“Herkes, şansını kendi yaratır.” dedi. Kül rengi bir günün içinde durup kendimi sorgulamama sebep olan bu cümlenin daha birçok konunun kapısını aralayacağını düşündüm.
Kehribar, turuncu , mercan ve pas renklerinin yapraklarla can bulduğu ağaçlı bir yolu yürüyorduk.
“Şans Noktası hayatın kalitesini, Ruh Noktası ise ruhun özünü gösterir. Ruh Noktası, Güneş’in noktasıdır ve onu Ay’ ın noktası olan Şans Noktasından ayırmak doğru değildir.”* diyordu.Ben de buna inanıyorum. Hayallerimizi, inançlarımızı büyük bir kaynaktan üstelik hep kendini yenileyen ve hiç eksilmeyen bir kaynaktan alıyoruz, dedi.
Biraz şaşkın ve hak vermiş bir ifadeyle yüzüne bakmış olacağım ki;
“ Şaşırdın değil mi? Halbuki bütün güç, işte burada,” dedi. Adımlarımız bir an için durmuş , birbirimizin nefesini hissedebilecek kadar yüz yüze bakıyorduk. Büyük bir liman kadar güvenli olduğunu düşündüğüm eli kalbimin üzerinde duruyordu.
Heyecandan kalp atışlarımın kuşlar, karıncalar, bu ormanın yuva olduğu tüm canlılar tarafından duyulduğuna eminim. Birkaç saniye sessizlikten sonra ; “Haydi gel, yürümeye devam edelim,” dedi.
Güneş gücünü yitirmeden ama yorulduğunu belli eder bir şekilde duruyordu. Her adımımda söylediklerini düşünüyordum. Ne istediğini bilmek! , Kendini iyi tanımak!... Bunlar kendime bile itiraf etmekten çekindiğim ama en büyük eksikliği hissettiğim noktalardı. O, ne zaman konuşsa hayatımın eksik kalan bir parçasını buluyor ya da bana bulduruyordu. Bu özelliğine hayrandım, tıpkı duruşuna, bakışına, gülümsemesine hayran olduğum gibi.
“ Sen bana bakma. Belki de böyle değildir. Yaşam tarzı, öğrenilenler, yaşananlar etkiliyordur insanın şansını.” dedi. Gülümsedim ve:
“ Aksine bence doğru olan senin inandığın. İnsanın ruhunda yaşattığı, bedeninde var edilen enerjiye ve onun gücüne inanıyorum. Tıpkı Güneş ve Ay’ ın gücü gibi. Sadece amaçlarıma ulaşacağım yolda nasıl, kiminle ya da ne şekilde yürüyeceğimi bilmiyorum. Bilinmezlikler endişelendiriyor beni.” Dedim.
Durduk, yine yüz yüzeydik. Bu yakınlaşmanın sıcaklığı tüm bedenimi sarıyor ve neredeyse damarlarımdaki kan akışını duyuyordum. Yanaklarımdan alev çıkacakmışçasına bir sıcaklık yüzümün her noktasına eşit miktarda yayılıyordu sanki.
İki eliyle yanaklarımdan tuttu ve:
“ Ben bu yolda seninle yürümeye hazırım. Yorulduğunda elinden tutmama, sıkıldığında ya da vazgeçmek istediğinde seni yeniden enerjine ulaştırmama izin verir misin?”, dedi.
İki elim, ellerinin üzerinde öylece ona bakıyordum. O gülümsedikçe yeniden doğuyordum.
“Bu hayat, bizim.” Diyebildim.
Bir kuş havalandı yuvasından, bir karınca sırtındaki yüküyle öylece olduğu yerde kaldı, bir sincap düşürdüğü fındığını…
Bir yol, maviye bulandı…
*Firmicus Maternus, Mathesis (Tercüme: Jean Rhys Bram)
1987 yılında Bolu’da doğdu. Dokuz Eylül üniversitesi Yerel Yönetimler ve Anadolu üniversitesi Kamu Yönetimi, Adalet bölümü mezunudur. Amas...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...