Cemal Süreya’yı Hayallerine Uçuran Pilot

Melih Yıldız derKi;

 

Cemal Süreya’yı

Hayallerine Uçuran Pilot

 

 

 

Türk Havacılık Tarihinin efsane isimlerinden biri de Emrullah Ali Yıldız’dır. Emrullah Ali Yıldız, Yeşilköy Tayyare Makinist Mektebi’ne girmeden önce Bursa’da kardeşleriyle birlikte fotoğrafçılık yapar. Ama onun gönlü göklerdedir ve bu hayaline kavuşmak için havacılık okuluna girer. Böylece havacılığa gönül vermiş olan bu genç fotoğrafçı, hayallerine karşı ilk uçuşunu gerçekleştirmiş olur. Okulunda başarılı bir öğrenci olan Emrullah Ali, okulundan birincilikle mezun olur ve gelecek olan başarıların kapısı da böylece aralanmış olur.

 

 

Emrullah Ali Yıldız, ilk olarak 1935 yılında yerden kendi kalkan bir planör icat eder. Kendi icat ettiği planör ile öğrencisi Sezai Göksu’yla birlikte uçar ve bu uçuşla dünya üzerinde en fazla süre havada kalarak bir de rekor kırar. Ancak Emrullah Ali Yıldız’ın dünya havacılık tarihine kazandırdıkları bununla sınırlı kalmaz! En önemli icatlarından biri olan paraşüt açma sistemini de geliştirerek, birçok kazanın facia ile sonuçlanmasını önler.


Emrullah Ali Yıldız ayrıca birçok uçağın üretiminde yer almış ve uçak modelleri icat etmiştir. Bu yüzden Emrullah Ali’nin havacılık tarihine kazandırdıkları ayrı bir yazı, hatta kitap konusudur; ama bu yazıda bizi asıl ilgilendiren konu Emrullah Ali Yıldız’ın, Beyoğlu’nda açmış olduğu Görçek Fotoğraf Stüdyosu’dur. Ulaşmak istediğimiz bilgiye varmak için de; Sunay Akın’ın, Hayal Kahramanları adlı kitabının yardımıyla, bize doğru tuttuğu bilginin ışığına doğru yürümeye devam ediyoruz.

 

 

Görçek Fotoğraf Stüdyosu’nun asıl mucidi Fikret Kaftanoğlu’dur. Ancak Emrullah Ali Yıldız, Kaftanoğlu’nun buluşu ile yeterli kalmaz. Dünya havacılık tarihine olan katkıları gibi Görçek Fotoğraf Stüdyosu’nu da geliştirerek fotoğraf teknolojisinin ilerlemesinde pay sahibi olmuştur. O yıllarda Görçek Fotoğraf Stüdyosu’nu diğer fotoğraf stüdyolarından ayıran özellik şudur: Fotoğraf çektirmek isteyen müşteriler; fotoğraf çekinecekleri kabine girer, karşılarında gördükleri aynaya bakıp, istedikleri pozu verdikten sonra kordonun ucundaki düğmeye basarak kendi kendilerinin fotoğrafını çekerler. Çekilen bu fotoğraflar ise ne ‘‘selfie’’ ne de Türk Dil Kurumu’nun dediği gibi ‘‘özçekim’’dir! İnsanların bir ekrana bakıp, kendi kendilerini çektikleri bu tür fotoğrafların orijinal ismi, Sunay Akın’ın kitabında ve gösterilerinde anlattığı gibi ‘‘görçek’’tir.

 

 

Görçek Fotoğraf Stüdyosu’nun bilinmeyen bir başka özelliği de edebiyat dünyamızda yaşanan, nikâh masasına kadar gidecek olan aşkın ilk flaşının patladığı yer olmasıdır.

 

 

Görçek Fotoğraf Stüdyosu’nun olduğu yerde, Türk Edebiyatçılar Lokali’nin açılışı vardır. Açılışa birçok ünlü sanatçının yanı sıra Haldun Taner’in davetlisi olarak Zuhal Tekkanat da katılır. Zuhal Tekkanat ve arkadaşları grup halinde otururken, Cemal Süreya dayanlarına gelerek gruba dâhil olur. Ama derdi kesinlikle sohbet değildir! Cemal Süreya, ilk görüşte etkilendiği Zuhal Tekkanat’a gönlünü kaptırır. Hiç kimsenin beklemediği bir anda da herkesin içinde Zuhal Tekkanat’a evlenme teklifi eder.

 

 

Genç kız, Cemal Süreya’nın, bu ani çıkışı sonrasında şaşırır! Ama hiç de bozuntuya vermeden, herkesin hayranlık duyduğu usta şairi anında reddeder. Cemal Süreya, beklemediği bu cevap karşısında tek bir kelime dahi edemeden hemen orayı terk eder. Ama her kadının gönlünü çalmasını bilen üstat, Zuhal Tekkanat’tan vazgeçmeyecektir...

