Bu aralar slowmotion yaşıyorum hayatı. Yani bu öyle bir his ki, sanki ben sakin durunca tüm evren sakinleşiyormuş gibi, sanki ben gözlerimi kapatınca, yaşanan tüm şeyler yaşamayı bırakıyormuş gibi. Bazen kontrol edemiyorum, en çok da kendimi ve ne yazık ki, doğduğum an bende olan o sakin kalma becerisini geri kazanmak için, artık bilinçli şekilde çaba sarf etmem gerekiyor. Sorunları çözmek için göz hizasına filan inmem de işe yaramıyor. Zaten kızımda da işe yaramamıştı. İnatla üzerine gittiğim şeylerin sonucu da tam şu şekil; ruhum bu bünyeye dar geliyor ya da öyle biçimsiz bir halde ki, hangi şekle sokarsam sokayım bedenimde sakil duruyor. Hani bazen, salonun metrekaresini hesaba katmadan koltuk alırsın da, ne yana çevirirsen çevir bir türlü düzgün durmaz ya, tam onun gibi işte. Ruhunu da evir çevir bir şekle girmiyor. İşte o yüzden gözlerimi kapattığımda her şey duruyormuş, o akış devam etmiyormuş gibi yapıyorum. Nerede ve ne zaman olduğunu hatırlamıyorum ama bir yazıda okumuştum, bebekler rahatsız olduğu bir sahnenin gözlerini kapattıklarında sonlandığını sanırmış. Oysaki biz büyümüşler için durum böyle değil. Gözlerimizi sımsıkı kapasak da, o yaşanan şeylerin yaşanmaya devam ettiğini biliyoruz. E ben bebek miyim? değilim. Olsun, bebek te kendini kandırmayı bilmiyor.
Özetle, bu dünyada benim için ayrılan yerin daha azını kaplıyorum şu an. Ne verilen sözlerin, ne vaatlerin, ne sarpa saran işlerin, ne yalanın dolanın, ne de kocaman lafların peşine düşmüyorum. Tam da şu yazıyı yazarken canım mantı çekti ve çok geçmedi annem seslendi içerden "Hadi gel mantı yaptım"... yok yok, bu kez "tüh ulan başka bir şey dileseydim keşke" demeyeceğim. Her ne kadar, eşref saatinin nadiren denk gelen o cağnım dilek hakkını bir tabak mantıya kaptırmış olsam da, nasibime düşeni afiyetle kaşıklamayı düşünüyorum. Hem kim bilir, belki de annem o mantının içine hayallerimi, umutlarımı, yarınlarımı doldurup doldurup kapattı ağzını, doldurup doldurup kapattı...
Hayat bu işte. Bazen bir de bakıyorsun, minicik şeylerin içine kocaman şeyler sığıyor. Misal bu yazının başlığı gibi; aslında o iki kelimenin içinde bilir misiniz ki nice satırlar gizli.
(Hayat yolculuğu, Orçun Oğlakcıoğlu’nun Yolculuk kitabı Sayfa 22’den…Selam ve sevgiyle üstad. Dokunduğun yürekler çok, yorgunluğun hep en gülümseteninden olsun.)
79 Düzce doğumluyum. Şu an Ankara'da yaşıyor olsam da ruhumun büyük bir kısmı sanırım halâ orada. Yaptığım en şahane şey kızım. Bundan cesaretle...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...