İnsan, Kendine Ait Bir Hayatı Nasıl Yaşar?
Hayatımız boyunca bize hep şunlar öğretiliyor:
İyi bir eş ol.
İyi bir anne ol.
İyi bir yönetici ol.
İyi bir dost ol.
İyi bir insan ol.
Hayat boyunca birçok farklı ilişki kurmayı öğreniyoruz. Anne babamızla, kardeşlerimizle, dostlarımızla, eşimizle, çocuklarımızla, işimizle, hatta yaşadığımız şehirle... Ama en uzun ilişkimizi kiminle yaşayacağımızı neredeyse hiç konuşmuyoruz:
Kendimizle…
Bize kendimiz için nasıl iyi bir insan olacağımızı ise pek kimse öğretmiyor.
Belki de bu yüzden hayatın içinde nasıl biri olursak başkaları tarafından onaylanacağımızı, saygı ve değer göreceğimizi, güçlü olacağımızı öğrenirken; aslında nasıl yaşamak istediğimizin düşünü kurmayı unutuyoruz.
Başarılı olmaya, kabul görmeye, sevilmeye, hep doğru seçimler yapmaya çalışırken kendi hayatımızın ölçüsünü fark etmeden dışarıdan almaya başlıyoruz.
Ve insanın sorgulaması gereken çok daha temel bir soru çoğu zaman hiç sorulmadan cevapsız kalıyor:
“Ben nasıl bir hayat yaşamak istiyorum?”
Çünkü insan kendisiyle kurduğu ilişkiyi değiştirmeden, hayatını değiştirse, herkes tarafından kabul görse bile kendi içinde tam anlamıyla huzur bulamıyor.
Peki kendimizle iyi yaşamak ne demektir?
Kendimizle iyi yaşamak; her gün mutlu olmak değildir. Hiç hata yapmamak, her kararımızdan memnun olmak ya da kendimizi sürekli sevmek de değildir.
Belki de kendimizle iyi yaşamak; kendimize rağmen değil, kendimizle birlikte yaşayabilmek demek.
İnsan hayatı boyunca yaşadığı evleri değiştirebilir. Şehirleri değiştirebilir. İşini değiştirebilir. İlişkilerini değiştirebilir. Ama her sabah uyandığında aynı kişiyle göz göze gelir:
Kendisiyle.
Üstelik yaşam, başlangıcı ve bitişi olan ama aradaki süresini hiçbirimizin tam olarak bilmediği belirsiz bir yolculukken; başkalarının onayını bekleyerek, yanlış yapmaktan korkarak ya da kendimizin daha iyi bir hâline dönüşeceğimiz günü umut ederek yaşamı ertelemeye değecek kadar zamanımız yok.
Yine de çoğu zaman kendi hayatımızı yaşamaya başlamadan önce hep kendimizi tamamlamaya çalışıyoruz:
Biraz daha hazır olduğumuzda...
Biraz daha cesur olduğumuzda...
Doğru zamanı bulduğumuzda...
Yeterli kaynağımız olduğunda…
Yanlış yapmayacağımızdan emin olduğumuzda...
Peki bu ne kadar mümkün?
İnsan belki de yola çıkmadan önce hiçbir zaman kendisiyle tamam olamıyor. Aslında tam da yolda tamamlanıyor: Deneyerek, yanılarak, vazgeçerek, yeniden seçerek, bazen kaybederek, bazen de hiç düşünmediği bir yerde kendisinin başka bir yanıyla karşılaşarak...
Ya hayat bir deney alanıysa ve biz de deneyimlemek için buradaysak?
O zaman her deneyin beklediğimiz sonucu vermeyeceğini ve istediğimiz sonuca ulaşmak için bazen birçok kez denememiz gerekeceğini de kabul etmemiz gerekmez mi?
Hep başarılı ve sürekli mutlu olma çabamız ise bizi olduğumuzdan daha da mutsuz ediyor olabilir mi?
Çünkü deneyin değeri yalnızca başarılı sonuç üretmesinde değildir. Bazen neyin işe yaramadığını göstermek ve onu bırakmayı bilmek de deneyin bir sonucudur.
