Bitlis'te Kaç Minare

 

 

 

Öykü

“Ben gidebilirim,” demiştim yazı işleri müdürüme.

Çocuk yok, koca yok, çöpsüz üzüm. “Üç ay diyorum, ona göre,” demişti, “Zorlamasın.” Kararlıydım, “Başla,” dedi. Üç ay dese de yaşadıklarım üç kitaba sığar, o kadar uzun zaman geçirdim ki onlarla. Tanık olduklarım, törelere, dine, yasalara karşı seyrelmiş inancımı da aldı götürdü.

Doğu Anadolu’da otuz köy. Birbirine kilometrelerce uzak otuz dram. Rotamızda bu köy yoktu. Çalıştığımız yerlerden birinde haberini almıştık, böyle şeyler çabuk duyulur. Bir çekirge istilası gibi yayılır haber. Bitlis’in kuzeyi. Bize ters, ekip yorgun, huzursuzdu, gözlerimin içine baktılar kabul etmeyeyim diye, saparsak dönüş uzayacakmış. Tam yetki istemiştim, iyi yapmışım. Kalıyoruz deyince, homurdanarak çekildiler odalarına. Söz dedim, son işte. Ardından bin haber de gelse başka köy yok.

Narince’nin hikâyesine adım adım böyle yaklaştım, bıkkın, bitkin, dışlanmış.

İçeri girdim. Nemrut Dağı’nın güney yamaçlarını gören, geniş pencereli, loş bir oda. Bahçeye açılan kapının yanına tahta bir sedir koymuşlar, köşesine ilişmiş. Baştan ayağa siyahlara bürünmüş, tülbendini kulaklarının altından çevirmiş, arkada bir düğüm. Boynu bu siyahlığın içinde bir ünlem gibi duruyor.

“Narince,” dedim. Ayağa kalktı. Ellerini önünde birleştirdi. On dokuzunda incecik bir dal, sessiz, saygılı, başını yerden kaldırmıyor. Dudaklarımdan dökülecek cümleleri biliyormuş gibi temkinli,  bekliyor.

“Merhaba Narince,” dedim.

“Abla, hoş geldin,” diye yanıtladı.

“Hoş gördük.” Diğerlerinde olduğu gibi ne diyeceğimi bilemiyorum, belki şu anda daha çok. Ona doğru bir adım attım.

“Aylin ben.”

“Biliyorum.”

“Benimle konuşmak istediğini söylediler, eski köyünüzmüş orası.” Evet, der gibi başını indirdi.

“Biliyorsun, kız çocuklarını, töre suçlarını işlediğimiz uzun bir dizi hazırlığımız var, Son üç günümüz. Rahat olabilirsin, kaydetmeyeceğim.” Elimdeki not defterimi uzattım görsün diye.

O zaman yüzüme baktı.

Hayatımda gördüğüm en güzel menekşe gözlerdi bana bakan. Yeşilliklerin arasından yükselen yumuşak bir tüy gibi. İçini dışını kaplayan karalara inat aydınlık, yaban bakışlı.

Baktım tutuk, utanıyor, çok durmadım yanında, çıktım. Planladığımız gibi üç günü köyde geçirdik. Her ne kadar ince bıyıklı, katı bakışlı muhtara laf anlatmak kolay olmasa da dediğimi yaptırmıştım. Kaldığımız sürede iklim bize cömert davrandı. Bu kadar yeşil olacağını düşünmemiştim. Ulu ceviz ağaçlarının çevrelediği, sınırında mezarlıkla biten, kökleri olan bir köydü burası. Doğusundaki ince dere henüz çağlamamış. Mevsim burada da kapıları açık bırakmaya hala izin vermiyor. Nemrut krater gölü bilmediğim bir yükseltide, başka zaman olsa gitmek için can atardım. Umursamıyorum.

Narince’yle sık sık karşılaşmaya çalıştım. Ağzı sıkı bir iki kişiyle konuştum. Anne hapiste, günahına giren beter olmuş gitmiş. Narince’nin abisini de sağ bırakmamışlar. Diğerlerinden farklı olarak hemen çözülemedi. İstemezse olmayacaktı zaten.

“Köyünüz,” dedim döneceğimiz gün. “Gittiğimiz bütün köylerden güzel.” Baktı, sessiz. Yerinde kıpırdandı ama beni dinlemiyor gibiydi.

“Beklediğimden de sıcak karşıladılar bizi. Muhtar dışında tabii,” diye laf vurdum yeniden

Mahzun, gülümsedi o zaman. “Öyledir O.”

“İyi midir?”

“İyidir.”

İyiydi, sayesinde buradaydım. Yine sessizliğe bürüneceğiz derken,

“Erkeksiz ev zor buralarda. Muhtar akrabamız, insancıl,” dedi. Ardından sakin bakışlarıyla devam etti. “En güneyden bu köye geldik işte bir şekilde. Burada da kadınların kudreti sadece çocuk doğurmakla ölçülmüyor ki, tarlada, ahırda işlenirler.”

Şaşırdım birden. Bu kadar düzgün konuşmasına. Hiçbir şey söyleyemeden öyle ayakta dikildim. “Dört yıldır acıyı biriktirdim içimde, gel gör ki şimdi anlatacak hiçbir şey yokmuş gibi geliyor. Öyle uzak bileceğin.” dedi.

