Özlem Kalkan Erenus derKi;
AT SİNEĞİNİN ÖLÜMÜ
Platon’un Kriton Diyaloğunda Sokrates’in Etik Anlayışı
Sokrates’in (M.Ö. 469-399) düşünce tarihi içindeki belirleyici konumunu bilmeyen yoktur. Antik Yunan düşüncesini öylesine kökten bir dönüşüme sürükler ki, kendisinden önce gelen tüm filozoflar “pre-Sokratikler” olarak adlandırılır. İlginç olan, bu denli çığır açıcı bir şahsiyet olarak kabul edilen Sokrates’in, yazılı hiçbir eser bırakmamış olmasıdır. Felsefesini ve dünya görüşünü, toplumun içinde sokak sokak dolaşırken karşısına çıkanlarla konuşarak yaymaya çalışmış; insanları hayatlarının anlam ve amaçları üzerine düşünmeye yönlendirme çabasını bu diyaloglar aracılığıyla sürdürmüştür. Bu nedenle Sokrates’e dair bildiklerimiz, tümüyle başkalarının onunla ilgili olarak yazdıklarına dayanır. Özellikle Platon’un kaleme aldığı hemen tüm diyaloglarda, bir bilge olarak Sokrates konuşur. Gökberk’e göre Platon bu şekilde hocası adına “ölmez bir anıt dikmiştir.” (Gökberk, 2018: 44) Bununla birlikte, Platon’un eserlerinde Sokrates’in söylemleri ile kendi düşüncelerinin zaman zaman birbirinden ayırt edilemeyecek derecede iç içe geçmiş olduklarını da belirtmek gerekir.
Ünlü savunmasında, nefes aldığı ve gücü yettiği sürece felsefe yapmaktan ve topluma gerçekleri göstermekten vazgeçmeyeceğini söyleyen Sokrates, şakayla karışık; Atina’yı uyuşukluktan kurtarılması gereken, soylu ama iri ve hantal bir ata, kendisini ise, uyanıp kendine gelmesi için kente musallat edilen bir “at sineğine” benzetir (Savunma, 29d ve 30e-31a).
Sokrates’in yargılandığı mahkeme M.Ö. 399 yılının Thargelion ayı içinde toplanır. Atinalılar eski bir geleneğe sadık kalarak, her yıl Thargelion ayının yedisinde, Delos adasına tanrı Apollon’a adanmış bir gemi göndermektedir. Atinalıların inanışına göre, bu gemi mitolojik Atina Kralı Thesseus’un canavar Minotauros’a kurban edilmek üzere, yedi delikanlı ve yedi genç kızla birlikte Girit’e gittikleri gemidir.[*] Theseus ve arkadaşlarının canavarı yenerek kazandıkları zafer için şükranlarını sunmak amacıyla, her yıl törenler eşliğinde gemi süslenmekte ve geminin Pire limanına dönüşüne kadar, şehrin arınmış kalması için, hiçbir ölüm cezasının infazına izin verilmemektedir (Phaidon, 58a-b). Törenler mahkeme kararından bir gün önce başladığından, Sokrates’in infazı geminin döneceği günün sonrasına ertelenmiştir.
Platon’un Kriton Diyaloğu, hapiste infaz gününü bekleyen Sokrates ile arkadaşı ve öğrencisi Kriton arasında geçer. Varlıklı bir adam olan Kriton, servetini kullanarak hocasını hapisten kaçırmak istemektedir. “Dinsizlik ve gençleri yoldan çıkarma” suçlamalarıyla, haksız yere mahkûm edildiğini düşündüğü Sokrates’i kaçmaya ve ölüm cezasından kurtulmaya ikna etmeye çabalar. Ancak Sokrates, hayatı boyunca savunduğu ilkelerden, ölümü söz konusu olduğunda vazgeçmeyi reddeder.
Diyalogda Kriton tarafından Sokrates’i ikna etmek üzere dile getirilen savlar, Atina’da o dönemde egemen olan ahlâk tutumuna işaret ederken, Sokrates’in bu savlara yanıtları ve kaçmaması gerektiğine dair argümanlar, onun etik anlayışının esaslarını ortaya koyar.
Çoğunluk mu, En Büyük İyi mi?
