Marcel Proust’u okumak kendi ritminde akan bir şelaleye saatlerce bakmaktan farklı değil. Bir ilişki üzerine oynatıyorsa kalemini özellikle ve tırnak içine “kıskançlık” duygusunu ele aldıysa. Kıskançlık bir duygu mudur? Bu sorunun hiçbir önemi yok. Marcel Proust’un Kıskançlık kitabı sadece 66 sayfa ve 66. Sayfa boyunca, son satıra kadar hikayenin anlatıcısı uyuyan Albertin’e olan aşkını, kıskançlığını, bir ilişkide olabilecek tüm tekinsiz duygularını anlatmakta. Evet, Albertin’in uykusu üzerinden yapmakta bunu ve biz kesintisiz uyku eşliğinde -başta kıskançlık olmak üzere- aktarılan tüm hissiyatı bir şelaleyi seyreder gibi okumaktayız.
Kıskançlık, Marcel Proust’un edebiyat tarihine damgasını vuran, yedi ciltten oluşan Kayıp Zamanın İzinde nehir romanının beşinci cildi Mahpus’tan seçilen çarpıcı bir bölüm. Hikayenin anlatıcısı Marcel aşık olduğu Albertine’in kendisinin Paris’teki burjuva evine taşınmasını sağlamış fakat Marcel artık birlikte yaşamaya başladığı Albertine’ni kıskanmanın pençesine düşmüştür. Hikayenin odağına yerleşen kıskanma halinin yanı sıra fonda aslında aristokrasinin çöküp, orta sınıfın yükselişine denk gelen Üçüncü Cumhuriyet yönetimi altında gerçekleşen büyük toplumsal değişimlere de tanıklık ederiz. İlişkinin meydana getirdiği kıskançlığı, yaşanılan dönemin değişimleriyle, değişime gebe olaylarıyla olağanüstü şekilde harmanlayıp çok az edebi metinde okuyabileceğimiz ustalıkta bize anlatan Marcel Proust’un tüm bunları kanepenin üzerinde uyuyan Albertine’in varlığıyla anlatması dimağımızda benzersiz bir tat bırakıyor hiç şüphesiz. Şöyle ki;
“(…) Nitekim bazı kereler bir kitap almak için kalkıp babamın yazıhanesine geçtiğimde, bu arada biraz uzanmak için izin isteyen sevgilim, açık havada yapılan sabah ve ikindi gezmelerinden öyle bitkin düşmüş olurdu ki odamdan bir anlığına bile ayrılmış olsam döndüğümde Albertine’i uyuyakalmış bulur, uyandırmazdım. Yatağıma boylu boyunca, yapmacık olamayacak kadar doğal bir konumda uzanmışken onu sanki oracığa bırakılmış uzun saplı bir çiçeğe benzetirdim ve öyleydi de gerçekten: O uyuyunca adeta bir bitkiye dönüştüğünden, ancak onun yokluğunda ele geçirebildiğim hayal gücüne böylesi zamanlarda onun yanında da kavuşurdum. Dolayısıyla uykusu, aşk olasılığını bir ölçüde gerçek kılardı; tek başınayken onu düşünebilir ama eksikliğini çekerdim, sahip olamazdım ona. O yanımdayken onunla konuşur ama düşünemeyecek kadar kendimden uzağa düşmüş olurdum. Uyuduğunda ise artık konuşmam gerekmezdi, artık onun tarafından izlenmediğimi bilirdim, kendimin yüzeyinde yaşamam gerekmezdi artık. Gözlerini yummak ve bilincini yitirmek suretiyle Albertine, onu tanıdığım günden beri beni hayal kırıklığına uğratan farklı insanlık hallerinden bir bir sıyrılmış olurdu. (…)”
Kendinizi böylesine katmanlı bir edebi metne kaptırmış oluyorsunuz işte. Uyku yoluyla anlatılan kıskançlık, kıskançlık yoluyla dönüşen insanlar, insanların değiştirdiği, dönüştürdüğü toplumsal bilinç, toplumsal hareketler Kayıp Zamanın İzinde nehir romanının içinde oluşan şelalelerden birisine, Mahpus’a Kıskançlık temasıyla kapılmamıza sebebiyet veriyor. Bir edebi metinde aradığınız tüm nitelikler mevcut.
Marcel Proust tüm bu sebeplerden ve daha birçok nitelikli sebeplerden dolayı tüm çağların en önemli yazarı. Ve kıskançlık metni insanın en karanlık yanlarını, yıkıcı etkileriyle beraber anlattığı için çarpıcı bir etkiye sahip. Bir gecenizin yarım saatini Kıskançlık kitabına ayırmanız yeterli olacaktır. Ömrünüzün yarım saati… Kitabı alıp okumanız dileğiyle.
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile edebiyat dünyasına demir atmıştır. Kitapsever, kültür sanat meraklısıdır. Sevdiği, ilgisini çeken ne varsa a...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...