İnsanın insanla, insanın doğadaki tüm canlılarla sürekli olarak savaşına hiç bir koşulda inanmıyorum. Çünkü ben savaşların kazananı olacağına inanmıyorum. Barışın, sevginin, özenin, nezaketin, hakkaniyetin olduğu bir dünya hayal ediyorum daima. Şiddetin, kabalığın, samimiyetsizliğin, nezaketsizliğin, öfkenin adaletsizliğin olduğu hiç bir yerde kalmak, duraklamak bile istemiyorum. Başaramaya biliriz belki ama deneyimleyebiliriz bence.
Ben o ütopyalar denilen ama ideal olan dünyaya inanıyorum mesela ve bunun için mücadele verilen her yerde de olabilirim ve her zaman, pes etmeden… Daha, emeğini vermeden ve sonunu görmeden böylesi bir dünyanın düşünü bile kurmazsak, onun uğruna yaşamaz en baştan denemeden vazgeçersek zaten ihtimali nerden bulabiliriz ki?
"Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi ol”
“Mahatma Gandhi”
Kötülükler büyümesin diye hep güzel olana, güzel insanlara çevirmek istiyorum yönümü, yüzümü, odağımı mesela. Bu kötülükler olmayacağı anlamına gelmiyor elbette, bunları yok sayalım da demek değil, elbette olacak ki iyiliklerin varlığını fark edelim, kıymetini anlayalım. Kötüyü seçen de olacak, iyiliği seçen de, hatta bazen aynı insan olacak her iki seçimi yapanda ama biz bunları görüp, kim olmak istediğimize karar verelim…Aslında olan her şey bize bir ilham, bir öğreti.
Ama ben diyorum ki; sürekli kötüyü, zoru konuşmaktansa, gücümüzü etki alanımızı bilelim ve çözümün parçası olmayı isteyelim, onu düşünüp iyiliği büyütmekten yana olmayı seçelim istiyorum. Keza dünyada dengeler şaşmış durumda ve iyiliğe olan ihtiyacımızı her gün daha çok anlıyoruz, hatta bu farkındalığa ulaşmak için fazlasıyla da kötülük var dünyada. Ben terazinin ağır basan yerini değiştirelim artık diyorum.
Aslında mutlak iyi veya mutlak kötü diye insanları segmente etmeye de gerek olmadığını düşünüyorum. Her insanın aydınlık ve karanlık yanları olduğuna inanıyorum. Şartların belirleyici olduğu kabulü ile; her yönümüzle kendimizi bilelim, yaşama nasıl tepkiler verdiğimizi görelim istiyorum. Ve sadece aydınlık yanlarımızı kabul edip, diğerlerini de yok saymanın onun varlığını ortadan kaldırmadığını, tam tersi karanlık yanları bastırdıkça bir gün tepkisinin daha ağır olacağını düşünüyorum. Bu yüzden koşullar oluştukça herkesin karanlık yanlarının da kendini ete kemiğe büründürebilme potansiyeline sahip olduğu inancını savunduğum için, seçimini şiddetten, kabalıktan, nezaketsizlik ve öfkeden, adaletsizlikten yana yapanlardan uzak durmayı seçiyorum, yanından dahi geçmek istemiyorum.
Peki sen kendine sorabiliyor musun?
Çoğunlukla hepimiz kabul göreceğini bildiğimiz iyi yanlardan bahsetmeyi seçiyor, diğerlerini göstermiyor hatta kendimiz bile yok sayıyoruz. Ve genel eğilimimiz sadece aydınlık yanlarını kabul edip, diğerleri bende hiç yok dediğimiz için bastırıyoruz. Ama yok saymamız orada olmadıkları anlamına gelmiyor. Karanlık bir odaya hapsediyoruz o yanlarımızı yaratan kök sebepleri. Oysa karanlık yanlarımızın da fark edilmesi ve şefkatle kucaklanması kabul görmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bastırdıkça, derinlere gömdükçe onların bir gün daha sert bir tepki ile açığa çıkacağını, daha ağır bedelleri olacağını düşünüyorum. Bu yüzden, şartlar oluştuğunda, herkesin karanlık yanlarının da tetiklenip ortaya çıkabilme ihtimali olduğu durumlarda, tepkilerle ya da öfke ile kendini ete kemiğe büründüreceğini bildiğimden, onları fark edip şefkatle şifalanmalarını sağlamamız gerektiğine inanıyorum ki; hem kendimizle hem de çevremizle en az hasarla, huzurlu iletişimler kurabilelim.