Gardiyanlara ve suçlayıcılara rüşvet vererek Sokrates’i hapisten ve Atina’dan kaçırmak, Kriton ve diğer varlıklı dostları için zor olmayacağı gibi, toplum tarafından büyük bir tepkiyle de karşılanmayacaktır. “Çoğunluk, dostlarının bunca ısrarına karşın, buradan gitmek istemediğine inanmayacaktır” (Kriton, 44c) diyen Kriton’a göre toplumun esas ayıplayacağı; servetiyle bu kaçışı sağlayabilecekken, bundan kaçınarak arkadaşını ölüme göndermektir.
Oysa Sokrates’in deyişiyle; çoğunluk ne yaptığını bilmez, rastgele davranır ve bu nedenle en büyük iyilikler de, en büyük kötülükler de çoğunluğun elinde değildir (Kriton, 44d). Sokrates’in “en büyük iyi” ile kastettiği, episteme ya da phronesis olarak adlandırılan ve erdem ile özdeşleştirilen bilgidir (Strauss, 2018: 61). Kriton’un çoğunluğun görüşlerini merkeze alan savı karşısında Sokrates’in “en büyük iyiye” yönelen anlayışı, etik ve ahlâk kavramları arasındaki ilişkiden hareketle karşılaştırılabilir.
Etik ve Ahlâk İlişkisi Bağlamında Sokrates’in Ethosu
Antik Yunanca’da karakter, huy, alışkanlık gibi anlamlar taşıyan ethos sözcüğünün çoğulu ethe’dir. “Ethe’ye ilişkin konular” anlamındaki ethika ise, etik sözcüğünün kökenini oluşturur. Kuçuradi, ethe’nin en eski anlamıyla, “canlı bir varlığın mekânı, hep gittiği, sığındığı yer” olduğunu belirtir. Bu bakımdan “bir topluluğun yaşama biçimini” de ifade edecek biçimde anlaşılmaya açık olmakla beraber; etik sözcüğü temelde “kişiyle ilgilidir” (İyi, 2014:5-6).
Sokrates “sorgulanmamış bir yaşamın yaşanmaya değer olmadığını” (Savunma, 38a) söylerken, kişinin ancak kendisiyle ilişkisinden hareketle, diğer insanlarla, toplumla ve yaşamla kurduğu ilişkilerin anlam kazanacağını vurgular. “Kendini bilmekle” başlayıp, “doğru” ve “iyi” bir yaşamın olanaklarına ilişkin bilgiye yönelen bu anlayış, etiği bir bilgi alanı olarak belirler.
İnsanın tarihsel ve toplumsal yanıyla ilgili bir olgu alanı olan ahlâk ise, kişilerarası ilişkilerde geçerli kılınmış “çeşitli değer yargıları sistemleridir”. Belirli bir grupta, belirli bir zamanda geçerli olan bu sistemler; bir yandan “eylemlerimizin değeri” konusunda yargıda bulunmak için kullanılırken, diğer yandan “davranış ölçüleri” belirleyerek, “düzen kurucu kurallar” getirir. (Kuçuradi, 2017: 25-32).
Ölümden kurtulmak gibi güçlü bir gerekçeye dayansa bile, hapisten kaçmak Sokrates’in ethosuna uygun bir davranış olmayacaktır. Her koşulda geçerli, yere, zamana, duruma bağlı olmayan etik anlayış, Sokrates’in eylemlerinin karakteristik niteliğidir.
Akıl Yürütme, Kanıtlama, İkna
“Çaban doğru bir amaca yönelmişse değerlidir, ama değilse büyüklüğü oranında kötü bir çabadır” (Kriton, 46b) diyen Sokrates, etikte akıl yürütmeye ve kanıtlamaya inanır. Doğru sanıyı değil, bilgiyi arar (Frankena, 2007: 19). Sokrates, Kriton’un savlarını karara bağlama ilkelerini açıklarken, felsefi akıl yürütmede benimsediği yöntemi hatırlatır: Sadece içinde bulunduğu durumda değil, her zaman; logos ile muhakeme ettikten sonra, kendisine en uygun görünen muhakeme doğrultusunda hareket ettiğini belirtir. Kendisine ölüm cezası verilmiş olduğu için bu ilkelerini terk edecek değildir.
İyi, asil ve adil bir şekilde yaşamanın aynı şeyler olduğu konusunda Kriton’la fikir birliği sağlayan Sokrates, Atinalıların rızası olmadan kaçmanın adil olup olmadığını ortaya koymaya çalışır. Kentin iradesine aykırı olarak kaçmak istemez. Ancak bunu yaparken, Kriton’un iradesini yok saymak da Sokrates’e uygun görünmez: “Yapacaklarımı sana rağmen değil, seni ikna ederek yapmak isterim” (Kriton, 48e) der.
