Mutfak kapısının eşiğinde durdum. Bir adım daha atıp içeri girmeye cesaret edemiyordum. Ellerime baktım. Ayazdan buza kesmiş ellerimi neredeyse hareket ettiremiyordum. Uzun uzadıya inceliyordum ellerimi. Benim çok güzel ellerim yoktu. Ama annemin elleri, yeni filiz vermiş pamuk fidesi kadar pürüssüzdü. Kuru soğan kokardı annemin elleri... Şimdi bu mutfak ıssız kalmıştı. Gözünün feri sönmüştü. Öyle ki ben de sessizliğinde boğuluyordum. Sanki aniden ardım sıra belirecek ve bana " hadi oyalanma da kuralım şu sofrayı, bak saat kaç oldu" diye çıkışacaktı. Annemi kaybedeli tam 3 ay 18 gün olmuştu. Kalbimi çekip aldılar, dişlerimi söktüler, tırnaklarımı ayırdılar parmaklarımdan, Seyyid Nesîmî gibi yüzdüler derimi... Annem 52 yaşında topladı tasını tarağını göç eyledi cihan-ı cennete... Adı Makbule. Daha tazecikten evermişler babamla. 18 yaşında çıkmış Bitlis'ten. Bir daha da dönmek nasip olmamış. Senelerce imam nikahı sürdüğü kocası, ikinci erkek evladından sonra resmi nikah kıymayı akıl edebilmiş. Çok dayak yermiş babamdan. Hep kapı ile duvara iftira atar; sırf konu komşu " ne oldu gözüne Makbule?" demesin diye de günlerce dışarı adımını atmazmış. Mutfaktan çıkıp şöyle gönlünce salonda bir bardak çay içmişliğini hatırlamıyorum! Sanki annem mutfağın bir parçası olmuştu ve bu mutfakta aynı benim gibi öksüz kalmıştı. Boynu bükük kalmıştı. Acı acı su damlatıyordu musluk. Pencere önüne ardı sıra dizdiği akasyaların yüzleri asıktı. 3 oğul vermişti toprağa. Zaten ondan ötürü kansere tutuldu. Babam olacak insan israfı, annemin son günlerinde öleceğine kanaat getirmiş; öyle ki, arada sırf ele güne ayıp olmasın diye gelip ziyaret ettiği karısını, görmeye dahi gelmez olmuştu. Emindi gözlerinin toprak çektiğinden. Eve gidiyor ve televizyon karşısında horultular içerisinde uyuyakalıyordu. Son kez cenaze günü gördüm annemi. Sanki derin bir uykuya dalmıştı. Avuçlarımı sıkmış, dişlerimi kenetlemiştim. Tırnaklarım saplanmıştı tenime. Bu hayatta benim tek varlığım toprak oluyordu. Oğullarına kavuşacaktı iki gözüm. Cenaze günü onlarca insan geldi eve. İğne atsan yere düşmez, deriz ya hani! O gün bir tek babam gelmedi eve. İçmeye gitmişti zaar! Gözlerimin yaşı dindi elbet. Her şeyi insan için hak kılmış Yaradan. Sabah toprağa koyduğum annemin, akşam elleri ile işlediği iğne oynası örtü üzerinde iki lokma ekmek yedim. Ama acısı ilk günkünden de beterdi. Kim bilir kaç kez, dalgınlıkla odamdan içeri doğru seslendim: "anneeee..." diye. Tüm bunlar zihnimden ardı arkası kesilmeden geçerken musluktan lavaboya damlayan bir su damlasının sesi birden tüm dikkatimi dağıtmıştı. Ellerime baktım, mutfak masasına baktım, el dokuması kilime baktım. Korkak bir kaç adım attım mutfakta. Musluğu sıkıca kapattım. Aralık bırakılmış perdeyi çektim ve çıktım evden.
*
Benim annemin elleri kuru soğan kokardı. Ekşi maya kokardı. Benim annem, tülbenti ile alnının terini sildiği hamur üstünde,keskin tuz kokardı...
1995 yılında Adana’da doğdum. Mersin üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümü mezunuyum. Ankara’da yaşıyorum. L...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...