Bilinçli Duygusal

 

 

  • Duygusal bir insan olmakla duygulu bir insan olmak arasında fark var mıdır?
  • Duyguların dengesi nasıl sağlanabilir?
  • Duygularımıza sahip çıkmak ne demektir?

 

Duygularımız bizim kılavuzluk eder ve bilinçli bir yaşamın anahtarıdır.

Duygular bir işi yapma, bir şeye dair tepki verme, eyleme geçme gibi konularda zihne motor göreviyle destek verir. Bu harekete geçme eylemine dair isteğimizin artması ise motivasyonumuzdur. Bir karar alırken ya da seçim yaparken tek başına sadece bilgi, beceri yeterli gelmez, duyguları da buna dahil ederiz, bilgiyi ve beceriyi de duygular yüceltir, yükseltir.

Duyguları tamamen dışarda tutup, çoğu zaman sadece mantıkla hareket edildiğinde sonucun daha analitik ve iyi olacağına, daha güçlü bir insan olacağımıza inandırılmış olsak da elbette tamamen duygularla hareket etmenin de iyi tarafları olacağı gibi yaşamı zorlaştıran tarafları da vardır. Bu yüzden duygulu ve duygusal insanın farkını anlamak önemlidir ve bu konuyu biraz açmak gerekebilir.

Duygusal birey olmak, daha çok duyguların insanı yönetmesi anlamına gelirken, duygulu birey olmak, duygularını farkında olarak ve bilinçli şekilde yaşamak demektir. Duygulu bir insan, hislerini derinlemesine yaşarken onları dengede tutabilir. Duygusal bir insan ise bazen bu dengeyi kurmakta zorlanabilir.

Duygusal insan hassas insandır, kolay incinebilir, alıngan ya da fazla empatik olabilir, ani tepkiler verebilir ve sonucunda da pişmanlık yaşayabilir, kontrolünü bazen kaybedeceği, duygularının arasında kaybolup gideceği davranışlarda da bulunabilir. Duygularını yönetmede sınırlarını koruyamayabilir.

Duygulu insan ise davranışlarında her daim duyarlılık, merhamet ve şefkat barındırır. Duygu ve davranışları arasındaki ilişkiyi zihnini akıl olarak kullanarak bir arada başarı ile yönetebilendir. Yaradılışımızdan bu yana duygularımız her insanın içinde barındırdığı, bizim insan olabilmenin de ötesinde insan kalabilmemizi sağlayan değerlerimize dair hissettiklerimizin toplamıdır aslında. Duyarlı, duygulu insan zihnini akıl olarak kullanmak suretiyle yaşadığı duygusallığı yönetebilir de diyebiliriz.

Duygusallık, yaşamda önümüze çıkan olaylar karşısında hissettiklerimizin düşünce üretim merkezimiz olan zihnimizdeki inançlarla eşleşmesi ve bize hissettirdiklerine göre tepkilerin açığa çıkmasıdır.

 

Bunu 4D’nin açılımıyla daha net ifade edebiliriz;

  • İnanç kalıplarımızla (düşünce biçimimizle) harekete geçmek demektir,
  • Bu inançların harekete geçmesiyle hislerimiz (duygularımız) oluşur,
  • 5 duyumuzla algıladığımız hislerimizi tepkilerle (davranışlarımızla) dışa vururuz,
  • Tepkilerimiz de yaşam içindeki tecrübelerimizi (deneyimlerimizi) oluşturur.

 

1-Düşünceler

İnsan, inanç kalıpları ve düşünce biçimiyle harekete geçen bir bilinçtir. Dünyayı nasıl gördüğümüz ve algıladığımız, nasıl anlamlandırdığımız ve nasıl yorumladığımız bizim başlangıç noktamızdır. İnançlarımız, değerlerimiz ve öğrenilmiş düşünce kalıplarımız, hayatımızı yönlendiren temel unsurlardır.

2-Duygular

Düşüncelerimiz duygularımızı şekillendirir. Bir olay karşısında nasıl hissettiğimiz, o olaya yüklediğimiz anlama ve ona dair düşüncelerimize bağlıdır. Olumlu düşünceler huzur ve esenlik yaratırken, olumsuz düşünceler kaygı, üzüntü, korkuya neden olabilir.

