Ne zaman Haziran oldu, ne zaman Ekim’e kadar geldik, zaman nasıl geçiyor böyle?(!) Yaşadıklarımızı tam da algılayamadan, olup biteni, gelip geçeni tam da fark edemeden hayatın içinde akıl almaz bir hızla ilerliyoruz. Bu hızlı gelip geçişlerden geriye ne kalıyor diye bir soru sormayacağım çünkü, her bir kişi için değişecek olan bu sorunun cevabı, sanmak ile gerçekten fark etmek arasındaki ince çizgide hayatını geçiren insan için değil dışarıya kendi kendine verildiğinde bile şaşırtıcı olabilir.
Sarah Jıo’nun iki kitabından Elveda Haziran ve Gündüz Sefası’ndan bahsedeceğim. Amerikalı gazeteci ve yazar Sarah Jıo’nun çok satanlar listesine girmiş romanları, genelde rutin hayatlar süren insanların sis bulutu içinde geçen algılarının bir şeyleri fark ettikleri anda nasıl dağıldığı üzerine kurulu. Bu durum hepimize tanıdık geliyordur, eminim. Güvenli zannederek, sırtımızı yasladığımız hayatlar içerisinde yaşayıp giderken farkına varmak ve neticesinde kararlar vermek zorunda kalmayı kim ister?
Elvada Haziran romanından başlayayım. Roman başlar başlamaz çok tanıdık bir insanla tanışıyoruz. June Andersen New York’da yaşayan başarılı bir bankacı. Ad soyad değişikliği yaparak June’u İstanbul’a da uyarlayabiliriz, Londra’ya da, Paris’e de. Beyaz yakalı sınıfından olan, bir günde yapacağı her şey saati saatine belirli, deli gibi çalışan, koşturan ve standartlarını bu çerçevede yüksek tutan June, sizin anlayacağınız batılı yaşam standartlarıyla “dünya düzenine” her şeyiyle ayak uydurmuş biri. June’un hiç planlamadığı şekilde, ancak dışardan bir etki gelirse ortadan ikiye kırılacak bir düzen bu. Öyle de oluyor zaten. Bir gün portföyündeki müşterileriyle toplantı yaparken midesi bulanmaya, başı dönmeye ve elleri istemsizce titremeye başlayan June kendini acil servise zor atıyor. Teşhis panik atak olarak belirlendikten sonra yine aynı gün ikinci ve hayatındaki tam kırılmayı gerçekleştirecek olan olay oluyor. Posta kutusundan çıkan bir avukat mektubunda onu yetiştiren teyzesi Ruby Crain’in öldüğünü ve tüm mirasını ona bıraktığını öğreniyor.
Bundan sonrası için hayat artık June’un kurgusundan tamamen çıkıp hayatın kendi kurgusunu eline almasıyla devam ediyor. Teyzesi Ruby’nin Seattle’daki kitapçı dükkanı Mavi Kuş Kitapevi June’un hayatını beklemediği bir yöne doğru sürüklemeye başlıyor. Miras işlemlerini tamamlamak için Seattle’a giden June çocukluğuyla yüz yüze gelir. Onu Ruby teyzesi büyütmüştür ve kitapevinde çocukluğunda saysız kere dinlediği masalın yazarı ve teyzesi arasındaki mektuplaşmayı öğrenir. Bu mektuplar June’a kendini, geçmişini ve şimdiye kadar bildiğini sandığı şeyleri yeniden keşfettirecektir. Elveda Haziran, yeni June’un eski June’a elvedasıdır aslında.
Gündüzsefası romanıyla devam edeyim. Bu romanda Ada Santorini ile tanışıyoruz. Onunla, Elveda Haziran’daki June’un aksine, yepyeni bir hayata geçiş yaptığında tanışıyoruz. Ada aynı June gibi Seattle’ gelmiş, ona sakin zamanlar vaat eden yüzen evlerden birinde yaşamaya başlamıştır. Evde bir sandık bulur. Sandığın içinden 50’li yıllarda yaşamış Penny Wentworth’a ait eşyalar çıkar. Ada yeni evlenmiş, ilk başlarda mutlu olduğunu sanan ama her geçen gün hem hayatında hem de evliliğinde bir çıkmaza doğru sürüklenen Penny’in hayatının içine doğru çekilir. Ada, Penny’in çıkmazlarını, bazı şeyleri fark edişini ve tüm bunların ışığında onu uyanışa doğru götüren olayların izini sürdükçe, kendi hayatı ile ilgili cevaplanmamış veya o zamana kadar cevabını bulamadığı huzursuzluklarının da cevabını bulacaktır.
Sarah Jıo’nun her iki kitabına da baktığımızda şunu görüyoruz: İnsanların bildiklerini sandıkları çoğu konuda yeni fark edişler yaşamaya başlamaları. Bu basitmiş gibi görünen durumlar aslında insanların başına bir anda gelmemekte. Fark edişlerimizi her ne olursa olsun bir takım bedellerle öğreniyor oluşumuzu Elveda Haziran ve Gündüzsefası romanları gayet net bir şekilde işlemekte.
Aynı yazardan iki tane gayet güzel sonbahar kitabı raflardaki yerini aldı. Okumanız dileğiyle