Hayat da biraz böyle değil midir?
Bazı seçimlerimiz istediğimiz sonucu vermeyecek. Bazı ilişkiler bitecek. Bazı düşlerimiz gerçekleşmeyecek. Bazı kararlarımızdan pişman olacağız. Bazı yolların bize ait olmadığını ancak o yolları yürüdükten sonra anlayacağız.
Üstelik bütün bunlar iyi yaşamadığımızın kanıtı da değildir. Tam tersine, kendi hayatımızı gerçekten yaşamaya cesaret ettiğimizin bir parçasıdır.
Belki de hata yapmakla kurduğumuz ilişkiyi de bu yüzden yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Mesele yalnızca hatalarımız için kendimizi affetmek değil. Hatalarımıza, yanlışlarımıza rağmen kendi seçimlerimizle yaşamaya devam etmektir. Çünkü kendi hayatımızı yaşamanın özgürlüğü, seçim yapma hakkımız kadar o seçimlerin sorumluluğunu taşıyabilmeyi de gerektiriyor.
İnsan çoğu zaman başarısız olduğu için değil; merak etmeyi ve denemeyi bıraktığında kendinden uzaklaşmaya başlıyor.
Belki de kendisiyle iyi yaşamanın en önemli parçalarından biri burada başlıyor: Kendi potansiyelini keşfetmek, ona doğru yürümek, kendini gerçekleştirmek…
Peki kendini gerçekleştirmek ne demektir?
Sürekli daha başarılı, daha mutlu bir insana dönüşmek değildir. Kusursuz bir insana dönüşmek hiç değildir.
Kendini gerçekleştirmek; kendi vazgeçilmez değerlerini tanımak, kendin için neyin anlamlı olduğunu sorgulamak ve her an düş kurabilmektir.
İnsanı hayata tutkuyla bağlayan anlamı bulmak ve kendini ona adamak demektir.
O düşlere ulaşmanın gerektirdiği koşulları, kaynakları ve engelleri fark etmek; yapılması gereken seçimleri yapma cesaretini gösterebilmek ve deneyimlerinin sonuçlarından öğrenebilmektir.
Bazen o seçimler doğru çıkacak, bazen yanlış.
Bazen yol açılacak, bazen biraz beklememiz, bazen de geri dönmemiz gerekecek.
Ama hayatın bize ait olması belki de tam burada başlayacak. Çünkü başkasının onayladığı kusursuz bir hayatı yaşamaktansa, kendi seçtiğimiz eksikleri olan bir hayatın sorumluluğunu almak, insanı kendisine her zaman biraz daha yaklaştırabilir.
Ve belki de kendimiz için iyi bir insan olmak tam olarak budur:
Kendimizi bütün yanlışlardan korumak değil; kendi hayatımızı yaşamamıza izin vermek.
İnsan ölümlü olduğunu gerçekten kabul etse, hatta ne kadar zamanı kaldığını bilse acaba yine aynı hayatı mı yaşardı?
Başkalarının onayını bu kadar bekler miydi?
Yanlış seçim yapmaktan bu kadar korkar mıydı?
Bir gün yaparım dediği şeyleri bu kadar erteler miydi?
Kendisine ait olmadığını bildiği yerlerde bu kadar uzun kalır mıydı?
Belki de iyi yaşamak, bütün cevapları bulmak değildir. Hatalarımızla, yanlışlarımızla, değişen fikirlerimizle, vazgeçişlerimizle; ama yine de öz seçimlerimizle yaşayabilmektir.
Düş kurmak.
O düşler için cesaret göstermek.
Seçmek.
Seçiminin sorumluluğunu almak.
Yanıldığında yeniden seçebilmek.
Ve bütün bunların içinden geçerken kendinden hiç vazgeçmemek...
Çünkü yaşamın sonunda mesele ne kadar başarılı ya da ne kadar mutlu olduğumuz olmayabilir.
Belki de asıl mesele, bize verilmiş bu hayatın içinde ne kadar kendimiz olabildiğimiz ve kendimize ait bir hayatı ne kadar yaşayabildiğimizdir.
Sağlıcakla
Aynur Görmüş