Kadıköy’ün dar sokaklarından denize doğru yürüdüm bugün. Üşümedim. Deniz solgun maviydi. Yumuşak bir hava, kırılgan esintiler vardı. Çocukluğumun sokak perspektifini hatırlatan binaları seyre daldım. Ayaklarımın altında süpürdüğüm yapraklar, yanından geçtiğim kışın çırılçıplak kalan ağaçlar eşlik etti bana. Çevremde gördüğüm sokak dostlarımı cılız, zavallı, kimsesiz seslere, sözlere benzettim.
Bu yıl iyi bitmiyor demiştim. Şimdi kitap kafelerin camekânlarına takılırken bakışlarım, kelimelerle yoğrulurken zihnim, çıplak ayaklarına eski bir terlik geçirmiş kadın köpeğine “Jolly” diye seslenirken, “Bu yıl nasıl geçecek peki?” dedi içimdeki sarsıntılar.
Bir zaman önce sevdiğim bir ortamda David Constantine’in bir öyküsünü okumuştuk. “FAY”*
“İçimden geçen bir fay var, dedi adam, bir fay hattı… Arada sırada fay hareket ediyor ya da o kırık boyunca bir yerlerde bir çeşit kayma oluyor, hepsi bu. Yapacak bir şey yok.”
Hepsi bu aslında.
Fay hattı… Herkeste olduğu kadar, ama az ama çok.
Ne kadar güçlü, ne çok şey anlatıyor, ne çok mana barındırıyor içinde. Yapabilecekleri ve derinlerdeki varlığıyla etkisini nasıl hissettireceği bilinmeyen kapalı bir kutu. Bir küçük kımıltıda daha ne büyük yarıklar oluşur diye düşünmeden edemiyor insan. Kırığı, tahribatı merak etmeden duramıyor.
En tuhafı da sakin, usul usul orada durduğunu biliyorum. Onunla yaşıyorum. Belki çoğu zaman unutarak… Yine de onun orada olması, bir gün hayatımı kökten değiştirecek gücü taşıması ama dedim ya buna rağmen kımıltısız durması… Bu hisse rağmen birlikte yaşayıp gidebileceğimiz ucu belli olmayan bir yol. Var ama yok gibi, var ama başa çıkılabilir gibi, ya da değiştirilebilir, önlem alınabilir gibi. Altının üstüne geleceğini tahmin ederek ve öyle değilmiş gibi hayata tutunarak yaşanıp gitmesi.
Akşam oluyordu. İçimden geçen faylara rağmen yürüdüm bugün, bir tutam maviye dokundum. O mavi öyle güzel bir maviydi ki ben maviye bu kadar hayran kalacağımı bilmezdim. Yumuşak, naif bulut kümeleriydi gökyüzünde asılı duran. Masumiyetti, asaletti, güzellikti. Gösterişsiz yerleşti İstanbul akşamına. Ne maviler görmüştür bu şehir, ne unutulmaz gün batımları. Bir parça beyazın, turuncunun, kırmızının maviye bu denli güzel ve doğal karıştığını ben görmemiştim. Şehir minik neşelere bürünmüş gibi geldi o an. Romantik şarkılara, nazik esintilere bürünmüştü. Öyle bir alıp götürdü ki beni geçmişe, taşıdı geleceğe ve bu mavi öyle güzel yakışmıştı ki bu şehre… Uzun zaman sonra ilk kez içimde hiçbir yalnızlık duygusu olmadan taşıdım yalnızlığımı.
Meğer bir köşeye saklanırmış hayat. Bir gün bir maviyle çıkarmış karşına, bir gün fark edebildiğin fay hatlarıyla, anladım.
Gün akar, gece akar.
Büyülü bir akşam serinliği caddelerde dolaşır,
Turuncu pırıltılar arasından sızan geceye ışıltılar, şehir ışıkları, yansımalar eşlik eder.
Sakin rüzgârlar arasında deniz dinlenir.
Kaygısız insanlar, bir dokun bin ah işit hikâyeler
Kaçışlar sonra yine dönüşler.
Bir gitar tınısı, belki ince bir keman sesi
Bir çingenenin saçlarına iliştirdiği gül, şalını doladığı narin omuzları yazar o öyküyü.
Durgun sularda tedirgin kanat sesleri, suyu ikiye bölen tekne, unutulması olanaksız anlarla bezenmiş İstanbul…
Meğer hayat seçimlerden ibaretmiş, içinden geçen faylara rağmen, tıpkı yalnızlıklar gibi, bazen mavi, bazen geceymiş yaşanan, öğrendim.
(*David Constantine “FAY” / Midland Oteli’nde Çay kitabından / Notos Yayınevi)
İstanbul’da doğdum, Pertevniyal Lisesi, Mimar Sinan üniversitesi ve ardından İTü, eğitim hayatıma yön verdi. Uzun yıllardan beri İn...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...