Hayli yorgun düştüğüm bir çalışma dönemi sırasında internette gördüğüm bir oyun dikkatimi çekti. “Fosforlu Cevriye” müzikali yaşadığım ilçeye geliyor ve son gösterimini yapacağını söylüyordu. Tabii ki reddedemeyeceğim bir çağrıydı hemen biletimi aldım. Yorgun argın gittiğim oyunun bana bu kadar iyi geleceğini tahmin edemezdim. Dakikalarca ayakta alkışladığımız müzikal orada olduğum birkaç saat için dış dünyanın kapılarını tamamen kapatmış, sanatın iyileştirici gücüyle beni sarıp sarmalamış, tıpkı eski günlerdeki gibi deyişini hafızama kazımıştı.
Fosforlu Cevriye pek çok açıdan çok özellikli bir eser. Her şeyden önce yazarı ile başlamak gerekir. Yazarı Türkiye’nin önemli yazarlarından ve aynı zamanda gazeteci olan Suat Derviş’tir. Suat Derviş her ne kadar Fosforlu Cevriye’yi 1945’te kalem alsa da eserin roman olarak yayımlanması 1968 yılında olmuştur. Eser o denli zengin bir konuya, karakterlere ve ilgi çekiciliğe sahiptir ki iki kez beyaz perdeye uyarlanmış, tiyatro sahnelerinde de yerini bularak günümüze kadar ününü korumuştur. Beyazperdede ilk kez 1959 yılında seyircisiyle buluşuyor ve oyuncuları dönemin güçlü karakterleri Neriman Köksal ve Orhan Günşiray. 1969 yılındaki İkinci uyarlamada bu kez sinemanın “Sultan” lakaplı unutulmaz oyuncusu Türkan Şoray’ı görüyoruz Tanju Gürsu ile birlikte.
1972 Yılında ölümünden çok kısa bir süre önce Suat Derviş, romanı senaryolaştırır ve Gülriz Sururi’ye ithaf eder. Suat Derviş’in hayatını da ayrıca araştırmanızı tavsiye ederim. Acılar, devrimci eylemler, ekonomik sıkıntılar ve daimi yazma tutkusuyla unutulması olanaksız bir yaşam sürmüş. Gülriz Sururi senaryo haline getirilen bu güzel eseri unutmamış. Tabii ki usta oyuncu bunun karşılığını en güzel haliyle yansıtarak müzikale dönüştürmüş, 2008 de Ankara Tiyatrosu’nda sahnelenmiş. Ömür geçse unutulmayacak bir mazi ve hikâyeye sahip olmuş bu değerli edebiyat eseri.
Fosforlu Cevriye neden bu kadar ünlü oldu? Neden bu kadar sevildi? Yaratıcısı ve hayat verenlerin başarısı takdire şayan tabii ki ancak özünde eserin ışığını hep canlı tutan neydi? Oyundan dönerken en çok bu sorular kaldı zihnimde, kendime göre cevaplar aradım.
Her şeyden önce bir kadın romanı/filmi/oyunu olması diye yanıtladım. Bir kadın… Kendi hayatında da kadınlara ve onların sorunlarına ses olmaya çalışan Yazarın kadın karakterlerinden biri. Fosforlu Cevriye bir genelevde çalışmaktadır. İstanbul’un Galata semti, 1930’lu yıllar. Çevresindeki tüm erkeklerin büyülü rüyası olan, güzeller güzeli, canlı neşeli tabir yerindeyse kimseye eyvallahı olmayan son derece güçlü bir karakter. Kimse eline su dökemez, kimseye de yar olmaz. Vicdanlıdır, merhameti kendisiyle aynı kaderi paylaşan kadınlara ulaşır, onlara güç kuvvet olur. Kalbine kimseyi yerleştiremez ta ki bir dizi olaylar zincirinin ardından bir adamla tanışana kadar. Adam bir evde saklanmaktadır. İdama mahkûm edilmiştir ve Cevriye bunu çok sonra öğrenir. Birini sevmek, onu düşünmek, onunla gelecek hayalleri kurmak gibi kendisine çok yabancı olan hisleri önce tanımlayamaz, sonra kabullenemez ancak nihayetinde teslim olur. O kimselerin erişemediği Cevriye âşık olmuştur. Olaylar ve sorunlar Cevriye’nin peşini bırakmadığı gibi bir gece eline verilen eroin paketiyle yakalanmasının ardından hapishane günleri başlar. Mert kadındır, paketi ona verenin adını söylemez. Oyunun sonu oldukça hüzünlü bitiyor. Sevdiği adam uğruna talihsiz bir sandal kazası sonucu hayata veda eder Cevriye.
Neşenin ve kederin bu denli iç içe olduğu, oyuncularıyla, sahneye uyarlanmasıyla, müziği ve danslarıyla, diyaloglarıyla ve hepsinden önemlisi kalplerde bıraktığı hissiyatla önemli bir iş başarmış Fosforlu Cevriye müzikali. İzlerken bazı anlarda, “Günümüzde de pek bir şey değişmemiş ne acı,” dediğim oldu. Ahlak ama kime göre, önyargılar ve etiketler neye göre, kadınların yaşadığı şiddet, istismar, suistimal, açık yüreklilikle işlenmiş. Kaderine razı gelse de kendini ezdirmeyen, her şeye rağmen hayata dört elle sarılan kadınların dünyası, hayatı onlara zindan edenlere başkaldırışları, hak hukuk adaletin güce ve statülere göre şekillenmesi bir bir vücut bulmuş sahnede. Bir şey daha vardı. Çok incelikli, çok hüzünlü, çok kırılgan bir detay… Bir kadının, toplumca dışlanan bir kadının sevgisi uğruna göze alabilecekleri, o baskın erkekler dünyasında benim diyenin başaramayacağı cesareti göstermesi, bir kadının Fosforlu Cevriye gibi bir kadının hayat hikâyesinde gözler önüne serilmişti ve son derece etkileyiciydi.
Son olarak tabii ki o meşhur “Karakolda Ayna Var Ayna Var, Kız Kolunda Damga Var Gözlerinden Bellidir Cevriyem Sende Kara Sevda Var şarkısı…
Bir Kara Sevda öyküsü izlemek isterseniz müzikalin izini takip etmenizi öneririm.
Yazar: Suat Derviş
Oyunlaştıran: Gülriz Sururi
Yönetmen: Hakan Alkan
Ayşegül Ekşioğlu