terk edilmiş bir evin duvarlarında yankılanır gölgesinde kaybolan adımların izi zamadan bir terazisi diker sökülen düşleri herkesin kendi tavan arasında kaldı gülüşleri unutuldu iğnenin ucundaki acı hep ileri gitmekten sıkılmış saatin akrebi yelkovan dönmek istiyor geri bir babanın he...
bir gün parmaklar sergilenecek bir kuyumcunun vitrininde yüzükler kendine parmak beğenecek bisikletler çocuk seçecek ayakkabılar ayak bir havlama sesi duyulacak köpek olmayacak bir ağrı olacak sebep olmayacak bize ayrılan sürenin sonunda kütüphanelerde hiç basılmamış kitaplar o...
şiirler arası bir otobüsün can kenarındaki koltuğunda ölümden sonrasını anlayan kafam ölümden öncesine ermiyordu varoluşsal kaygı sandığım magnezyum eksikliği çıktı ölümden sonrası belli de ölümden önce hayat var mı burak ketenci 2016 - bolu...
hiç bitiremeyeceği bir şiirin içinde mahsur kalır insan bodrum katlarında imkansız kuşlara buğday saçmalı şiirler ayakkabı manzaralı pencerelerden kendi içinde kaybolur da insan olmayan mısralar arasında olmayan kafiyeler bulur sonra kendini kaybeder bir kız çocuğunun olmayan bardağınd...
yalnızım derdimi kızımın çoraplarına anlattım bu habersiz yok oluşun kızına zaman adını vermişti dünya o sırada denizden bir anne sallıyordu ayağında gemiden bebeğini dünya ise dönüyordu zamandan kızının etrafında yalnızlığımın iskambil falları uçuşup dağılırken rüzgarda aklımd...
hiç düşünmemiştim bu kadar erken öleceğimi almak için ömür tükettiğim evde yabancıların yaşayacağını değer verdiğim eşyaların tedavülden kaldırılacağını nereden bilebilirdim uyku ile uyanıklık arasındaki fark azaldıkça eşyaların değer kazanacağını öldüğüm gecenin sabahında hiç bir şe...
Saat 16.20, günlerden şubat, aylardan salı. Faydasız İşler Genel Müdürlüğü’nün altıncı katı. Heves Gömme ve Kursak Tıkama İşleri’nden sorumlu Şef’in masası. Masanın arkasındaki büyük pencereden sızıyordu batmakta olan güneşin turuncu ışıkları. Şef’in masası üzerinde dur...
siyah taşlı bir küpeyle hep kulağımda taşıdım acılarımı herkes gördü kimse görmedi kulağıma küpe olsun dediklerini biriktirebilse insan beylerbeyi sarayı'na avize olurdu inan 110 milyar insan doğdu da öldü bilen var mı kaçı yaşadı her siyah beyaz fotoğraf derin bir yaraydı şimdi uzak bir yere...
saklayacak bir şeyi kalmayınca insanın daha cesur yaşıyor tarihi ve turistik acılarını halka açıyor büyük kalabalıklar içinde sesini duyuramayanlar sustuklarını duyacak birini arıyor milli parklarını sit alanı ilan ediyor plastik çiçeklerle hayatını süslerken gününde güneş olmayan...
yarım metre önümüzden akıp giden hayatın çerçevelenip duvara asılmasıdır pencere seninle karşısına geçip bir pencerenin tartışmadıktan sonra hayatı ne pencerenin önemi var ne dışında akıp giden hayatın bu senin hayatın ya benimle pencerenin karşısında akıp giden hayatı izlers...
ay’a sarılıp uyurken gece bazı evlerin sıkı sıkıya kapanır perdeleri sonuna kadar ilikler gibi gömleğin düğmelerini aman kimseler görmesin karanlıklar girmesin diye içeri yan yana uyunsa da herkes kendi uykusunda sebebi olmalı insanın uyumak için hiç bilinmeyenli bir den...
gençliğim bugünkü halimi görse yer verirdi belediye otobüsünde bilirsin işte güneşte unutulmuş da soyulmuştu sanki zaman dökülüyordu tel tel kafamdan hüzün sektöründen emekliyim artık ödediğim vergiler dönmüyordu yol su elektrik olarak zaman zaman komisyonlar kurup çalar saatlere munta...
bir güzellik verdiğinde hayat bana lades diye bağırıyor tanrı kahraman maraşlı bir usta gibi külah bende kalıyor dondurma onda ilmeği kaçmış bir hırkanın sökülmüş kısmıydı umut heves ölümü gerçekleşmiş bir hayatın arka bahçesinde sakalı da büyür insanın hüznü de kendi kendine aslın...
zihnin huzuru büyük ölçüde yanlış yapmama çabasından geliyor yanlış bir hayatı yaşıyoruz sanki yanlış trenden inmiş gibi balkonsuz evler gibi yaşanıyor her şey içeride bir iş var bu terslikte gülmesi gereken yaşta ölmeyi düşünenler var karşısındaki kahkaha sahibinin derdini düşünenle...
