Kendime Rağmen Değil

 

 

" "Belki de insanın en uzun yolculuğu budur. Kendinle yaşamayı öğrenmek ise o yolculuğu sessiz ama derin bir huzura dönüştürür. Yol bitmez; sadece ağırlaşan yük hafifler."

İnsan uzun yıllar en büyük mücadelesinin hayatla olduğunu zanneder, direnir, savaşır.

Oysa zamanla fark eder ki insanı en çok yoran şey, çoğu zaman dışarıdaki engeller değil; kendi içinde bitmek bilmeyen o sessiz mücadeleymiş.

Kendini sürekli düzeltmeye çalışmak...
Daha iyi olmaya uğraşmak...
Eksiklerini tamamlamaya çalışırken kendine sert davranmak...
Kendi yargıcının, kendi eleştirmeninin ve kendi savaşçısının arasında kalmak...

Başkalarından sürekli onay almak…

Çünkü insanın kendisiyle kurduğu ilişki, çoğu zaman başkalarıyla kurduğu ilişkinin de dilini, üslubunu belirliyor. Kendine karşı sürekli bir şeyleri ispat etmeye çalışan biri, çoğu zaman aynı çabayı dış dünyada da sürdürüyor.

Belki de yaş almak işte biraz da buradan özgürleşmek.

Kendine rağmen yaşamaktan vazgeçip, kendinle yaşamayı öğrenmek...!

İşte bu yüzden insan gençken bir şeyleri anlatarak başkalarını ikna edebileceğini ve hayatı değiştirebilecek gücü olduğunu zannediyor. Kendini sürekli açıklamaya, yanlış anlaşıldığında düzeltmeye, haklı olduğuna inandığında buna onay almaya, kendini sevdirmeye uğraşıyor.

Başkalarını yaşamına dair seçimlerinle ilgili ikna etmeye çalışıyor; sanki herkesin onu doğru anlaması gerekiyormuş gibi...

Ve yıllar geçtikçe fark ediyor ki aslında insanı en çok yoran şey, yaşananlar değil; sürekli kendini anlatmak zorunda hissetmekmiş.

Bir yerden sonra anlıyor ki; anlamak isteyen zaten birkaç cümleden sonra anlıyor. Anlamak istemeyen içinse dünyanın bütün kelimeleri bile yetmiyor.

Çünkü geçinmeye gönlü olanın sebepleri, olmayanın da bahaneleri her daim var.

İşte belki de yaş almak biraz da bu yüzden özgürleştiriyor insanı.

Bu yaşlara gelince yeni şeyler öğrenmiyor aslında.

Sadece biraz daha unutmaya başlıyor.

Herkesi memnun etmek zorunda olduğunu...

Her yanlış anlaşılmayı düzeltmesi gerektiğini...

Her haksızlık karşısında kendini savunmak zorunda olduğunu...

Ve herkes tarafından anlaşılmanın bir ihtiyaç değil, gençliğin taşıdığı bir beklenti olduğunu...

“İnsan gençliğinde sadece anlaşılmak istiyor”

Bir cümlenin eksik kaldığını düşünüp tamamlamaya çalışıyor.
Seni yanlış tanıyanların fikrini değiştirmek istiyor.
Haklılığını anlatmaya, niyetlerini açıklamaya, gerçekten görüldüğünü hissetmeye ihtiyaç duyuyor.

Belki de gençlik biraz da bu... Kendini dünyaya anlatma çabası.

Ama yıllar geçtikçe insan şunu fark ediyor: Her şeyin açıklanması gerekmiyormuş.

Çünkü bazı insanlar seni gerçekten duymaya hazırdır. Bazıları ise yalnızca kendi hikâyelerini dinlemeye devam eder. Sana değil, sende gördükleri ve zihinlerinde kurdukları kişiye tepki verirler.

Bunu değiştirmeye çalışmak ise çoğu zaman boşa yorulmak, hayatın en kıymetli kaynaklarından biri olan enerjiyi tüketmektir.

Ve bir gün insan, her kapıyı çalmaması gerektiğini öğreniyor.

Bu yüzden artık her davete gidilmeyeceğini,
Her masada oturulmayacağını,
Her tartışmaya girilmeyeceğini,
Her savaşı sürdürmenin gerekmediğini...

