“Her şey yoluna girecek, sen de söyle.”
Kendi küçük ve görece mutlu dünyamızda gücün/iktidarın yarattığı depremlere karşı ayakta kalma çabasını, tam anlamıyla başa çıkabilme mücadelesini anlatıyor Sarı Zarflar filmi.
“Mesele problemden değil, problemin korkusundan korkmaktır.” Diyor. Nasıl ki değerlerimiz ve kurallarımız kim olduğumuzu şekillendiriyorsa, nasıl ki düzenimiz bu kavramların kararlarımızı etkilemesine neden oluyorsa; işte hayatın rotası tam burada kendi yolunu buluyor. Kabullerimiz ve reddedişlerimiz –her şey yolunda- hissinden –her şey yoluna girecek- umuduna dönüşüyor. Ayağımızın altındaki zemini buzdan bir sırat köprüsüne çeviriyor. Dönüşenler ve dönüşmeyi reddedenlerin nedenlerini, onları bu noktaya getiren sarmalları bir aile çatısı altında son derece incelikli işleyen bir film olarak kazındı hafızama. Bireyin toplum içindeki duruşunun dışarıdan gelen, bireyin gücünü aşan kararlarla sınanması, azar azar erimesi Derya ile Aziz’in hikayesini oluşturuyor.
Derya ve Aziz’in, kurulu düzenlerine çomak sokuldukça nasıl savrulduklarına tanık oluyoruz. Çabalarına, hayal kırıklıklarına, kendilerine özgü ebeveynlik rollerinde çocuklarını koruma içgüdülerine eşlik ediyoruz. Kendi olmak için verdikleri mücadelenin bir an gelip darmadağın olması, yaşadıkları şokun ardından emek emek yarattıkları hayat bahçesinin talan edilmesi, birdenbire bambaşka bir hayat düzenine mecbur kalmalarını izliyoruz. Bir ergenin sorumluluğu, eş zamanlı değişen ev, iş, şehir ve statü, bu sarmal içinde kadın erkek ilişkisinin evrimi. İki güçlü karakterin idealleri, seçimleri, isyanları, değişen kararlara an be an tanık olmaları, hak hukuk arayışı son derece gerçek, son derece yalın, gözler önüne seriliyor. Hepimiz kendi hayatlarımızla kesişim noktasına çarpıyor, şaşırıyor, filmle derin bir bağ kuruyoruz.
Ankara ve İstanbul’un Berlin ve Hamburg’da vücut bulması filmin derdini anlatan etkileyici detaylardan biriydi. Bilinçli olarak neden İstanbul ve Ankara değil de Berlin ve Hamburg? Diye soruyoruz ve aslında cevabı hepimiz biliyoruz.
Tansu Biçer… Tiyatrodaki başarısını beyaz perdede de sürdürmüş tabii ki. Tansu Biçer ile Özgü Namal’ın birlikteliği, ortaya çıkan iş, başarının tesadüf olmadığını bir kez daha hatırlatıyor. Her biri kendi rolünün hakkını sonuna kadar veriyor, Görüyoruz ki hepimiz kendi özgün hayatlarımızı, sırça köşklerimizi koruyamayabiliriz. Bir sabah bir sarı zarf o kurulu düzeni birkaç saniyede alaşağı edebilir. Kişiyi bambaşka bir hayat düzenine taşıyabilir. Hadi buradan devam et, bakalım şimdi ne yapacaksın meydan okuması yapabilir.
Sinema eleştirmenleri tarafından çağdaş sinemanın görkemli bir örneği olarak tanımlanıyor. Film her ne kadar bireyin, ailenin otoriteye karşı duruşunu anlatsa da sahneler ilerledikçe Derya ve Aziz’in ilişki dinamiğindeki çatlakların nasıl derin yarıklara dönüştüğünü, hikâyenin ana seyrini bozmadan ayrı bir katman halinde işliyor.
Sustuklarımız… Biriktirdiklerimiz… Sarı Zarflar bir çözülme hikâyesi. O yol ayrımına geldiğimizde acaba birbirimizin elini tutmaya devam mı edeceğiz yoksa kendi değerlerimiz ve öznel kararlarımızın sonuçlarını mı savunacağız? Bu sorunun yanıtını merak edenler için Sarı Zarflar filmi bana göre seyircisine seçiminin doğru olduğunu hissettirecek bir filmdir. Yaşadığımız coğrafyanın, toplumun, bir izdüşümü olan Sarı Zarflar’ın başka başarılara da koşacağından şüphem yok.
Ayşegül Ekşioğlu