Burası bir tiyatro sahnesi..
Koyu bordo bir perdenin ardında uçuşuyor replikler, tiradlar. Bu sahnede , bu mekânda yaşıyor, yaşatılıyor kimi zaman aykırı ruhlar, kimi zaman da sıradan hayatlar.
Bir mekânın iç sesi yankılanıyor bu loş salonun tam da ortasında.
Şu kapıdan giriyor aktör, sahnesini alıyor o kalabalık insan topluluğunun karşısında.
Bi mekanı yaşatan, o mekanda yer alan canlı - cansız tüm varlıklardır ama , her mekanın da kişi ve objelerden bağımsız bir ruhu vardır aslında.
Dokunamazsınız bazen, göremezsiniz belki ama , o ruh sessizce fısıldar kulağınıza, his dünyanıza.
En çok da tiyatro salonlarında yaşarız bizler bu hissi, tiyatro dediğin gerçek hayatın ta kendisi.
Yaşadığı kadar değil, yaşattığı kadar var olur bana sorarsanız , içinde yaşadığımız , soluk aldığımız o mecralar.
Hissetmek her şeydir çünkü ; hissetmek var olduğunu duyumsamaktır.
Tıpkı oyun bittiğinde, sahne sona erdiğinde perdenin kapanmasının ardından o salonda kulaklarımızda çınlayan alkış sesleri gibi, replikler gibi, çığlık çığlık konuşan tiratlar gibi...
Bir mekanı var kılan tek şey o mekanın fiziksel varlığı değil, yaşanmışlıklarıdır, bizlere duyumsattıklarıdır.
Tiyatro sahnesinde rol alan oyuncularla izleyiciler arasında görünmez , şeffâf bağlar vardır. Aynı duyguları hissedebilmek, aynı frekansta buluşabilmek, aynı havayı teneffüs ederken o tiyatro salonunda, ortak bir enerji ve sinerji oluşturabilmek.
Tiyatro oyuncularının da yaptığı budur aslında, izleyenlerin aklında ve kalbinde farklı pencereler açmak, onları bambaşka ufuklara doğru taşımak.
Günümüzün en büyük handikapı , allı pullu ama bir o kadar da renksiz tatsız - dokunmatik tv ve bilgisayar ekranlarının yalancı gözalıcılığı ve insanı o sonsuz girdabına çeken boşluğu ve karanlığı.
Oysa hayat nefes almak ister, dokunmak, hissetmek ister. Bağıra çağıra haykırmak ister. Tüm duyguları en derinlerimize kadar hissettirmek ister.
Ve hayattır tiyatro; gerçektir, hissedilebilir bir illüzyon gösterisidir.
Daha fazla renkli camların girdabında boğulup gitmeden ruhumuz, vakit geç olmadan yaşatmalıyız tiyatroları, can vermeliyiz ruhunu her geçen gün daha çok kaybeden oyunlara, sahnelere, repliklere.
Bir bilet alarak başlamalıyız , en azından şehrimizdeki tiyatro salonlarını doldurmalıyız, hayat vermeliyiz oyunculara alkışlarımızla.
Bir oyuncunun gerçek anlamda nefes aldığı yerdir tiyatro sahnesi çünkü.
Bu tarifsiz özel duyguyu yaşayın ve yaşatın, hayata anlam katın , tiyatronun o büyülü atmosferinin ışığıaltında.
Hayatımıza bir tiyatro sahnesinin ışığı altından sızarak bizleri bambaşka yolculuklara çıkaran tüm tiyatro sanatçılarımıza ve emekçilerine saygılarımla.
27 Mart Tiyatrolar Gününüz Kutlu Olsun.
SERPİL KAYA
Serpil Kaya ‘’Gri Koza’nın Kelebekleri’’ adlı kitabın yazarı ‘’Derin Nefes Sayıklamalar’’ adlı...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...