Çünkü bazı savaşların asla kazananı yok. Sadece yorgunları var.

Kimi zaman haklı çıkarsın ama huzurunu kaybedersin.
Kimi zaman son sözü söylersin belki ama kalbindeki dinginliği yitirirsin.

Ve insan bir süre sonra anlar ki; bazı zaferler aslında kaybedilmiş huzurun başka adıdır.

 

Ve sonra, yaş aldıkça insan şunu öğreniyor:


Her mücadele verilmek zorunda değil.
Her yanlış düzeltilmek zorunda değil.
Her kapı çalınmak zorunda değil.

Belki de yaş almak biraz da bunun bilgeliği. Neyi omuzlayıp taşıyacağını seçmek kadar, neyi bırakacağını da öğrenmek.

İşte insan bir süre sonra, kendini sürekli ispat etmeyi gerektiren ilişkilerin sevgi olmadığını anlıyor.

Gerçek dostluklar ve gerçek yakınlıklar, sürekli kendini kanıtlamak zorunda kalmadığın yerlerde filizleniyor.

Olduğun halinle kabul gördüğün,
Sessizliğinle yanlış anlaşılmadığın,
Yanında koşulsuzca susabildiğin,
Yorgunluğuna dair açıklama yapmak zorunda kalmadığın,
Yan yana oturmanın konuşmak kadar değerli olduğu yerlerde...

İşte o zaman insan, olduğu haliyle kabul gördüğü ilişkilerin ne büyük bir lütuf olduğunu anlıyor.

Çünkü bazı insanlar hayatımıza heyecan getiriyor.
Bazıları deneyim.
Çok azı ise eve dönmüş hissi...

Ve insan yaş aldıkça, o hissi veren insanları daha iyi tanıyor.

Belki de bu yüzden artık daha az açıklıyor,
Daha az ikna etmeye çalışıyor,
Daha kısa cümleler kuruyor.

Hatta bazen tek bir cümlenin, uzun açıklamalardan daha çok şey anlattığını görüyor. Çünkü gerçek yakınlık, uzun açıklamalara ihtiyaç duymuyor.

Ama bu, insanları daha az sevdiğin anlamına gelmiyor. İnsan belki de yaş aldıkça daha çok seviyor. Sadece sevgiyi savaşarak değil, birbirine alan açarak göstermeyi öğreniyor. Çünkü ilişkilerin savaş alanına dönüşmesini istemiyor.

Haklı çıkmaktan çok huzuru, ikna etmekten çok anlamayı, kalabalıkların gürültüsünden uzaklaşmayı, sahiciliği, gerçek bağların sessizliğinde dinlenmeyi ve kalbine gerçekten dokunan insanlara zaman ayırabilmeyi seçiyor.

Belki de olgunlaşmak tam olarak budur. Daha çok insana ulaşmak değil; kalbine değen birkaç insanla derinleşebilmek. Daha çok şey söylemek değil; gerektiğinde susabilmek. Daha çok savaşmak değil; barış içinde yoluna devam edebilmek.

Ve günün sonunda aynaya bakıp, eksikleriyle, yaralarıyla, pişmanlıklarıyla, sevinçleriyle kendine gülümseyebilmek...

Bugünlerde içimde en çok şu duygu var:

Hayata karşı değilim artık, hayatla aynı taraftayım.

Kendime karşı da değilim, eksiklerimle, yaralarımla, tamamlayamadıklarımla birlikte kendimin yanındayım.

Sanki yıllardır süren o iç tartışma bitmiş gibi...

İçimdeki yargıç sustu.

İçimdeki savaşçı dinlendi.

İçimdeki çocuk nihayet eve döndü.

Ve galiba bu yüzden şimdiki yaşlarımın en güzel cümlesi şu:

" Kendime rağmen değil, kendimle......"

Çünkü yaş almak, insanlardan vazgeçmek değil; kendini sürekli açıklamak zorunda kaldığın ilişkilerden vazgeçmektir.

 

 

Hepinizi iyi niyetlerimle selamlıyorum

Aynur Görmüş

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül EKŞİOĞLU

İstanbul’da doğdum, Pertevn...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

Hasan Ünal TEKAĞAÇ

1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Psk. İlkim ÖZ

İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...

Image

Orçun OĞLAKCIOĞLU

Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...

Image

Özlem KALKAN ERENUS

1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...