Melih Yıldız derKi
Evlenme Teklifi
Trabzon’a gitmiş ve sanat ile ilgili olanlar bilir; merkezde tarihi bir yapıya kurulmuş olan ''Trabzon Sanatevi'' vardır. Burada düzenlenen etkinliklere katılmanın yanı sıra; şairinden ressamına, müzisyeninden yazarına kadar birçok sanatçı, çay kahve eşliğinde sanat üzerine sohbet eder.
Bir temmuz ayında ben de kitabımı almış, sanatevinin yolunu tutmuştum. Oturur oturmaz hemen yan masama bir çift gelmişti. Erkek sinirliydi, kız ise onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Ne olduğunu anlayamamıştım. Kız ayrılmak istiyor diye düşündüm.
Tartışmalarından dolayı kitabımı okuyamıyordum. Erkek bağıra bağıra kıza bir şeyler anlatmaya, onu ikna etmeye çalışıyordu. İster istemez ben de tartışmalarına kulak misafiri olmuştum.
Erkek, kızla evlenmek istiyordu. Konuşmalardan bunu anladım. Ama ilk defa böyle bir şeye şahit oluyordum. Çünkü İstanbul’da yetişmiş biri olarak, evlenme teklifinin belli bir ayrıcalığı olması gerektiğini öğrenmiştim. Yani bir özeli, bir sürprizi olmalıydı. Ama gördüğüm o ki, Trabzon’da durum farklıydı.
Ben, bu düşüncelerim ile onları dinlemeye devam ediyordum. Kızın yerinde olsam asla bu teklifi kabul etmezdim diye içimden geçiriyordum. Onlar ise tartışmaya devam ediyordu.
-Bak, Elif beni sevey misun, sevmey misun? Oni de bağa!
-İsmail olur mu öyle şey; tabi ki seviyorum! Ama bana da hak ver. Ben de annemi ve babamı ikna etmek zorundayım. Sen böyle yaparak beni daha da zor durumda bırakıyorsun. Bana hiç yardımcı olmuyorsun.
-Ama Elif deli edeysun beni. Madem evlenmeyecesun benimle, ne diye oyalayu duriysun!
-Seni oyalamıyorum İsmail, ben de seni çok seviyorum ama ailemi ikna edemiyorum.
-Ha, oni de bağa. O zaman kaçiracağum seni, başka yabacak bir şey yok.
-Öyle olur mu İsmail? Ben ailemi razı etmeden evlenemem.
-İşte, kizayrum böyle konuşunca. Ya benimle kaçarsun ya da sen bilirsun! Aha da evlenmeyrum senle.
-İsmail beni hiç anlamıyorsun!
-Seni anlama anlayrum ama kavrama kavriyamayrum. Asıl sen beni anlamaysun! Haboyle var ya bisikolojimin zirvesine çıkaysun!
-Tamam, İsmail söz, bu akşam tekrar konuşacağım annemle.
-Konuşacakmiş (homurdanarak söylendi). Tamam de annene. Birde de ki: Finduktan sonra evlenecoğuk. Aylardan nedur Temmuz. İki ayın var ha. Yoksa inan evlenmiyecoğum.
İsmail ile Elif tartışmanın sonuna gelirken arkadaşım da kapıdan içeri girdi. Arkadaşım Trabzon’da yaşıyordu. Masaya yanaşınca, İsmail ile Elif’e selam verdi. İsmail, arkadaşımın arkadaşıymış. Sonra geldi yanıma oturdu. Elif ile İsmail de kalkıp, gitti.
-Serkan, bunları nereden tanıyorsun?
-Benim liseden arkadaşım İsmail. Çok iyi çocuktur ama biraz gergindi şimdi.
-Evet, sabahtan beri tartıştılar. Herhalde evlenmek için.
-Aynen, öyledir. İsmail bir yıldır Elif ile evlenmek istiyor ama Elif’in ailesi pek yanaşmıyor. Elif daha üniversiteyi bitirmedi, ailesi o yüzden Elif’in evlenmesine sıcak bakmıyor.
Daha sonra Serkan, İsmail ile Elif’in tanışmasından da bahsetti. Anlattığına göre İsmail’in, Elif’i etkilemesi de evlilik teklifi gibi kimseninkine benzemiyordu.
-İsmail’in, Elif’le tanışmasından bahsedeyim sana. İsmail çok farklı bir adam. Şimdi, bunlar lisede tanıştı. İsmail, lise okumak için köyden şehre geldi. Elif’in ise babası memur, İstanbul’dan gelmişler. Haliyle arada epey bir kültür farkı var. Ama beni daha iyi anlaman için, İsmail’in konuşmasını aynen taklit edeyim sana:
-‘’Elif, pi şe konuşacağum seninle ama aramızda kalacak. Şimdi sen çok hoşuma gideysun benim. Haboyle seni görünce tersun içimden bir şeyler kopay. Ama sen bunu göremezsun da anlayamazsun da. Seveyrum seni Elif. Ha, soracasun bana nasil bir adamsun? Oni da anlatayım sana: Has bir adamum. İnanmazsan bizum köyün kahvesinde ki Hakkı Abi’ye sorarsun. O, çok sever beni. Kahveye ne zaman gitsem, gözlerinin içi güler içi... Çogoprens alurum, çekirdek pi şeyler alurum ondan, çok sevinur. Çayı da bilduğun gibi istemem; çayum tep demli olacak…’’
Serkan, İsmail’in taklidini yapınca karnıma gülmekten ağrılar girmişti. İşte aşk buydu. Bu kız, ‘bu çocukla evlenmez’ diye düşünürken, Serkan’ın anlattıklarını dinledikten sonra bu düşüncem alt üst olmuştu. Şimdi ‘’Acaba çocukları oldu mu?’’ diye düşünüyorum.
Melih Yıldız