ölmüş olmak için yaşamak dönmüş olmak için gitmiş olmak gerekir nereye gitti ki dünya dönüyor da durmadan sadece tanrı dönmüyor yanlışından işlenmemiş bir suçun ortağıyım şimdi hayallerim maktul şiirlerim menkul içinde çöller olan ihtişamlı insanlar denizlerden dem vuruyor çaydanlıktan sobay...
arabesk şarkılarla eğleniyor olmalı birileri bir yerlerde depremsiz gece yağmur yağar da ıslanmaz insanlar hata yapar da uslanmaz insanlar istanbul’da beyaz cakalılar cumhuriyeti gelişmekte olan ülkenin gelişmeyen insanları insanlık değer kaybederken dolar karşısında domatesle...
ben frida’yı sevdim frida, diego’yu diego ile aramdaki fark ise sadece 90 sene idi ama acılar güncel ölmeden önce seyredilmesi gereken filmler okunması gereken kitaplar görülmesi gereken tablolar anlaşılması gereken sanatçılar ağlanması gereken acılar gidilmesi ge...
*** düşündükçe mi yoksa üzüldükçe mi var olacaktık *** içini açan kestaneler gibiyim sıcak sobaya *** benim karşımda olamaz hiçbir insan gülmeden güzel *** iki saattir on dakika geçmiyor beklerken seni *** çocukluğumu çerçeveleyip asan çividir z...
sen seversin diye yapılan şeylerin güzelliği olmalı bu gece üzerinizde pembe tahta bir kaşık elinizde gülümsüyor olmalısınız soğanlar kısık ateşte pembeleşince biliyor musunuz gülümsemek gülmekten zordur derler özlü sözleri pek bir severler ve her şeyi çok iyi bilir cahiller bir...
adalet partide değil asalet sarayda değil iyi bir uyku için iyi bir yatak yeterli değil ve artık birkaç kadeh içmeden kimse güzel değil üzülmek üzerine felsefe kitabıydık düşündükçe mi yoksa üzüldükçe mi var olacaktık boş bira bardağına konan iki geveze gece sineği ahkam kesip cinay...
Platon, düşünce tarihi boyunca ele alınacak tüm problemleri yüzlerce yıl öncesinden ele almış ve düşünce tarihinin ilk büyük felsefi sistemini inşa etmiştir. Platon, Mö 427 yılında, Atina’da soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Sokrates ile kurduğu yakın münasebet, onu sad...
Hikâyenin kahramanı; ne yaptığının bile farkına varmadan adam öldürür, pek de suçlu olmadığı halde kendini savunmaya kalkışmaz ve ölüme mahkûm edilişini olağan bir şey gibi karşılar. Annesinin ölümü ile başlayıp, onun cenaze töreninde ağlamaması ile devam eden bu uyuşuk ruhlu...
Alman şair, drama yazarı, roman yazarı, teorisyen – kuramcı, hümanist, bilim insanı, ressam, bilge kişi Goethe’nin (1749 – 1832) Genç Werther’in Acıları isimli romanı dünyanın en çok okunanları arasındadır. Romanı okuyan onlarca insan roman kahramanı Werther’in et...
‘‘Birine altı çizili kitaplarınızı vermek, yaralarınızı emanet etmektir bir bakıma’’ der, Nazan Bekiroğlu. Bu ay; Derman İskender över’in (küçük İskender) Bu Defa çok Fena isimli şiir kitabından altını çizdiğim cümleleri paylaşacağım. Her şeyin kötüye gittiği, herke...
‘‘Birine altı çizili kitaplarınızı vermek, yaralarınızı emanet etmektir bir bakıma’’ der, Nazan Bekiroğlu. Bu ay; Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar isimli romanından altını çizdiğim cümleleri paylaşacağım. Tutunamayanlar gibi önemli bir başyapıtı ana dilimizde ok...
‘‘Birine altı çizili kitaplarınızı vermek, yaralarınızı emanet etmektir bir bakıma’’ der, Nazan Bekiroğlu. Bu ay; Stefano E. D’Anna’nın Tanrılar Okulu isimli eserinden altını çizdiğim cümleleri paylaşacağım. Prof. Dr. Stefano E. D’Anna, Tanrılar Ok...