3-Davranışlar

Algılarımız ve duygularımız, bedenimiz ve 5 duyumuz aracılığıyla davranışlarımız olarak ete kemiğe bürünür, dışarı yansır. Düşünce-duygu-davranış üçgeni içinde hareket ederiz. Kimi zaman refleksif tepkiler veririz, kimi zaman bilinçli tercihler yaparız. Bu da bir seçimdir.

4-Deneyimler

Yaşanan her şeydir. Inandıklarımızın sonucunda verdiğimiz tepkilerin davranışlarla sonucu şekillendirir ve bu süreç artık bir olandır, sonucunda da yeni inançlar, yargılar ve düşünce kalıpları oluşturarak kendini tekrar eden bir döngü haline gelir.

 

Bu döngünün farkındalığı içsel dönüşüm ve bilinçli bir yaşam üslubu inşa etmek için çok önemlidir!

 

  • Peki hangi aşamasında en fazla farkındalık geliştirmek gerekir?

 

Özünde zihnimizde ne düşünce ve inanç varsa, onlar duygularımızı besleyecek ve deneyimlerimiz de bunlara göre gerçekleşecektir. Bu sebeple de duygusal insanlar sadece pozitif duygular hissetmez, çoğu zaman etkisinden kurtulamadığı, öfke, kin, nefret, hakkaniyetsizlik, değersizlik gibi hisler karşısında tepki vermek bazen kişiyi istenmeyen sonuçlar elde edeceği durumlara da sürükleyebilir.

Bazı insanların mutluluk, acı, üzüntü gibi duygulara ya da dünyada olan bazı acı olaylara bile duyarsızlık içinde olduklarını gözlemleriz. Bunlar çoğu zaman çocuk yaşlarda öğrenilmiştir. Zaman zaman kendini korumak adına büyük bir efor sergileyerek sorumluluktan muaf olmak isteyebilirler. Önce ben yerine hep ben diyendir bu insanlar.

Bilimsel araştırmalar; çocuklukta ailesinden, büyümesine eşlik edenlerden ilgi, sevgi, güven veya yakınlık görmeyen çocuklarda beynin duygularının işlendiği bölümün (limbik sistem) daha az geliştiğini ortaya koymuştur ve bu bireylerin duygular açısında körlük yaşayabileceği söylenir. Çoğu duygular sonradan öğrenilmiş ama bir çoğu da doğuştan hali hazırda var olmuştur.

Doğuştan gelen bazı temel duygular (korku, şaşkınlık, öfke, üzüntü,tiksinti, mutluluk gibi) beyindeki amigdala gibi yapılar tarafından otomatik olarak işlenir ve genellikle hayatta kalmaya yöneliktir. Bu duygular tüm insanlarda ve hatta hayvanlarda bile içgüdüsel olarak bulunur.

Sonradan öğrenilmiş duygular ise toplumsal normlar, deneyimler ve eğitimle gelişir. (Utanç, gurur,kıskançlık, suçluluk, sevgi gibi). Bu duygular doğuştan gelmez, ancak yaşadığımız çevre, kültür ve sosyal dinamiklerin de sayesinde zaman içinde öğrenilir ve pekişir.

Kısacası, temel duygular doğuştan gelir ve hayatta kalmamıza yardımcı olur. Öğrenilmiş duygular) ise toplum, aile ve yaşanılan deneyimlerle şekillenir.

  • Sizce hangi duygular zamanla öğrenilmiş olabilir ve sizi en çok hangisi etkiliyor?

İşte bu yüzden, çocuklarımızı yetiştirirken hali hazırda var olan bu duygularının gelişimine özen göstermek, odakta tutmak, onların hissettiklerini küçümsemeden kabul edip, dışarı çıkarmalarını, dile gelmesini sağlamak, açık ve net iletişimle ve yanlışlamadan ama üzerine de çalışmaya devam ederek ve duyguların yönetiminin kendilerinin iradesinde olduğunu fark ettirmek, başarılı olmalarından çok daha önemli olacaktır.