 

 

Mehmet Seyda’ya durumdan bahseder. O da, ‘‘Ben ayarlarım’’ diyerek Cemal Süreya’nın içini rahatlatır. Sözünde de durur. Mehmet Seyda, kızlarının doğum günü yemeğine Cemal Süreya ve Zuhal Tekkanat’ı davet eder. Boğaz’da düzenlenen yemekte, karşılıklı oturtulurlar. Bu ilk buluşma olur. Devam eden günlerde ise başka yemekler düzenlenir ve tekrarbuluşmaları sağlanır. Böylece Cemal Süreya ile Zuhal Tekkanat’ın yakınlaşması başlar. Mutludur üstat!

 

 

Arkadaşların da katıldığı buluşmalar devam eder. Bu buluşmaların birinden sonra, Cemal Süreya’nın evine gitmeye karar verilir. Aslında Zuhal Tekkanat, onun hislerini bildiği için gitmek istemez. Ama herkesorada olacağı için mecbur kalır ve Cemal Süreya’nın evine gider. Evde hiç konuşmaz. Hatta evin halinigörünce, evi hiç beğenmez ve üstattan bir kez daha soğur. Parkelerinde sigara söndürülmüş evin, içerisi de izmarit doludur. Kaçamak baktığı yatak odası ise ne kadar dağınık bir adam olduğunun adeta kanıtıdır. Bu görüntüler karşısında genç kız, hemen orayı terk etmek ister. Saatin geç olmasını bahane ederek, Cemal Süreya hakkında daha da fazla olumsuz izlenimler edinerek, anında evi terk eder.

 

 

Aradan günler geçer. Cemal Süreya, bu kez bürosuna davet eder Zuhal Tekkanat’ı. O da tüm olumsuz düşüncelerine rağmen daveti kırmaz ve Cemal Süreya’nın bürosuna gider. Cemal Süreya da, ‘‘Seni sevgili edinecektim, ama seninle ancak evlenerek beraber olabileceğimi anladım’’ diyerek, niyetini bir kez daha dile getirir. Bu sefer Zuhal Tekkanat, kafasındaki tüm kötü izlenimleri siler ve üstat ile daha da yakınlaşmaya başlar. Tabii bunda ikisinin de iş yerlerinin birbirine yakın olması etkilidir. Evlilik yoluna giden buluşmaları artık sıklaşır. Böylece her fırsatta buluşurlar. Artık Zuhal de sevmiştir Cemal’i.Ve sevdiği adamı, ailesi ile tanıştırmak ister. Bu isteğini ailesine de söyler ve Cemal Süreya’yı bir akşam yemeğe davet ederler. Zuhal’in babası da bu görüşmede kızının ilk zamanlardaki düşüncelerine sahip olur. Beğenmez usta şairi. Kızının düzeni sevdiğini, böyle dağınık bir adam ile hayatını geçiremeyeceğini söyler ve bu evliliğe engel olmak ister.

 

 

Ama her türlü engele rağmen, Cemal Süreya sevdiği kadın ile evlenecektir. Onun, gönlünü çalmıştır bir kere. Hangi engel onu yolundan çevirebilir ki? Bu yüzden de sevdiği kadına, önlerine çıkan engellere takılmasın diye; Kapalıçarşı’dan lacivert bir ayakkabı alır. Artık engelleri atlamaları için ayakkabılar sağlamdır ama Cemal’in sevdiği kadına vermek istediği bir şey daha vardır. O da artık herkesin onların birbirlerine ait olduğunu bilecekleri yüzüklerdir. Bunun için Cemal Süreya, Zuhal’ı kuyumcudan içeri sokar ve parmağına nişan yüzüklerini takar. ‘‘Hadi git evdekilere nişanlandığı söyle’’ diyerek, Zuhal’in yanından ayrılır. Zuhal Tekkanat ise o heyecanla evine gider ve annesine, ‘‘Anne bak, nişanlandım’’ der. Aradan geçen bir haftadan sonra ise Cemal, Zuhal’i 1967’nin Ağustos’unda kaçırır ve Kadıköy İskelesi’ndeki Evlendirme Dairesi’nde kıyılan nikâh ile resmen evlenirler.