Sokrates’in “hiçbir şekilde bilerek haksızlık yapmamamız gerektiğini mi söylüyoruz, yoksa yerine göre; şu durumda gerekir bu durumda gerekmez mi diyoruz?” (Kriton, 49a) sorusunda iki farklı argüman dikkat çeker. “Bilerek” vurgusu, kimsenin başkalarına istemeden haksızlık etmekten suçlanamayacağını ima eder. “Kasıtsız suçlar” için mahkemeye çıkartılmayı emreden bir yasa bulunmadığı, Sokrates’in savunmasında da öne sürülmektedir (Savunma: 26a). “Yerine göre” ve “hiçbir şekilde” karşıtlığı ise eylemlerimizi belirleyen değerlerin nesnelliğini ve değişmezliğini sorgular. Bu karşıtlık ahlâki nesnelcilik ve ahlâki görecilik tartışması üzerinden değerlendirilebilir.
Etikte Evrensellik Sorunu Bağlamında Sokrates’in Nesnel Tutumu
Ahlâk ilkelerinin evrensel ve değişmez olduğu anlayışı ile ahlâk ölçütlerinin uylaşımsal olduğu ve çağa, topluma, bireylere göreli bir değer taşıdığı görüşü, felsefe tarihi boyunca süregelen ve “etikte evrensellik sorunu” başlığı altında tartışılan bir meseledir.
İlk dönem filozoflarının “doğa” (physis) dediği, nesnenin hep aynı kalan, değişimden bağımsız özüne dair bir yasa vardır. Bu doğa yasalarının karşısındaysa, belirli zamanlarda ve sınırlı çevrelerde geçerli olmak üzere, “insanlar tarafından konulmuş” (thesis) pozitif yasalar bulunur. Yere ve zamana göre değişen ahlâk kurallarının insan eliyle konulmuş düzenler olduğu görüşünü benimseyen sofistlere göre; bütün ahlâk yasaları bir uzlaşımdır. Bu kabul onların nesnelliğini ortadan kaldırır. Her zaman ve her yerde geçerli bir iyinin yerine, sadece iyinin değişen içerikleri vardır. Ancak ahlâk yasalarının doğada hazır bulunduğu ya da Tanrı eliyle konulduğu kabul edilirse, onların nesnelliği ve mutlaklığı da benimsenmiş olur. Böylelikle ahlâk buyrukları kesin ve değişmez ilkeler olarak sunulur (Akarsu, 1982: 12 ve Gökberk, 2018: 42).
Sokrates “hiçbir şekilde” haksızlık etmemek gerektiği konusundaki nesnel görüşünü, “haksızlık görenin, haksızlığa haksızlıkla karşılık vermemesi gerektiği” düşüncesiyle genişletir (Kriton, 49c). Bu, ilk görüşten çıkartılan zorunlu bir sonuç olsa da, Sokrates çoğunluğun buna katılmayacağını bilir. Ona göre, bu düşünceleri kabul edenlerle etmeyenlerin ortak bir görüşe varması imkânsızdır (Kriton, 49d). İnsanlara kötülük etmenin, onlara haksızlık etmekle bir ve aynı şey olduğunu belirten Sokrates, kendisini savunan kişinin, bunu başkalarına kötülük etmeden yapması gerektiğini düşünür. Kenti kendisini serbest bırakmaya ikna etmeden Atina’dan ayrılmakla, başkalarına kötülük edip etmeyeceği tartışmasını Atina yasalarını kişileştirerek yapar.
Yasaların Kişileştirilmesi
Diyalog içinde ikinci bir diyalog gibi ele alınan bu bölümde Yasalar, Sokratik soruları bu kez Sokrates’in kendisine yöneltir. Böylelikle Sokrates, bir önceki bölümde ortaya koyduğu argümanları kullanarak, neden kaçmaması gerektiğini gerekçelendirir.
Sokrates’in yasaların ağzından dile getirdiği argümanlara göre; yasaya uygun olarak dünyaya gelmiş ve yetiştirilmiş olmakla, Sokrates’i var eden asıl irade yasalardır. Bu nedenle kendisi de diğer yurttaşlar gibi yasaların eseri ve hatta kölesidir (Kriton, 50d-e).
