Yeşilime, mavime, toprağıma, suyuma, insanıma, Vatanıma…
İçimden hep ağlamak geliyor. Sadece ağlamak. Böyle ne bileyim boğazımda bir yumru, yutkunmak zor, dolaşıyorum öylece. Göğüs kafesim bir sıkışıyor, bir sakin. Hep dudaklarımın ucunda düğümleniyor isyanlarım.
Ah bir bilsen o isyanı, ah bir duysan… O isyanı derinlere atmak için ne çok uğraşıyorum. Birdenbire midemin altından bir toz kütlesi kalkıyor sanki ağır, puslu, sarı bir öfke bulutu kocaman bir çukur açmış meğer içimde, yerleşmiş kalmış.
Çok birikti, hem öyle birikti ki tozum dumanımda. Hani bakıyorum, tutuyorum kendimi ve en çok da buna üzülüyorum. Ağlayamayacak kadar kederli olmaktan korkuyorum. Çünkü bu ağır bir haksızlık artık. Susmak, kendimi susturmak ve düşünmemeye çalışmak çok yorucu. Kolektif acı, toplu keder, birlikte üzülmek fayda etmiyor. Bu hepimiz için çok fazla, çok ağır, çok zamansız, yersiz.
Hani uğraşmasam/uğraşmasak, didinmesem, emek harcamasam iki faydalı evlat, iki cumhuriyet ışığı yetiştirmek için, diyeceğim normal. Ama değil… Bu vatan iyilerin en iyisini, kıymetlerin en yücesini hakkediyor.
Bu kadar zor olmalı mıydı?
Bu kadar zor olmamalıydı.
Uzun yolların sonuna geldiğimiz doğrudur. Bu demek oluyor ki, uzun yolların başındayız aynı zamanda. Ağaçlar, kaplumbağalar, ceylanlar, kuşlar, böcekler gitti. Yapraklar, dallar, kökler, o serin kahverengi gövdeler artık yok. Toprağın altı ayrı üstü ayrı keder. İçimi en çok yakan var etmesi yıllar alan değerlerin bir anda, ir saatte, bir günde yok olması ve maalesef tekrar eski haline döneceğine dair inançsızlığımız. “Toprak Ana, ağaçlar ve tüm doğa düşünceleriniz ve yaptıklarınızın şahididir.” der bir Kızılderili sözü.
Unutmayalım: “Hayvanlar olmadan insan nedir ki? Eğer bütün hayvanlar kaybolup giderse, insanoğlu büyük bir ruh yalnızlığı içinde ölecekler. Hayvanlara ne olduysa insanlara da aynısı olur. Her şey birbirine bağlıdır. Yerkürenin başına gelen, yerkürenin çocuklarının da başına gelir.” (Seatte,Suqwamish_Duwamish Kabilesi)
Şimdi ve burada durduğum yerden ileriye baktığımda her şeye rağmen umutlu olmaya çalışıyorum. Çünkü bu dünyada benim için “iyi” olmak hala çok değerli bir erdem. Her şeyden önemlisi bu…
Hep söyledim, söylemeye devam edeceğim.
İnsanlar benim gözümde sadece bir tanımla ikiye ayrılır:
İyi kalpli insanlar…
Kötü kalpli insanlar…
Ben ilkini seçtim…
Ve bu dünyayı iyiler kurtaracak.
İstanbul’da doğdum, Pertevniyal Lisesi, Mimar Sinan üniversitesi ve ardından İTü, eğitim hayatıma yön verdi. Uzun yıllardan beri İn...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...