Kalktı, çantamın yanından kalemimi ve defterimi aldı, ellerimin arasına bıraktı. Sonra yanıma oturdu.

“Öncesini biliyorsundur, ben bana kalanı anlatayım. Üçüncü ayda âdetim gecikmişti. Gebe olduğumu anladım. Duymuştum sağdan soldan. Sanki birden karnım şişecek sandım, korktum. Yüzüme bakan herkes anlayacak sanıyordum.”

İçine düştüğü sıkıntıyı hayal bile edemiyordum.  

“Hiçbir şey yemedim günlerce, Anneme ulaşabilsem söyleyecektim, ne mümkün”

“Götürmediler mi seni hiç?”

“Yok, hiç çıkmamıştım sokağa, hep ev, bahçe. Birkaç kez Sırma gitti görüş gününde, o da ayda bir, hepsi o. Böyle böyle bir ay daha geçti mi. Yarım yamalak yaşarken hayatı şimdi de bu çıkmıştı. Artık emin olduğumdan o gün ablamın evden gitmesini bekledim. Pencere önünde oturdum epey bir zaman, biliyordum akşama dek gelmezdi. İçim öyle kabarıyordu ki ne yapacağımı bilemeden saatler geçti, uyumuşum hatta.”

Kısa bir süre ara verdi konuşmasına, düşüncelerini toparlıyormuş gibi daldı gitti. Baktım beni bekliyor, kalem hışırtısı kesilince devam etti.

“Bir telaş uyandım. Kalktım hemen su ısıttım, banyonun taşları gözüme birer küçük mezar gibi görünüyordu. Tırnaklarım soğuktan bembeyaz olmuş. Yine de banyo camını biraz araladım, neden bilmem.  Olur da bir hal gelirse başıma, korkuya çare aradım kim bilir. Maşrapayla güğümü yanıma aldım, kaynar suyun banyoya saldığı buhar korkumu biraz almıştı, derim yumuşadı sanki birden. Nasıl yapacağımı bilemeden şişi kavradım. Başım dönüyordu, duvara yaslandım, bacaklarımı araladım, eğiliyorum olmuyor, Allah’ım affet her şey senden, dediğim gün gibi aklımda. Biraz daha bekleseydim yapamazdım herhalde.  Bildiğimden olsa gerek aniden içime batırdım, sonra bir kez daha.”

“Narince nasıl olur,” sözü istemeden dökülüverdi.

“Öyle işte yaptım abla, mecbur hissettim kendimi. Acı mı yakıyordu içimi, yaptığım şeyin vicdan azabı mı? Bacaklarımın arasından ince bir mercan dere gibi akıyordu kan.” Derin bir nefes aldı, kalktı, sobayı karıştırdı biraz, küle yaklaşan cılız alev harlandı yeniden.

“Gördüğüm, hayalime gelse inanmayacağım bir andı.” Kollarını kavuşturmuş, pencerenin yanında ayakta duruyordu, bir süre Nemrut’a baktı, sessiz, ardından devam etti.

“Sonra sızı arttı. Olduğum yere çökmeye çabaladım, bir de güğümdeki kaynar suyu kendime çekmek istediğimi hatırlıyorum. Öyle üşüyordum ki güç bela ellerimin titremesine bakmadan şişi çektim, çıkardım. Ablamın ne kadar sonra geldiğini hatırlamıyorum.”

Bekledik, sustuk, sonunda başını kaldırdı, yüzüme baktı. En zorunu atlatmıştı. “Bilin istedim, bilsinler. Bu dernek kız çocuklarını düşünüyor, iyi ki geldin abla.”

Hemen yanıma oturmuştu, omuzunu kavradım, “Üzülme artık, sen çok güçlü bir kızsın,” dedim. “Hepiniz öylesiniz.”

“Öyle ama olmadı abla. Gücendirdim di mi Allah’ı,” dedi. Sustuk. Ben gözlerini aradım, o kaçırdı, uzaklara daldı, köyüne, annesine, Nemrut’a ve devam etti. “Öyle parçalamışım ki içimi, zaten evlenemem ama olsa da çocuk yokmuş artık benim için.”

Epey kaldım yanında, bir şeyler daha anlattı, coğrafyanın kirli yüzü onların alnında okunuyordu. Sıkı sarıldı dönerken. Dilimin ucuna gelen bir soruyu soramadım. Sorsaydım, bir sevdiğin oldu mu Narince, deseydim ne derdi ki, asla bilmek istemedim.

Yazdıklarımdan çoğu var anlatılmaz. Oralar artık türküleriyle kalamaz hafızamda. Yine de biriken kızgınlığıma, içime köpürmelerime rağmen diziyi tamamladım. Uykusuz geçen bir gecenin daha ardından gazetemde, sanki ilk ben okuyacakmışım gibi açtım sayfayı. Siyah beyaz fotoğrafta rengi gizli kalmış gözleriyle bana baktı Narince, korkmadan.

Üzerinde iri puntolar.

 Hercai Menekşelere Dokunmayın / 1 yazıyordu.

 

Ayşegül Ekşioğlu

 

 

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül EKŞİOĞLU

İstanbul’da doğdum, Pertevn...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

Hasan Ünal TEKAĞAÇ

1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Psk. İlkim ÖZ

İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...

Image

Orçun OĞLAKCIOĞLU

Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...

Image

Özlem KALKAN ERENUS

1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...