Lila, yeni bir başlangıç yapmak için İstanbul’a taşındığında, şehir ona ilk başta soğuk ve yabancı gelmişti. Alıştığı küçük kasabasındaki dostlukların yerini burada hızla geçen zaman ve kalabalık sokaklar almıştı. Yalnızlıkla baş etmek için internette gezinirken karşısına çıkan bir ilan dikkatini çekti: “Cumartesi Kitap Kulübü – Okumayı sevenlere, dostluk ve kahve eşliğinde samimi sohbetler.”
İlk başta tereddüt etti ama sonra cesaretini toplayıp kulübün toplandığı küçük sahaf dükkanına gitti. Loş ışıklar altında, kitap kokularının arasında bir masa etrafına toplanmış on kadar insan vardı. Herkes o kadar sıcakkanlıydı ki, hemen birbirleriyle kaynaştılar.
Grupta bir kişi özellikle dikkatini çekti Lila'nın.
Uzun boylu, gür kahverengi saçları dağınık ama yakışıklı, gözlük takan bir genç adamdı bu. Adı Baran’dı. Kafka’nın “Dava”sını tartışırlarken Baran’ın kitap hakkındaki fikirleri Lila'yı çok etkilemişti. Baran, cesurca düşüncelerini dile getiriyor, ama kimseyi incitmeden konuşuyordu.
Haftalar geçtikçe, Lila ve Baran kitaplar üzerinden derin sohbetler etmeye başladılar. Gruptan sonra birlikte kahve içtikleri günlerin sayısı hızla artıyordu.
Baran, geçmişte kalmış bir yazarlık hayalini anlatırken, Lila onun hayaline içtenlikle ortak oluyordu.
Lila ise edebiyata olan tutkusunu yeniden keşfediyordu bu sohbetler sayesinde. Baran ona ilham veriyor, onu destekliyordu.
Bir gün, kitap kulübü üyeleri yeni kitabın tanıtımı için sahilde bir piknik düzenledi. Lila ve Baran birlikte getirdikleri battaniyeye oturdular. Güneş yavaş yavaş ufukta batmaya başlarken, Baran cebinden küçük bir not defteri çıkardı. Lila'ya yazdığı kısa bir hikâyeyi okumaya başladı. Hikâye, bir kitap kulübünde tanışan iki yabancının, zamanla aşka dönüşen yakınlıklarını anlatıyordu.
Lila, hikâyenin son cümlesinde kendi adını duyunca gözleri doldu:
“Ve Lila, kitap sayfalarının arasında değil, bir insanın içinde aşkı bulmanın ne demek olduğunu nihayet anladı.” diyordu Baran öyküsünde.
O anda Lila, İstanbul’un artık yalnızca büyük bir şehirden ibaret olmadığını, onun için sıcak bir yuvaya dönüştüğünü fark etti. Ve hayatının aşkının, sayfalar arasında değil, onunla aynı cümleleri hisseden bir yürekte olduğunu anladı.
SERPİL KAYA
Serpil Kaya ‘’Gri Koza’nın Kelebekleri’’ adlı kitabın yazarı ‘’Derin Nefes Sayıklamalar’’ adlı...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...