Yasanın emrettikleri doğru görünmüyorsa, yasal yollarla onu değiştirmeye çalışmalıdır (Kriton, 51c). Bu şekilde pozitif yasalarla doğal haklar arasında görülebilecek herhangi bir uyuşmazlık halinde, yurttaşa aktif bir ödev yüklenir. Yasanın emrettiği şey doğası gereği adaletsizse, doğal hak haksız emrin karşısına konarak, yasanın değiştirilmesi talep edilebilir. Fakat değişiklik sağlanamazsa, haksız da olsa, yasaya itaat etmek zorunludur (Strauss, 2018: 131). Yasadan memnun olmayan yurttaş, servetini alarak kentten ayrılmakta özgürdür. Ancak kentte kalan herkesin yasalarla doğal olarak uzlaşmış olduğu kabul edilir (Kriton, 51d-e).
Sokrates yasalardan hoşnut kalmamış ve aralarında bulunan anlaşmayı adil bulmamış olsaydı, bunları düşünecek yetmiş yıl zamanı vardı, istese gidebilirdi. (Kriton, 52e). Ama Sokrates körlerden, topallardan ya da başka sakatlardan bile daha az ayrıldı vatanından. Bu da gösteriyor ki; kenti ve yasaları herkesten daha çok benimsemiştir (Kriton, 53a).
Ayrıca Sokrates duruşmalar sırasında bile kendisine ceza olarak sürgünü seçebilir, şimdi kentin rızası dışında yapmayı düşündüğü şeyi, onun rızasını alarak yapabilirdi. Oysa Sokrates ölümü sürgüne tercih ettiğini söylemiştir (Kriton, 52c). Şu durumda kaçmaya çalışırsa, yalnızca kendi zımni sözleşmesiyle değil, aynı zamanda sürgün seçeneğini kabul etmeyeceğini belirttiği kendi söylemiyle de çelişmiş olur.
Yasaların söyleminde ifade bulan; şimdi ölüme giderse, yasalar tarafından değil, insanlar tarafından haksızlığı uğramış olacağı vurgusuyla Sokrates suçsuzluğunu bir kez daha dile getirir. Ancak onun için suçsuz olmak kadar suçsuzluğunu korumak da önemlidir. Utanç verici bir şekilde, haksızlığa karşı haksızlık yaparak, yasalarla anlaşmasını bozar ve kaçarsa, en az kötülük etmesi gereken kendisine, dostlarına, vatanına ve yasalara kötülük edecek (Kriton, 54c) ve bu kez suçlu duruma düşecektir.
Söylemler ve Eylemler
Eylemler, söylemlerle kıyaslandığında daha güvenilirdir. Felsefe tarihinde düşünce ve eylem uyumunun en tipik örneği olarak görülen Sokrates’in eylemi, kaçmayı reddederek hapiste kalmaktır. Orada kalmayı seçmek için ethosuna uygun, akıl yürütmeyle gerekçelendirilmiş bir sebebi, bir logosu vardır.
Sonuç olarak Sokrates, arkadaşı Kriton’a da, eylemleriyle söylemlerini buluşturmaktan başka seçenek bırakmaz:
SOKRATES- (…)yine de beni ikna edeceğini sanıyorsan devam et.
KRİTON- Söyleyecek bir sözüm yok Sokrates. (Kriton, 54d)
Kaynakça
Akarsu, B. (1982) Ahlak Öğretileri. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Frankena, W. (2007) Etik. çev. Azmi Aydın. Ankara: İmge Kitabevi.
Gökberk, M. (2018) Felsefe Tarihi. İstanbul: Remzi Kitabevi.
İyi, S. (2014) “1. Ünite - Etik Nedir?”, Etik içinde. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları.
Kuçuradi, İ. (2017) Uludağ Konuşmaları Özgürlük, Ahlâk, Kültür Kavramları. Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu.
Platon. (2016) Kriton, Sokrates’in Savunması –Euthyphron, Apologia, Kriton, Phaidon- içinde. çev. Ari Çokona. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Strauss, L. (2018) Platon’un Politik Felsefesi, Kriton Cilt 2. çev. Özgüç Orhan. İstanbul: Pinhan Yayıncılık.
[*] Thesseus ve arkadaşlarının insan bedenli, boğa başlı canavar Minotauros’la mücadelesi için bknz: Özlem Kalkan Erenus, “LABİRENT, Bölüm 3 – Sihirli İplik”