Deneyeceğiz Bir Kez Daha

 

 

Sorarlar, “Nasılsın”

Yanıtlarsın, “İyiyim”

İyi ne demekse;

Sahi iyi ne demekti bugünlerde?

 

Memleketimin toprağıyla beraber kalbinden de kocaman bir fay hattı geçermiş meğer. Kırıldı.

Acıyla, vicdanla, çaresizlik ve öfkeyle yoğrularak kırıldı. Şimdi biz, o kırığın bizi savurduğu yerlerde başımız ellerimizin arasında ne yaşadığımızı idrak etmeye çalışıyoruz. Bunu kabullenmek ve sağaltmak bir yana anlamak dahi her şeyden zor.  Toplumlarda çözülmeler muhakeme yeteneğini kaybetmekle başlıyor, birliğin ve dirliğin en çok olması gereken zamanlardayız, belki de en ağır örneklerinden birini yaşıyoruz. Bunca keder ve çaresizlik bilmiyorum tarihin kara kaplı kitaplarında kaç kez karşımıza çıkmıştır.

Böyle kumar olmaz, kumarın da kendine ait bir oluru, şartı, koşulu vardır. Eğer başarabiliyorsan irade işidir. Buna açıkça bile bile lades demek diyebiliriz. Şehirleşme ilkelerini hiçe saymanın sonucunda yıkılan, ertelediğimiz ve umursamadığımız, açıkça görmezden geldiğimiz hayallerimizden öte “geleceğimiz” olmuş. Yaşadığımız bu büyük deprem bir kez değil ve kesinlikle son olmayacak acı bir dersle maalesef kendimize gelmemiz için yapması gerekeni yaptı. Eğer aynı zeminde aynı anda yaşanan depremde bir bina saniyeler içinde küle dönüşüyor, yanındaki binada ise alt kattaki tabaklar dahi kırılmıyorsa daha neyin ispata gereksinimi olur anlamak mümkün değil.

Bu yıkıntıdan sadece “en hakiki yol gösterici” olan ilimle çıkarak yaralarımızı sarmamız gerektiğini anlamamız için daha kaç farklı yoldan acı çekmemiz gerekecek? Türkiye’min dört bir yanı beşik. Keşke tahtadan yontulmuş, çivilerle birbirine tutturulan, gacır gucur eden beşikler gibi aynı kuvveti gösterebilseydi yıkılmamak adına. Ellerimizin arasında kum gibi dağılan betonlarda aradık yakınlarımızı. Bu denli zor olmamalıydı, bu denli acılı, öfkeli… Çevremizde olan bitenlere, tarihle yoğrulan, katman katman kültürlerin yerleştiği illerimizde şimdi gördüklerimize bakarak söyleyebilirim ki biz dört bir yanı sallanan bu beşikte en kıymetlilerimizi yitirdik. Ailemizi, yuvamızı, tarihimizi, anılarımızı.

Bizim neslimizin muhtemelen çocukken izlediği bir filmi hatırlatıyor bana bu duygu. Çocuk kalbimle büyük bir korku ve umutsuzlukla izlediğim, çaresizlikle bakakaldığım bir Fatma Girik filmiydi “Boş Beşik” Törelere karşı gelen bir sevginin galip gelmesiyle oba beyinin hanımı olur köy ağasının kızı Fatma. Ne çare ki beylerinden döl isteyen, soylarının sürmesini isteyen oba halkı dört gözle bakar bebek ne zaman gelecek diye. Oysa aradan koca bir yedi yıl geçecek ve Fatma bir bebek haberiyle obayı şenlendiremeyecek, alay konusu olacak, dışlanacak ve yalnızlığa mahkûm edilecekti.  Ne ki tüm bunların ardından hiç beklemedikleri bir anda hasret kaldıkları haberi alırlar. Fatma hamiledir ve artık özlemleri son bulur. Bebeğini kucağına aldığı, ninnilerle beşiğinde uyuttuğu günlerde oba göç kararı alır.

