Bir Mana Manifestosu
Kelimeler değerlidir; değerliydi…
Mesela;
Kandil ışığında, mürekkep kalemle, binbir emekle yazıldıkları zamanlarda…
Yunus, insanın görünen yüzünün ardındaki insanı gösterirdi;
“Bir ben vardır bende, benden içeri.”
Mevlânâ, bir kelimenin gücüyle insana hakikate doğru giden yolda ışık tutardı.
Dante, kelimeleriyle cehennemden cennete uzanan bir yolculuk kurdu.
Shakespeare ise birkaç kelimeyle insanı kendi varlığının önüne koydu:
“To be, or not to be…”
Ne kadar az kelime…
Ne kadar büyük manalar.
Çünkü özdeki arayış kelimelerin özgün manasıyla yol bulurdu.
Arayış, kelimenin içine ne kadar hakikat sığdırılabileceğiydi.
Bugün ise kelimeler zincirlendikçe anlamları eksiliyor. Belli bir harf sayısına sığdırılıp, kısaltılıyor, hızlandırılıyor ve tüketiliyorlar.
Bir tweet oluyorlar.
Bir dipnot.
Bir kısa mesaj.
Bir anlık tepki.
Söylenmesi gerekenin değil, söylemiş olmanın peşinden gidiyoruz.
Oysa kelime, hangi dilde olursa olsun harflerin yan yana dizilmesinden ibaret değildir.
Harf, sesini bulduğunda kelimeye;
kelime, kalbe değdiğinde manaya;
mana, insanın hâline dönüştüğünde hakikate yaklaşır.
Bu yüzden kelime hiçbir dilde yalnızca yazılmaz.
Yaşanır.
Yazan, yazdığı kelimenin arkasında kendi hakikatini bırakmadıkça söz eksiktir.
Okuyan, yalnızca okumuş olmak için be okuduğunu anlama çabasına girmeden okursa yine eksiktir.
Çünkü bazı kelimeler gözle okunmaz.
Bazıları ancak insanın başından geçince anlaşılır.
Bazı cümleleri okumazsın;
hayat sana onları okur.
Belki de kelimelerin en büyük talihsizliği budur.
Onları söylemeyi öğrendik,
ama taşımayı unuttuk.
“Sevgi” diyoruz; fakat sevmeyi seçmiyoruz.
“Merhamet” diyoruz; fakat merhamet etmeyi önceliklendirmiyoruz.
“Adalet” diyoruz; fakat adil olmayı önemsemiyoruz .
“Birlik” diyoruz; fakat birbirimizin yükünü taşımayı reddediyoruz.
Kelimeler böylece kendi manalarından kopuyor.
Ve insan, bir süre sonra kullandığı kelimelere yabancılaştığı gibi,
kendi hakikatine de yabancılaşıyor.
Oysa kadim anlayış bize başka bir şey söyler;
Söz emanettir.
Çünkü söz, ağızdan çıktıktan sonra yalnızca karşıdakine ulaşmaz;
insanın kendi varlığında da bir iz bırakır.
Bu yüzden her kelimenin bir sorumluluğu vardır.
Bir kelime yaralayabilir.
Bir kelime iyileştirebilir.
Bir kelime bir insanın hayatını değiştirebilir.
Ve bazen tek bir kelime, bir ömrün bütün hikâyesini taşıyabilir.
Zahir, batının aynasıdır.
Sözümüz hâlimizden kopmuşsa, kelimelerimiz ne kadar güzel olursa olsun içleri boştur.
Çünkü hakikat, yalnızca söylenmez. Hâl olursa görünür olur.
İnsan söylediği ile yaşadığı arasındaki mesafeyi kapattıkça kelimeler yeniden özgürleşir.
Kelimeleri sesli harflerden ayıklayarak değil çok sesli halleriyle
yeniden anlamlı kılmak için,
Daha çok konuşarak anlaşılma çabamız yerine;
gerektiğinde susarak bile anlaşılmak için,
unuttuğumuz yerden çıkartıp bir bir hatırlamamız gerekiyor.
Kelimeler sadece insan ile insan arasında değil, insan ile kendi özü arasında da bir köprü kurar.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla sosyal medya paylaşımı ile iletişim kurma çabasından, kısaltılmış ve sınırlandırılmış yani kolu bacağı kesilmiş kelimelerle anlaşılma çabasından biraz uzaklaşarak,
söylediğimiz her kelimenin arkasında,
onu taşıyacak kadar hakiki bir hayat yaşayıp yaşamadığımıza bakabilmektir.
Çünkü kelimeler değerlidir.
Hayat gibi…