“dum loquimur, fugerit invida
aetas: carpe diem, quam minimum credula postero”
-Quintus Horatius Flaccus
Latin Edebiyatı’nın ünlü ozanı Horatius’un tanınmış dizesi, ne getireceği belirsiz olan geleceğe olabildiğince az güvenerek; bugünü, şimdiyi, yaşamakta olduğumuz anı yakalayıp değerli kılmaya çağırır bizi, ta iki bin yıl öteden…
Oysa bir önceki dizeden duyurmaktadır bu ümitsiz kovalamacanın sırrını; “daha biz konuşurken, uçup gitmiş olacak kıskanç zaman.” Yani biz ‘şimdi’ derken bile geç kalacağız; geçip gidecek, eskiyecek sözünü ettiğimiz ‘şimdi’. Gelmek üzere olan, bir sonraki ‘şimdi’yi yakalamak içinse hep biraz erken olacak. Artık var olmayan bir ‘şimdi’nin anısıyla, henüz var olmamış bir ‘şimdi’nin öncesinde; elle tutulamayan, belirdiği anda kaybolan ‘şimdi’leri kovalayıp duracağız.
Üstelik aradan geçen koskoca iki bin yılda, Zamanın Ruhu her birimizi gerçekliğin ötesine öyle bir sürüklemiş ki; artık onlarca şey, durmadan, aynı anda yığılıyor üstümüze. Bir yandan yemek yerken, diğer yandan televizyondaki son dakika haberlerini ve piyasa gelişmelerini izliyor, tablet ya da telefonumuzdan bankadaki yatırım hesabımıza ulaşarak gerekli aktarımları yaparken, ‘veli grubundan’ ekranımıza düşen mesajları okuyup, çocuğumuzun yarın okula götürmesi gerekenleri takip etmeye, hatta daha yemek masasından kalkmadan eksikleri tamamlamak üzere, sanal mağazadan sipariş vermeye uğraşıyoruz. İşte ‘şimdi’ diyebileceğimiz bir ‘an’ı yakalama ümidiyle kovalamak şöyle dursun, üstümüze çöken anlar yığınının altında ezilmemeye gayret ediyoruz, hepimiz.
Derken, beklenmedik bir şok dalgası yayılıyor üzerimize. Göremediğimiz, ancak varlığını duyumsadığımız ortak bir tehlikenin tehdidi altında, ‘şimdi’lerimizin bir biri ardına sıralanmayı sürdürebilmesi için, oradan oraya savrulmak yerine yavaşlamamız, hatta bir süre için durmamız gerektiğini anlıyoruz. Felaket çığlıkları kulaklarımızı sağır etmeye bu kadar yakınken, zamanda bir kırılmaya tanıklık etmeye hazırlanıyoruz belki de.
Geldiğini ve hemen ardından elimizden kayarak uzaklaştığını gördüğümüz, ama var olduğu anda bir türlü yakalayamadığımız ‘şimdi’lere yetişmeye belki her zamankinden bir adım daha yakınız. Ardından tüm gücümüzle koşarak yakalayamadığımız anları, yavaşlayarak yakalayacağız. Yavaş yavaş…
Ben ya-vaş-la-dım.
Rüzgâr yavaşladı.
Kuşlar yavaşladı.
Dalgalar yavaşladı.
Yavaşlayarak çıktığımız bu yolculuk, ‘şimdi’lerin içinde, kendimizle buluştuğumuz anlara doğru... Benimki daha çok resimlerime… Ya sizinki?
(Ataköy, 29.03.2020)
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te İstanbul üniversitesi, İşletme Fakültesi'nden mezun oldu. 1994'te özel statülü öğrenci olarak, Ortadoğu...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...