Fatma, sağlam, güvenli beşiğini ev yapar bebeğine ve bir devenin sırtına yükler. Devenin her adımıyla sallana sallana bebeğe ev olmaya devam eder beşik.  Arada dururlar, bebeğini emzirir, tekrar yola koyulurlar ancak içi rahat etmez annenin. Bir kez daha bebeğini görmek için davrandığında beşiğin boş olduğunu, kocaman bir yabani kuşun kendine yem ettiğini görür. Bu film gerçek olsaydı o tarifsiz acıyı yüreğine gömebilir miydi, tükendiği yerden yeniden başlayabilir miydi o anne bilemem, ancak bugünlerde yaşadığım duygunun, bu tarifsiz keder ve korkunun çağrışımıyla film hafızama yeniden yerleşti.

İnançlarım, düşüncelerim güzel ülkemde yeniden başlayabileceğimizi, kederimizi unutmadan harekete geçmemiz gerektiğini, birlik içinde elimizden ne geliyorsa yapmamız gerektiğini söylüyor ki buna gücümüz var. O bebeğe yuva olan beşik misali Türkiye’m de bizim evimiz, halkın birbirine derman olduğu imece aynı zamanda. Yaralarımıza ve acımıza rağmen ilimle, birlik içinde bu acının üstesinden gelebileceğiz. Ancak hataların farkına vararak… Mesleğinde uzman nice jeoloji mühendisleri, inşaat mühendisleri, mimarlar ve şehir planlamacıları yetiştirdi bu ülke. İllerimizdeki halkımıza çare olacak psikologlarımız, psikiyatristlerimiz, pedagoglarımız, sosyologlarımız var. Daha hazır olmak için, önlem alabilmek için çalışabileceğimiz Sivil Toplum Kuruluşlarımız var. Bireysel vicdanımız ve harekete geçmek için yeterince görüntümüz var hafızamızda.

Bu uzun bir yol, yaptık, oldu, bitti diyemeyeceğimiz kadar gerçek. Şok, çöküntü, depresyon, keder içindeyiz. Tüm bunlara rağmen, tüm bunlarla birlikte başarabileceğimizi biliyorum, çünkü daha önce yıkıntıların arasından bir gelecek yaratan, her birinin döktüğü kana minnet duyduğumuz atalarımız var. “Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir.” Sözünü düstur edinerek omuz omuza vereceğimiz insanımız var.  Deneyeceğiz, bir kez daha, Ferit Edgü’nün Mirza adlı öyküsündeki taş ustası gibi. Nasıl güzel bir öyküdür Mirza. Edgü’nün 1995 yılında Doğu Öyküleri kitabında yayınlanan dört uzun öyküden biridir Mirza. Bugünlerin yasını tutarken belki bir şeylere tutunma ihtiyacına iyi gelir.

"Sen ne yapacaksın?" dedi Mardinliye.

Mardinlinin gözlerinde dalgın bir gülümseme,

"Göreceğim" dedi, bir kez daha.

"İçine girecek misin?" dedi Yakup.

"Bunun için geldim buraya" dedi Mardinli.

"Ya çıkamazsan?" dedi Yakup.

"Deneyeceğim" dedi Mardinli.

Denemek. Bu sözcüğü de hiç duymamıştı o güne değin Yakup.

Sanki kendi dilinde bir sözcük değildi. Belki de değildi.

"Yolun açık olsun" dedi Yakup.

"Senin de çocuk" dedi Mardinli .

Ferit Edgü

1995 “Doğu Öyküleri”

 

Ayşegül Ekşioğlu

 

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül EKŞİOĞLU

İstanbul’da doğdum, Pertevn...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

Hasan Ünal TEKAĞAÇ

1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Psk. İlkim ÖZ

İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...

Image

Orçun OĞLAKCIOĞLU

Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...

Image

Özlem KALKAN ERENUS

1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...