 

 

Evlenmesine evlenirler ama Cemal Süreya, Görçek Fotoğraf Stüdyosu’nda Zuhal Tekkanat ile birlikte çektiremediği fotoğrafı nikâhında da çektiremez!Ancak nikâhtan sonra geçen beş yılın sonunda karısı ile fotoğraf çektirebilir, üstat. Onların beş yılın sonundaki birkaç fotoğrafını da ilk kez Günel Altıntaş çeker. Çektiği bu fotoğrafları da üstada gönderdiği bir mektup ile ulaştırır. Üstat, o yıllarda Ankara’dadır. Cemal Süreya, fotoğrafları görür görmez çok heyecanlanır. Zaten iş için gittiği Ankara’da büyük bir özlem duymaktadır karısına. O heyecan ve özlem ile de hemen kâğıda kaleme sarılır. Bu fotoğrafların içinden yalnızca birini gönderecek olmasına rağmen, fotoğraflar hakkında karısına detaylı bir mektup yazar. Ne de olsa ilk kez yan yana oldukları fotoğrafları vardır artık! Ama üstada göre birkaç tane olan bu fotoğrafların yalnızca biri çok nettir ve o da sadece bu fotoğrafı beğenir. Beğendiği bu fotoğrafı da 11 Mayıs 1972 tarihli mektubu ile birlikte hemen eşine gönderir. Mektubu eline alan Zuhal Tekkanat da, fotoğrafı görünce heyecanlanır ve büyük aşk duyduğu eşi Cemal Süreya ile çekinmiş oldukları bu fotoğrafı; o gün bugündür tüm acılara ve ayrılığa rağmen korur, evinin başköşesine asar!

 

 

Fotoğrafı koruyan tek kişi ise sadece Zuhal Tekkanat değildir! Bu fotoğrafı, bir de Şair Elif Sorgunmuhafaza eder. Ama Elif Sorgun, fotoğrafı duvarında değil, yazmış olduğu ‘‘Bu Fotoğrafı Ben Çektim’’ şiirinin dizeleri ile korur. Bu şiir sayesinde de sadece fotoğraftaki kişiler değil, fotoğrafı çeken kişi de ölümsüzleşir. O halde Elif Sorgun’un, fotoğrafı muhafaza ettiği ‘‘Bu Fotoğrafı Ben Çektim’’ adlı şiirinin dizelerine gidelim:

 

 

Hiçbir basılış adımızı koymadı

O yüzden sizlere kırgınız

Bir ben Günel Altıntaş

Bir de ben Kadir İncesu

 

Adam Erzincanlıydı esmer

Kız da güzeldi çilsiz kumral

Uzun saçları yeşil omuzlarında

Gözlerinde asker türküsü

 

Sevgilerini için miçin

Söyler gibiydiler birbirlerine

Duruşları biçimlendirildi

Çerçeveye koydular büyütmek için

 

 

Şimdi de, ‘‘Elif Sorgun, bu hikâyeyi nereden biliyordu?’’ ‘‘Bu şiiri neden yazdı?’’ diye kendi kendinize sorular yönelttiğinizi hissettim. O zaman ben de bu sorularınıza cevap vereyim: Elif Sorgun, Zuhal Tekkanat’ın ta kendisidir! Cemal Süreya’nın eşi Zuhal Tekkanat da, Türk Edebiyatı’nın önemli şairleri arasındadır. Ama siz onu Şair Elif Sorgun olarak bilirsiniz. Ona bu ismi veren de Cemal Süreya’dan başkası değildir!

 

 

Zuhal Tekkanat, Cemal Süreya ile evlenmeden önce de şairdir. İlk kitabını Zuhal Tekkanat adıyla 1965’te çıkartmıştır. Ancak Cemal Süreya ile evlendiklerinde Zuhal Tekkanat şair olmasının yanı sıra bir de devlet memurudur. O yıllarda devlet memurlarının aynı anda iki işi yapması yasak olduğundan Zuhal Tekkanat yayımlattığı şiirlerinin telifini alamayacaktır. Bunun üzerine Cemal Süreya, eşini uyarır ve bir mahlas ile şiirlerini yayımlatmasının doğru olacağını söyler. Zuhal Tekkanat da eşinin önerisini dikkate alır ve kendisine bir mahlas bulmasını rica eder. Bunun üzerine Cemal Süreya, çok sevdiği Karacaoğlan’dan Elif’i, eliyle rastgele seçtiği Yozgat’ın Sorgun ilçesinden de Sorgun’u alarak, Türk Edebiyatı’na Şair Elif Sorgun’u kazandırmış olur. Böylece; Elif Sorgun şiirde, Zuhal Tekkanat da resmiyette iyi arkadaş olur; birbirlerini korurlar, destek olurlar, araları hiç bozulmaz. En önemlisi de Cemal Süreya gibi bir ustayı en iyi şekilde temsil ederler.

 

 

Melih Yıldız

product

product

product

product

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül EKŞİOĞLU

İstanbul’da doğdum, Pertevn...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

Hasan Ünal TEKAĞAÇ

1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Psk. İlkim ÖZ

İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...

Image

Orçun OĞLAKCIOĞLU

Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...

Image

Özlem KALKAN ERENUS

1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...