KALBEN SAİT FAİK
Burgazada burası.
Sait Faik’in adası.
Hep o var benim için bu adada. Kelimelerini duyduğumda, öykülerini okuduğumda, sokaklarını adımladığımda. Buraya yalnız gelişlerim her bahar artıyor. Başka türlüsü olanaksız.
Özlüyorum onu, bu benim için gerçek bir his. Hem öylesine gerçek ki, insan tanımadığı birini özler mi düşüncesi anlamsız kalıyor. O benim hayatımda var, sözcüklerimde, fotoğraflarımda, anılarımda, kitaplığımda ve akşamlarımda. Hişt Hişt’le, Dülger Balığının Ölümü’yle, İpekli Mendil’le, Mahalle Kahvesi’yle, Mavnalar’la…
“Ben hikayeciyim diye sizden ayrı şeyler düşünecek değilim. Sizin düşündüklerinizden başka bir şey de düşünemem. O zaman bu adamın hikayesi ne olabilir? Sakın benden büyük vakalar beklemeyin n’olur? (Birahanedeki Adam / Lüzumsuz Adam eserinden)
Kitaplarını okurken satır aralarında sessizce yanına giderim. Bir gölge gibi değil, sakin, dinleyen bir dost gibi biraz açığından eşlik ederim. Hislerine, kahramanlarına, duygusallığına, yazı masasının düzenine, pencereden bakışına. Ondan bir şeyler kalsın isterim hafızamda, yazma isteğimde, hatıralarımda, öyle severim işte bu anları.
“Sonra her iş biter. Simsiyah külhanbeyi gömleğini çıkarır, bir Yeni Cami gömleği giyerdi. Ceketini serginin tahtasına çakılmış çividen alır, omuzlarına bırakır:
-Haydi gidelim, derdi, köprüden biraz vapurları seyredelim. Hem hava almış oluruz.” (Bir Karpuz Sergisi / Sarnıç eserinden)
Günün rehaveti bol öğle saatlerinde, bir de hava güzelse yavaş adımlarla o yokuşu çıkarım, gözlerim Sait Faik’in sadık dostlarını arar. Biraz soluklanır sonra o sokaktan sola döner, birkaç adım ilerler ve nihayetinde o narin, dar kapıyı görürüm. İşte böyle karşılaşmalarda zaman toz zerrecikleri gibi havada asılı kalır. Ben dururum. O kapıdan geliş gidişlerini, ona İpekli Mendil’i, Son Kuşlar’ı yazdıran birikimini anlamak isterim. Yakınında durduğu dehlizleri keşfetme ihtiyacı belki de bu his.
“Bahçenin kenarından geçerek yukarıya Arnavutköy tepelerine doğru yürürken burnumuza hala menekşe kokusu geliyordu. Altımızda bir mayıs gününü bırakarak şubat ayını yukarıda kamçı gibi bizi bekler bulduk.” (Menekşeli Vadi/ Lüzumsuz Adam eserinden)
48 yıllık hayatında hep kelimelerin kuytusunda anlam arar Sait Faik. Herkesin bildiği bir duyguyla yazı yazmamaya dair kendine söz verdiği halde bu sözünü tutamaz. “Yazmasam deli olacaktım.” Diyecek kadar özlemle koşar yazıya. Sait Faik yenilikçi, cesur, yalın, özgün bir hikayeciydi. Edebiyat dünyasında üreten, sevilen, şaşırtan, aykırı bir ad bıraktığı söylenebilir. Denize başka bir gözle baktı o, ağaçlara, martılara ve pek tabii insanlara… Onun dünyası kurgunun gerçeğe, gerçeğinse doğa üstü kurgulara kavuştuğu bir başka dünyaydı. Özellikle yazı hayatının son dönemlerinde. Her ne kadar yalnızlığa kaçmak istese de olmadı, yapamadı. Kıymetli Jale Sancak’ın Sait Faik Müzesi’nde gerçekleştirdiği söyleşide bahsettiği gibi “uyumsuz ruhu” bir türlü rahat bırakmadı mürekkebi.
“Onun en güzel yeri elleriydi. Bu oyuncakları hiç kimse, hiçbir kocaman çocuk kurup işletememişti daha. Onlar insana bakmak, insanı değiştirmek, onlardan gelecek her şeyin tadını arttırmak için yapılmıştı. Bardakları koyarken, fıstık tabağını oturturken, para alıp verirken insana değse insanın değişmemesine, peri padişahının oğlu oluvermemesine şaşardım.” (Ayten/ Lüzumsuz Adam eserinden.)
Ne denli imrenilecek bir ruh halidir aslında. Birdenbire özgürleşir insan, eyvallahı kalmaz kimseye, birdenbire akar mürekkepten kâğıda o kelimeler, yağmurlar, gökyüzü, deniz, damlalarla bezenmiş bir vapur, son kuşlar…
Dönüş yolunda durdum, tepelere baktım, en tepedeki evlere. Ağaçların altında turunculaşan beyaz boyalı evlere. Rüzgardı saçlarıma vuran, bana Sait Faik’ten fısıltılar getirdi:
“Hişt hişt hişt, dedi.
Hani kulağınızın dibinde çok tanıdığınız bir ses isminizi çağırıverir. Olur değil mi? Pek enderdir. Belki de kendi kafanızın içinden sizin sevdiğiniz, hatırladığınız bir ses, ses olmadan sizi çağırmıştır. Olabilir. (Hişt, Hişt!... / Alemdağ’da Var Bir Yılan eserinden)
Uzaklaşırken, evet sol yanıma dönmüştüm, bir kez daha baktım. Evlerin arasından seçmek kolay değildi. İmgelerimle tamamladım. Şimdi, dedim bir yanı denizi gören bu beyaz evin kepenkleri güneşi yavaşça içeri süzüyordur ve bahçe kapısının dışında bir yavru kedi ayak altından çekilmeye çalışıyordur. Siyah, cılız, ürkek…
2018-2019 bahar
Değerli Bir Not: Onur Barış’ın yazıp yönettiği, Sait Faik Abasıyanık’ın hayatından ve öykülerinden kesitler sunan “BENDEN HİKAYESİ” adlı belgesel 5 Nisan 2019’dan itibaren sinemalarda gösterimde, izlemenizi isterim.