Kısa kitapları seviyorum. Uzun kitapları da seviyorum. Uzun bir kitabı okurken araya kısa bir kitap sokuşturmayı daha çok seviyorum. Sanki, Pazar yürüyüşü gibi oluyor sahilde. O uzun kitapları bitirince üzülüyorum. Aralarda okuduğum kısa kitapları bitirince de üzülüyorum. Sanki ölüm gibi bir şey oluyor, ama kimse ölmüyor. Ben hep üzülüyorum.
Oğuz Atay’dan Tutunamayanlar’ı okuyorum (712 sayfa) yaklaşık 1 haftadır. Canım Selim. Veya Selimciğim Işık. Daha kitabın ortalarını yeni geçtim. Dün; Edip Cansever’den Bezik Oynayan Kadınlar’ı sokuşturdum araya, 1 – 1.5 saat kadar farklı bir dünyadaydım, bugün Küçük İskender’den Galileo’nun Pergeli’ni sokuşturacağım. Şunu da fark ettim ki; uzun bir romanın okunma periyodu içerisinde şiir veya şairlerin yazdığı kısa kitaplar çok iyi gidiyor. Ana kitabınızı özlüyorsunuz resmen. Kitabın başkarakteri hayatınızda yer alıyor sanki. Araya sokuşturduğunuz başka kitaplar hayatınızda yöneldiğiniz başka işler gibi. Ama her zaman asıl gündeminiz o kalın kitap. Ve, ya siz onun bir parçasısınız ya da o sizin…
Aynısını Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sında (1372 sayfa) da yaşamıştım. Canım Raskolnikov. 2 hafta kadar sürmüştü bu kitabı bitirmem. Araya Sunay Akın’dan Antik Acılar, Can Yücel’den Rengahenk, Kafka’dan Aforizmalar, Şükrü Erbaş’tan Bağ Bozumu Şarkıları gibi kısacık kitapları sokuşturmuştum. Suç ve Ceza’yı bitirdiğimde Raskolnikov’un hikayesi bitmemişti. Hatta yeni başlıyordu sanki. Ben; hiçbir kitap bittiğinde, bir kitabın bittiğine bu kadar üzülmemiştim. Sanki ben o hayatın içindeydim ve kitap bitince ortada kalmıştım. Ergen bir aşkın bitişi gibi. Sanki artık hiçbir kitabı bunun kadar sevemeyecekmişim gibi…
Bu arada şunu fark ettim ki; okumak üzerine yazmak, yazmaların en zoruymuş. Bir kitabı herkes farklı kuruyor kafasında. Evler, caddeler, şehir, insanlar, kıyafetler, ışık… Farklı. Bir de haddin sınırları var tabi! Yani kitap okumak üzerine yazmak benim haddimi aşar mı? Bilemedim. Ben yazdım gitti, siz de okudunuz bitti… Kitap okumakla ilgili çok sevdiğim bir cümle geçiyor Tutunamayanlar’da. Şöyle diyor Oğuz Atay; ‘‘Kitap okumakla, manavın beni aldatmasına engel olamıyorum bir türlü.’’ Harika değil mi? Sürekli kendini suçlayan varoluşçuları seviyorum. Yıllarca bir varoluşçu olarak yaşamışım, haberim yok!
Neyse… Belki siz kısa yazı seviyorsunuzdur. Başladığım gibi bitiriyorum o zaman;
Kısa kitapları seviyorum. Uzun kitapları da seviyorum. Uzun bir kitabı okurken araya kısa bir kitap sokuşturmayı daha çok seviyorum.
Burak Ketenci
akdeniz
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Yazı yazar, yazar değil; şiir yazar ama şair değildir. Şiir ve yazıları; derKi, Merdiven Altı, Lemur, Nett...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...