Endişe, kaygı, korku çok insanidir ve bir çoğu öğrenilmiş duygulardır ancak yönetmesini öğrenmezsek yaşamımızı kabusa çevirebilir. Hissettiğimiz duyguların hepsi bize aittir, onları yargılamadan, şefkatle kabul etmemiz gerekir ama biz duygularımıza ait olursak, sahipliği onlara bırakırsak kontrolü kaybederiz, yaşamda hep endişeli olan bir insana dönüşebiliriz. Bu zihnimizde kaygı yaratacak duyguların bizi olumsuz bir dünya görüşüne götürmesine, vereceğimiz tepkilerimizle tehlikeli sonuçlar almamıza ve iletişim çatışmaları yaşamamıza izin vermemek için davranışları yönetme gücünü ele almamız her zaman hem bireye, hem de topluma kazandıracaktır.

Fazla empati duyan duygusal insanlarsa herkesin duygularını daha derinden hissederler. Olayları daha ciddi açıdan değerlendirirler ve daha tepkiseldirler, yaşamdaki iç dengeleri kolaylıkla bozulabilir, kaygı bozukluğu yaşama olasılıkları ve hatta depresyona kolay girme potansiyelleri vardır. Yaşamda istediği sonuçları alamadıklarında üzüntüleri daha büyük olabilir, hızlı ve kolay karar veremeyebilirler, onaylanma ihtiyaçları fazla olabilir.

Burada en yönetilebilir olan çözüm, önce olanı doğru analiz edip hemen tepki göstermeden önce etki alanımızın bizim ne kadar irademizde olduğunu kavramak, ne kadar çözüme odaklı olduğumuzu görmek ve eyleme geçmek ve bu düşünce biçimini sürdürebilirlilğimizdir. Etkimizde olmayan dışardaki koşullara ise direnç göstermeyip önce kabulüne varıp, sonra kendi elimizden gelen için mücadele etmekle ancak mümkün olabilir.

Duygularımızı yönetme konusunu sürekli pratik etmek bizim yaşama da olumlu gözlerle bakmamıza olanak vereceği için de oldukça önemlidir ve zorluklara karşı insanı daima güçlü kılar. Çünkü herşeyle baş etme şansımız da kaynağımızda olamaz. Duyarlı bir insan olmak, başka acılardan ve deneyimlerden de öğrenmek bizi insan yapan en önemli değerlerden biridir elbette ama etki alanı ve sınırlarımızı bulamazsak içsel dengemiz şaşabilir. Duygusal insan olmak her özellikte de olduğu gibi de bu dengede yaşandığında sağlıklıdır.

Bu yüzden duygularımızı gözlemleyip fark ederek onları yönetmeyi pratik edersek, kaynaklarımıza, çözüm yollarımıza göre duyarlı davranışlar sergileyerek onları destekleyebilir ve insani yanlarımızı ön plana çıkarabiliriz. Böylelikle hem sınırlarımızı koruyabilir hem de tepki vermeden önce bu kaynaklarla etki alanımızı kendimiz yaratarak bütüne katkı sağlayabilir, hatta ilham olabiliriz, böylelikle yaşamı hem kendimize hem de dokunduğumuz her canlı için anlamlı bir hale dönüştürebiliriz.

Duygularımız insan kalabilmek için bize yol gösteren kılavuzumuzdur. Duyarlı davranışlarla da güçlendirilen duygulu yanlarımızı daha çok ön plana çıkarabilirsek anlamlı bir duygusallık yaşayabiliriz.

Duygular bize aittir, biz onlara sahibiz, onlar bizim sahibimiz değildir. Kontrolün kendimizde olduğu duyguları dengede yaşayamazsak, onlar bizim yaşantımızı kontrol etmeye çalışırlar ve biz sonuçlarında da tatmin olmayabiliriz.

 

Sağlıcakla, en derin bağlara

Aynur Görmüş

 

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül EKŞİOĞLU

İstanbul’da doğdum, Pertevn...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

Hasan Ünal TEKAĞAÇ

1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Psk. İlkim ÖZ

İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...

Image

Orçun OĞLAKCIOĞLU

Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...

Image

Özlem KALKAN ERENUS

1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...