Kadınlar ve Erkekler
Kadınlar görürüm ve erkekler.
Gelir karşıma otururlar, bir ev sahibi olmak için, aslında yuva. Kadınlara bakarım, erkeklere. Bazı kadınların gözlerinde bir hüzün yakalarım, bazı bakışlardaysa bir çığlık. Duyulmadığının, görülmediğinin işaretidir, yalnızlığının belki de. Erkek mağrur, ciddiyetini korur, görünmez duvarlarla çevrilmiş gözlerindeki matematik bakışlarıyla sorar. Elimiz hesap makinesine gider. Aynı anda aynı yerde olmadıkları öylesine bellidir ki, kalplerini yan yana getirmeye çalışırım hayalimde, ellerini, bakışlarını, başaramam. Bir arada olamayan kalpler, birbirini bulamayan bakışlar neden aynı eve sığmaya çalışır anlayamam.
Kadınlar ve erkekler geçer yanımdan. Gergin, telaşlı, tiz sesli, bıkkın bakışlı çiftler hep bir yere yetişmeye çalışırlar. Bir kıyı kahvesinde hayal ederim onları. Markasız, modelsiz, boyasız, statüsüz. Yüklerinden sıyrılmışlardır aslında fark etmezler, ne yazık. Aynı oranda eksilir, eli ayağı dolaşır, endişeli duruşları bir duvar olur yükselir umutlarımın önünde. Üzülmek değil de mahzunlaşmak diyelim öyle bir gelgit yaşarım hayalimde, ruhum buz gibi olur. Gözlerini üzerimde hissederim, bizi sıcak sahte dünyamıza geri gönder diye buram buram yükselen, kelimelere dökülmeyen huzursuz mırıldanışlarını duyarım.
Başka türlüsünü bilememe hali… Biz ne zaman bu forma dönüştük, neyi kaybettik diye düşünmeden edemiyor insan. Oysa her zaman bizimle olan, sadık, içten bir gerçeklik hep var özümüzde. İzler, dinler, sahip çıkar ve asla bırakmaz. O itki öyle zamanlarda yanımızda yürür ve içeride unutulan neyse ona dokunur ki yeniden umutlanırız. Nedir o yakınken uzakmış gibi hissettiğimiz, içselleştiremediğimiz? Yoksa her aradığımızda elimizin altında bulacağımızdan emin miyiz, belki de varlığını hep hissettiğimizden, kanıksadığımızdan olsa gerek düşünmeyiz. Kaybetmenin paniğini bilmeden yaşar gideriz. Kaybetme duygusu sevginin köklerinden biri kanımca. Kişiye göre değişen değerler elbet olacaktır, yine de iç ve dış, önce ve sonra gibi birbirinin içinde yoğrulduğunu, ayrışamayacak hale geldiğini fark etmeliyiz artık.
Zaman tekilden çoğula her şeyi beraberinde sürükleyerek değişiyor. Sağdan soldan koşullandırmalar bedenimizi, ruhumuzu yağmalıyor. İletişim çağında olduğumuzdan, tüketim toplumu olarak her şeyi ne kadar da çabuk tükettiğimize, ilişkilerde sabrın kalmadığına kadar söylenecek çok söz var, koşuşturma var, iş var, çocuklar, toplantılar, aile ziyaretleri var. Yok, yok düşünce balonlarımızda, nefessiz kalana dek plan yapmakla geçiyor zaman. Gel gör ki detaylara dikkat etmek, farklı kılmak, inceliklerle sarıp sarmalamak için ruhumuzu, geç (mi) kalıyoruz. Sevgimizi dile getirmek, önceliğimize almak çok mu uzaklarda? Mış gibi yaşamlardan özgürleşmek sahi ne kadar hafifletir insanı değil mi?
“Sevgilerde” şiirinde Behçet Necatigil, yıllar önce yaşadığı dönemin gerçeklerine, sevgi değerlerine göre bu soruların yanıtını vermiş, günümüzden o kadar farklı ki… Özenli, kıymetli, nazik hisler şiirin mihenk taşlarından değerli şairin mısralarında nasıl da güzel dile gelmiş:
Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz.)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.
Siz geniş zamanlar umuyordunuz,
Çirkindi dar zamanlarda bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı
İşte bundan sebep, ola ki bir akşamüstü ya da serin, yağmurlu bir şehir sonbaharında yürüyüşe çıkmışsınızdır. Kalplerini ve bakışlarını bir araya getirebildiğiniz -genç ya da yaşlı- çiftlere rastlarsanız telaşınıza ara verin, bir an kısacık bir zaman diliminde o sahneyi izlemek, belki birkaç adım geriden onlara eşlik etmek, istemsiz gülümsemek size de iyi gelecektir. Hala incelikli şiirleri hatırlamak için bir nedeniniz olduğunu gösterecektir, kaybetme korkusu değil, kaybetme duygusunun ne denli kıymetli olduğunu anlatacaktır o sahne, değmez mi?
İstanbul’da doğdum, Pertevniyal Lisesi, Mimar Sinan üniversitesi ve ardından İTü, eğitim hayatıma yön verdi. Uzun yıllardan beri İn...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...