Arda Boyları

Arda Boyları

Bin dokuz yüz yetmiş yılının sonbahar akşamında yaşlı bir kadının diline arda boyları türküsü dolanmıştı. Aslına bakılırsa bu yeni bir durum değildi. Otuz yılı aşkın bir süredir -ilk kez radyoda duyduğu bu türkü- zaman zaman diline pelesenk etmişti.  Eski, boyaları atmış penceresinden dışarıyı izlerken, ah anneciğim ah anneciğim yaktın ya beni/şu genç yaşta ataşlara attın ya beni/uy uyan recebim senin olayım/ardalar aldı ya nerde bulayım türküsünü mırıldanıyordu.

Sedir yatağın üstünde sırtına koyduğu yastığı düzeltti. Eşarbını biraz daha geriye çekti. O sırada fark etti ki büyük torunu kapı eşiğinden onu izliyordu.     “Hoş geldin yavrum, geldiğini duymamışım. Nasılsın iyi misin, okulun nasıl geçti?” diye sevecen bir ses tonuyla ardı ardına sorular sordu. Yaşlı kadının torunu lise çağında yakışıklı, orantılı vücut hatları olan bir delikanlıydı. Edebiyata meraklı, okulda katıldığı öykü yarışmalarında birincilikleri bulunan, yerel gazetelerde de öyküleri yayımlanmış idealist, gelecek vaat eden birisiydi. “Babaanne.” dedi. “Sen bu türküyü çok mu seviyorsun, ne zaman görsem hep dilinde bu türkü?” Yaşlı kadın bir müddet duraksadı. Sonra torununu yanına çağırdı. Sedir yatağın bir köşesine oturttu. Ve anlatmaya başladı. “Seneler evvel Çanakkale Harbi yıllarında köyümüzden bir oğlanı sevdim. O da beni. Köy yerinde kız çocuğunun birisiyle görülmesi büyük kıyametti. Adın hemen oracıkta damgalanır da ne senin yüzüne bakan olur ne de sen kimsenin yüzüne bakabilirsin. Ama gönül dinler mi bunları, sevdalanmışsın bir kere. Gizli gizli görüştük. Babam insaflı adamdı, yufka yürekliydi. Anam ona nazaran biraz daha katıydı. Yalnız kaldığımız bir zamanda babama açtım konuyu. İlk önce biraz yadırgadıysa da sonradan karşı çıkmadan rıza verdi. Çok mutlu olmuştum. Sonraları anama söylemiş. Asıl mesele orda koptu. Anam tutturdu da tutturdu ben kızımı elin çorabı yırtık, fakir birisine vermem diye. Ana yapma etme dediysek de dinletemedik. Sonraları babam sağ olsun, o ikna etti. Yoksa ona kalsa köyün ileri gelenlerden birisinin oğluna yamayacaktı beni.  (Burada kısa bir kahkaha attı.) Arda boyları türküsü birinci sebep olarak bu yüzden içimde bir sızıya yol açar. Babam olmasaydı türküdeki Halime’nin başına gelenler az daha benim de başıma gelecekti. İkinci sebep olarak, yüreğimi yakan sızısı hiçbir zaman dinmeyecek olan zor zamanlardan geçtik. Sanırım anlayacak yaştasın artık anlatmakta bir sakınca görmüyorum. Çanakkale Harbi insan yutan dipsiz bir kuyu gibiydi. Kısa süre sonra istediğim kişiyle evlendik. Benden, bizden mutlusu yoktu. Çok geçmeden düşman topraklarımızı iyiden iyiye sarmıştı. Cepheye asker lazımdı. Eli silah tutan herkese seferberlik çıkmıştı. İşte o sırada canım eşimi cepheye gönderdim. Karnımda baban vardı. Giderken yanına çocuğumuzun patiğini, bir yazmanın içinde benim saçımı almıştı. Söz verdi çocuğumuz baba demeden geleceğim diye. Gidiş o gidiş. İlk başlarda mektupları geldi. Sonraları cephe değiştireceklerini, bir süre yazamayacağını söyledi. Bir daha da yazmadı. Bu pencerenin önünde çok bekledim onu, şu dut ağacının köşesinden çıkıp gelecek diye. Çok bekledim. Koşup kapıyı çalmasını beklemeden ben açıp boynuna atlayacaktım. Evimize yeniden güneş dolacaktı. Masmavi günlere uyanacaktık. Çocuğum baba diyerek sarılacaktı. Ama olmadı evlat. Gelmedi. Sonraları başta anam ve köyün yaşlı kadınları, cepheden bir bacağını kaybetmiş şekilde dönen birisi vardı, onunla evlenmemi söylediler. Bu hayat bir çocukla tek başına geçmez başına birisi lazım dediler. Kabul ettim. Hem de itiraz etmeden, biraz adama acıdım biraz kendime. İyi de bir adam çıktı. Birbirimize yoldaş olduk. Bugünlere kadar geldik. İşte böyle evladım. Bizler zor zamanlardan geçtik. Savaş kaç aileyi yuttu. Kaç çocuğu anasız babasız bıraktı. Bu gidişle bırakmaya da devam edecek. İnsanlarda vazgeçilmez bir doyumsuzluk istediği, kazanma arzusu, para tutkusu olduğu sürece daha kaç ailenin gariban evladı telef olup gidecek belli değil”.

Genç delikanlı duydukları karşısında çok şaşırmıştı. Bir süre konuşamadı. Hazmetmeye çalıştı. Dedesinin aslında öz dedesi olmadığını, gerçekte dedesini hiçbir zaman tanıyamayacağını düşündü. Ve babaannesinin yaşadıkları, bekleyerek geçen bir ömür, yürek sızıları… Kalp kırıklıkları… Hayallerde her gün kavuşmalar… Hasretle yanan bir gönül…

Delikanlı o günün akşamı odasında bunları bir kez daha düşünürken yattığı yatağından kalktı. Çekmecesinden öykülerini yazdığı defterini çıkardı. Ve yeni hikayesini yazmak için başlığını attı. Arda boyları… 

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül EKŞİOĞLU

İstanbul’da doğdum, Pertevn...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

Hasan Ünal TEKAĞAÇ

1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Psk. İlkim ÖZ

İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...

Image

Orçun OĞLAKCIOĞLU

Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...

Image

Özlem KALKAN ERENUS

1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...