İnsan kendi karanlığını farketmeyip orada saklandıkça, sana iyi gelmeyen şeylere ve insanlara maruz kalıp, sınır koymadıkça, kurbanı oluyor bu hayatın, yaşama tepki vermeden hayatta kalamayacağına inanan oluyor. Oysa tepki vermek yerine düşlenen o ütöpik dünyanın etki edeni, sorumlusu, yani yaratıcısı olsa her insan, hep güzel olanın yanında durmaktan yana kullansa hakkını, ütopyalar gerçek olacak.
Bu durumda da heybenden bir sürü bahaneyle seni yolundan çeviren ilk şu soru çıkıveriyor, di mi?
“Ben tek başıma nasıl yaratabilirim ki o dünyayı?!”
Bireysel olarak bütünü ve diğerlerini düşünmeden, sadece kendine doğru yolda olan insanın, bireysel bir bakış açısı ile ötekinin meselesini anlama ve ona dair eylemde olma şansı kalmıyor zaten. Fark etmemiz gereken, herkes ve her şey bize bir öğretici olarak geliyor mutlaka ama geleni de gideni de olduğu haliyle de kabul edebilmeli tabi insan. Ben öyle düşünüyorum. Herkesin deneyimi de, öğrenmesi gereken de farklı. Birini ya da bir şeyleri sürekli yanlışlamak, şikayet etmek değil marifet, olandan kendi dersimi alıp ama kendime haksızlık ve sınır ihlali de yapmadan yoluma devam etmek istiyorum. Bazen olanı kabul edip izlemek de yaşamamız gereken bir deneyimdir, bırakmak, veda etmek de…Kimseyle savaşmak, istemeyeni, direnç göstereni değiştirmeye çalışmak istemiyorum, ama kurulan düşler uğruna mücadeleye de daima varım.
Hepimizin acıları var, dertlerde eşşiz değiliz, hepimiz zorluklardan geçtik, yolculuğumuzda travmalar da edindik, bugünlere kadar taşıdık omuzlarımızda, hatta bırakamadık, sahip çıktık sıkı sıkıya. Sürekli yaşamak istediğimiz hayata dair biriktirdiklerimizi önümüze koyup, bahaneler yarattık, görmek istediğimiz dünyanın yaratıcı olma gücünü keşfetmek yerine, bu kurbanlıklarla tanımladık kimliğimizi, kim olduğumuzu, yaşamdaki rollerimizi, yeteneklerimizi. Ben tüm insanlık buradan kurtulsun istiyorum. Yarıştırdıklarımız; hastalıklarımız, dertlerimiz değil, kendimize ve tüm canlılara hak ettiği özeni göstermekte, iyilikte olsun istiyorum.
Kendimi hatalarımla seçimlerimle, sınırlarımla, biricikliğimle sevmek istiyorum ama diğer yandan sürekli bencilliğin pompalandığı cümlelere de karşı durarak, “ben” diye tek başına bir şey olduğuna da inanmıyorum. Ben’liğimizin eşsizliğini, tasarımın görevini bütünün gücüne kullanmaya inanıyorum, Kalabalık olmanın gücüne, ben mucizelere, ideal dünyalara, düşlersek her şeyi mümkün kılabileceğimize inanıyorum.
Kendimizi hatalarımızla, seçimlerimizle, sınırlarımızla, biricikliğimizle sevelim elbette ama yapabildiklerimizle de yapamadıklarımızla da kendimizle tamam olalım, onaylayalım diyorum. Kararları bilim, ilim bilerek, okuyarak, sorgulayarak, akıl kullanarak ama en çok kalbin titreşimini referans alarak, dengeleyerek alalım diyorum. Hem mantıklı düşünelim hem de duygusal hisleri önemseyelim istiyorum. Sevginin rehberliğinde verilen kararların, yapılan seçimlerin daha tatmin edici deneyimleri yarattığını düşünüyorum.
Her şeye yetişmek, her sorunu çözebilmek hatta sürekli güçlü olmak zorunda olmadığımıza, kendimizi sürekli ifade etmek, anlatmak zorunda kalmamaya gayret edelim diyorum. Gücümün limitini biliyorum ama canım istediğinde güçsüz olabilmeye de tamam diyorum.
Kısacası mesele, denemeye,yanılmaya ama yine denemeye geldiğimiz bu deney alanında, olanı, geleni fark edip, yaratıldığımız tasarımı da keşfederek, bu sayede hizmet alanımızı bularak, yaşama olmak istediğimiz, bütünün de hayrına olacak insanı sunarak doya doya, hakkını vererek, deneyimlemek yaşadım diyebilmektir bence.
Ve düşlediğimiz o dünya için; sabırla, azimle, cesaretle, inançla mücadeleye devam edelim.
"Başka bir dünya sadece mümkün değil,
O hali hazırda geliyor.
Sessizce,
Bir anne gibi doğurmak üzere."
“Arundhati Roy”
Sağlıcakla
Aynur Görmüş