Üç Renk Mavi: Ukdeler ve Çözülmeler
“Üç Renk Mavi” filmi, adı ve afişiyle yaşamımın farklı evrelerinde zaman zaman aklıma düşmüş, izleyemediğime hayıflandığım bir film olarak hafızama kazınmıştı. Uzun yıllar boyunca… Mimar Sinan Üniversitesi’nde okuduğum yıllardı. Kazancı Yokuşu’ndan sekiz on dakikada kendimizi İstiklal Caddesi’ne attığımız zamanlar. Hatırladığım, Alkazar Sineması önünden geçerken afişine rastlamıştım; gördüğüm, kahramanın mahzun yüzü ve gözleri, kendi hikâyesini içinde barındırıyordu bu gözler. Bazı filmlerin derinliği afişte okutur kendini. Bu üçlemenin ilk filmidir Üç Renk Mavi, diğer iki renk beyaz ve kırmızı. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik kavramlarının sarmalını paylaştırmış yönetmen Krzyszlof Kieslowski. Filmde Fransız Devrimi’nin sacayağındaki özgürlük ana fikri işlenmiş. Fransız bayrağının renkleri, anlam bütünlüğü değerler özelinde bakılması gereken bir örnek.
Bende bu hisleri uyandıran filmi yıllar yıllar sonra izledim, neredeyse gösterime girdikten 25 yıl sonra. Belki de sonlandırmak istediğim, düğümü çözülmeyen yoğun bir içinde ukde kalma hissiydi. Yapmak istediğin bazı şeyler için hayatın kaldırımlarında hep bir gün bir gün diyerek savrulur gidersin. Okuma, yazma, öğrenme, başarma telaşı, bir şeylere geç kalmışlığın verdiği ağır sıkıntı, her isteğe bir anda yetişemeyeceğin gerçeğiyle kesiştiğinde ister istemez harekete geçiriyor, seçim yapma zorunluluğu doğuruyor. Sinema merakım bu koşturma, parçalanma döngüsünde hep geri kalmıştır. Bahsettiğim -yapmak istediklerim- düşüncesinde bu öncelik-sonralık sınıflandırması iyi bir liste hazırlamaya mani değildir. Hatta izlediğim ve aklımın bir köşesinde kalmış filmleri hatırlamaya neden oluyor, ne güzel.
Üç Renk Mavi diyordum. Film sadece görsel bir etkiye sahip değil, çok daha fazlası var satır aralarında. Müzikler elbette ki, oyuncular, yönetmen. Bir acıyı yaşama ve bunu anlatma derdi karşımıza çıkıyor filmde. Yas anlamı altında bu ağırlıkla baş edebilme kaygısı ve bunu anlatma biçimi o kadar eşsiz ki. Filmde bahsettiğim detayların hepsi ilmek ilmek işlenmiş, naif, içli, mahzun bir iç döküş. Bir kanser hücresi gibi insanın bütün vücudunu sarması, elini kolunu bağlaması ve yaşam bağlarını bir bir koparışına tanık oluyoruz. Bir kadının, yaşamda tutunduğu en güçlü iki duyguda verdiği sınava dair bir öykü. Aynı anda kızını kaybeden bir anne, eşini kaybeden bir kadın, yaşamdan vazgeçme kararının eşiğindeki ruh hali, tüm bunlara rağmen hayat devam ediyor gerçeğiyle yüzleşmesi.
Sahneler tabii ki, anlar, mekânlar, diyaloglar, şehir kasveti, umutsuzluk, ağır ağır dibe sürükleniş, tamam diyorsun artık kelimelerin yetersiz kaldığı an bu. Çocuğunu kaybeden bir anne hayattan ne bekleyemezse o beklentisizliğin gerçekliği yansıyor, beyaz perdeden savrulup izleyeni o çembere alıyor. Görüntüler arasında film öyle bir noktaya geliyor ki film kahramanı baştan beri yaşadığı çöküşü tamamlayan sarsılmayı yaşıyor. Sarsılmak her daim iyidir görüşüne inanırım, nasıl çıktığına da bağlı, hangi izleri bıraktığına da.
Yalın, hüzünlü bir kendini anlatma hali görselliğini de aynı kâsede eritiyor, kaynaştırıyor seyirci gözünde. Özellikle semboller, mavinin bu anlamda sembollere taşınması muazzam. Örneğin, filme ait değerlendirmelerde de öne çıkan “elini duvara sürtme” sahnesi ani, keskin ve etkileyici bir aktarım. Her birey kendine dair bir yansımaya tutunabilir. Beni en çok etkileyen anı kızının odasındaki mavi ışıltılı avizeyi yeni evinin salonuna astığı sahne olmuştur. Durdu, çevresinde dolandı, acısıyla bütünleşti. İhaneti öğrenmemin yarattığı şaşkınlık, ardından yaşadığı yoğun merak ve bu merakın peşinden sürüklenişi, tekrar içe dönmesi, kendini fark etmesi, bu anlatımın müzikle yoğrularak izleyiciye dokunması an be an filmin akışında yer alıyor ve sinema tarihinin en güçlü yapıtlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.
Eşi ve kızının ölümü sonrası yaşama yeniden tutunabilme çabasında kederli bir kadının Julie’nin hikâyesi. Eşinin yarım kalmış bestesini tamamlama planı, içinde kalmış ukdeler ve çözülmeleri, yeniden başlama cesaretini perçinliyor. Özgürlük arayışı, geçmişten kurtulma çabasıyla birlikte bize belki kendimize dair yeni yollar da keşfedeceğimiz bir ufuk açıyor.
“Daima tutunacak bir şeyler bulmak gerekir.” / Üç Renk Mavi
Yönetmen: Krzyszlof Kieslowski
Yıl:1993
Oyuncular: Juliette Bnoche, Bemoit Regen, Charlotte Very, Emmanuella Riva, Florence Pernel