Birdenbire,
Birdenbire;
Her şey birdenbire oldu.
Kız birdenbire, oğlan birdenbire;
Yollar, kırlar, kediler, insanlar...
Aşk birdenbire oldu,
Sevinç birdenbire.
ORHAN VELİ KANIK
(Yaprak, 1.4.1950)
Hayatımda birçok şey Orhan Veli şiirlerinde olduğu gibi öyle birdenbire olmuyor. Öyle birdenbire harekete geçemiyorum örneğin, birdenbire toparlayamıyorum, birdenbire vazgeçemiyorum, iyileşemiyorum, bırakamıyorum. Bir işe öyle birdenbire bodoslama dalamıyorum. Birdenbire huzura eremediğim gibi birdenbire mutluluğuma veda edemiyorum.
Zaman…
Benim için işin sihiri zamanda.
Zamanla…
Her şey zamanla yerini buluyor
Zamanla taşlar yerine oturuyor
Zamanla külleniyor, demleniyor
Tortular zamanla çöküyor
Su zamanla duruluyor
Kökler zamanla yerleşiyor, büyüyor
Benim gibi
Hayat gibi
Zaman aslında her şeyin ilacı oluyor.
Şimdilerde yine zamanın eşiğinde, zamanın izini sürmek için hayata bakıyorum. Daha keskin, daha kararlı, daha net bir hayat sırtıma yüklendiğim. İstediğim bu. Var olanlarla çoğalmak, yok oluşlarla öğrenmek. Korkular var ve bunu biliyorum, hep vardı, olmaya da devam edecek. Onlar da benim, bana ait, üstesinden gelmem için karşılaştığım ödevler. Baş edebilmek, baş ettiğimi görebilmek için, ışık tuttukça yok olan gölgeler gibi çıkıyorlar karşıma.
Bu ipeksi, ışıltılı, mucizevi hayatın keskin köşelerinin de olduğunu öğrenecek kadar bir zamanı geride bıraktım. Önümde daha ne kadar mucize beni bekliyor bunu bilmek hem mümkün değil; hem de anlamsız. Ben cebimde biriktirdiğim değerlerimle şu anda olduğumdan farklı bir ben olmayacağım. Bunu biliyorum değil mi? Evet, biliyorum. Benim içimde öylesine kendiyle kavrulmuş bir öz var ki zaman zaman sert kayalara çarptığımı düşünsem de bu hayatın farkına varmaya, çabalamaya, sevmeye devam ediyorum. Küçükken o meraklı gözlerle insanlara, anlara, detaylara nasıl dikkatle baktığımı, o minik kollarımla kocaman bir hayal dünyasını nasıl kucakladığımı düşünüyorum da hiç değişmemiş. Duygulara, insanlara gösterdiğim önem, duyduğum merak, hissettiğim sevinç bir gram eksilmeden devam ediyor.
Zaman geçiyor… Belki yüzümde yaş almanın gerçekliği her yıl biraz daha belli oluyor. Lakin ruhum sonsuzluğa yelken açan minik bir tekne gibi hala rüzgârını arıyor. Hayallerimi fark etmem, onları gerçek kılacak güce inanmam, bu gücün bende olduğunu anlamam için yol alıyor.
Neler geçiyor içimden? Kendimi hangi rüzgârın peşinden giderken hayal ediyorum? Neleri başarmak, neleri devam ettirmek, nelerden vaz geçmek hissindeyim? Bugüne dek o kadar çok ve özel işleri başarmış, bu hayata o denli güzel tohumlar ekmişim ki bunları görmek ve kendimi kutlamak zamanıdır. Hatta ve hatta başarılarım kadar başarısızlıklarımı da sahiplenmenin zamanı ayrıca. Sonuçta bu, insanlığın ortak hallerinden biridir. Bu dünya üzerinde belki de benden çok uzak diyarlarda dilini, dinini, kültürünü bilmediğim bir coğrafyada birileri benimle aynı duyguları paylaşıyordur. Aynı kaygılara kapılıyor, aynı hüzünlere ağlıyor, aynı sevinçlerle coşuyordur. Demem o ki benim yaşadıklarımı herkesin yaşayabileceğini kendime hatırlatmak iyi gelebilir. Bugün olanlar neyse hepsi olması gerektiği için oldu. Bundan sonrası için bana heyecan veren, beni iyileştiren öğeleri seçme şansımsa elbette ki var.
Beni üzen şeylere solmak yerine bana güç veren, iyi gelen şeylere var gücümle asılmak, sarıp sarmalamak, ipekler içinde korumak mümkün. Sakin, sevgi dolu, nezaketli ve öz şefkatli ben bunu yapabilir.
Peki ya sen okur? O limanlarda senin rüzgârın nereye doğru esiyor?
Ayşegül Ekşioğlu