımıza anlam katan gerçek bir duygu. Şöyle bir bakınca hepimizin kendimize ait bir evreni var kendimizi oraya ait hissettiğimiz.
İhtişamlı bir ağaç doğada bulunduğu yerde gösterir ihtişamını, onu al rezidansların arasına koy bütün o büyü bozulur. Ne balık ağaca yakışır ne ağaçlar denize. Her çiçek kendi dalında, her çocuk kendi ailesinde güzeldir. Kusursuz bir dizilim var hayatta her şey yerli yerinde olması gerektiği gibi. Yerini yurdunu bulamayan kendini bir türlü bir yere ait hissetmeyen bir tek insanoğlu gibi sanki. Yaşam boyu arayışımız hiç bitmiyor. Kafamızda bir rota oluşturuyoruz. Orası ait olduğum yer diyoruz. Ama oraya varıp bir süre geçirdiğimiz de yine aynı boşluğa düşüyoruz.
Aidiyet sanırım önce insanın kendi içinde başlayan bir döngü. Kendini kabullenişe geçtiğinde daha kolay kökleniyorsun.
Yaşadığımız şehirler, mahalleler, apartmanlar ne kadar aitsek oraya o kadar güzelleşiyor. Ruhunun enerjisi bulunduğun bölgeyle eşitlendiğinde gökyüzünden geçen bir bulut bile ayrı güzel gözüküyor insanın gözüne. Aidiyet o kadar önemli ki, hayata tutunduğumuz bir kapı kolu gibi tüm güzellikleri ömrümüze açan.
Yaratanı sevmekle başlar her şey ve yaratandan ötürü yaratılanı sevmekle...Vatanını sevmekle, toprağını sevmekle, bayrağını sevmekle, atalarını sevmekle, insanını sevmekle, doğayı ve hayvanları sevmekle... Yani aidiyetin başı da sonu da sevgiden geçer.
Çokça sevildiğiniz, ait olmaktan mutluluk duyduğunuz yerlerde var olmanız dileğiyle... "
Arzu Koloğlu