‘‘Birine altı çizili kitaplarınızı vermek, yaralarınızı emanet etmektir bir bakıma’’ der, Nazan Bekiroğlu. Bu ay; Maksim Gorki’nin Ana isimli romanından altını çizdiğim cümleleri paylaşacağım. Maksim Gorki’nin dünyada en çok okunan ve neredeyse tüm di...
yarım metre önümüzden akıp giden hayatın çerçevelenip duvara asılmasıdır pencere seninle karşısına geçip bir pencerenin tartışmadıktan sonra hayatı ne pencerenin önemi var ne dışında akıp giden hayatın bu senin hayatın ya benimle pencerenin karşısında akıp giden hayatı izlersin...
sürüler halinde yaşıyoruz gökyüzü denen mazgalın altında hak yemekten şişmiş göbeğinde dümbelek çalanı da gülmeden güzel olacağını zannedip yüzünü boyayanı da para için paralananı da sadece ibadet için yaşayanı da sürüler halinde yaşıyoruz gökyüzü denen mazgalın altın...
sen ne zaman derin uykuların terasındaki karavanına çekilsen; dumanaltı mutluluklar saçılıyor etrafına, avludan kuş sesleri geliyor, çocuk sesleri… bir hayal yok oluyor plastik çöp kovasında ve haykırıyor Talat Paşa: ‘‘atımı getirin!’’ sen ne zaman derin uy...
demokrasi 110 milyar ölünün içinde 7 milyar canlı insanız bizim sözümüz geçecek değil ya 17 ağustos 2017 / karadeniz dünya saati öyle 1 saat yetmez 10 yıl geri alalım saatleri 30 ağustos 2017 / italya vapur hatırlıyor musun ne üzülmüştü o vapur bizi 30...
herkes uyuduğunda sen uyanık ol rüyana değil aklına geleceğim yüzümü duyacaksın sesimi göreceksin sen beni şair yaparken ben seni şiir yapacağım burak ketenci 21 mayıs 2015 / bolu...
kırık bir aynadan bakıyorum kendime parça parça olmuş hayatıma bazı parçalarda yüzüm hiç yok yüzsüzüm kimine göre şimdi yapıştırsam da tüm parçalarını hayatımın yüzümde izleri kalıyor çatlakların kalbim eski yıkıntıların fay hattı dağınık bir yatağı toplamak kadar kolay olmuyor darm...
beden dili ve edebiyatı mezunları derneğinde yalnızım derdimi kızımın çoraplarına anlattım bu habersiz yok oluşun kızına zaman adını vermişti dünya o sırada denizden bir anne sallıyordu ayağında gemiden bebeğini dünya ise dönüyordu zamandan kızının etrafında yalnızlığımın iskambil falları...
sanı anne ile oğul ayrılır sanıyorlar yazık onlara seni öldü beni yaşıyor sanıyorlar bitiş yaşlanınca değil annesi ölünce bitiyor insanın çocukluğu fikir ayrılığı annemle fikir ayrılığına düştüğümüz tek konudur kimin daha fazla sevdiği Burak Ketenci...
birkaç yüz fotoğrafa poz vererek doğdu bugün güneş. aviles’te birkaç yüz gülümsedi. ısındı dünya. benim günüm başlarken, başkaları için gün bitmek üzereydi. başkaları için yaşam... daha başkaları için de başka şeyler… özlediklerim vardı. sabahları sevdiklerim… an...
gecenin en koyu yerinde saatlerin küçük gözbebeklerinin büyük olduğu zamanlardı içinde huzur bulduğu karanlığı bozmamak için ışıkları açmadı geceleri özgürleşirdi o karanlıkta aydınlanırdı acıları vardı hafiflemesin diye ağlamadı hapsolduğu bedendeki tek hayat belirtisiydi acıları...
tek kişilik yatakta yatan şiirden anlar mı hiç bir şiir tut şimdi aklından sakın unutma kadrolu mutsuz emeklisisin sen şiirseverler büyükşehir belediyesinden öndeki tramvayı takip et dedim antidepresanlar sokağına dönülmezden dönen adama girilmeze girdik sonra da aynı hatalar bıkmak bilmedi sürek...
burnunuz uzamıyor diye sanmayınız yalan söylediğiniz anlaşılmıyor sobalı evlerin sobasız odaları kadar soğuk gülüşleriniz karanlık dolu ceplerinizde unutulmuş aklınız onun içindir ki hadlerle ilişkili tüm sorunlarınız ve okul harçlığıyla kardeşine oyuncak alan çocuk...
hayal kırıklıkları ve bozgunlar ekseninde sürekli içine dönen bir dünyada yaşayanla yaşamayan bir olur mu hiç öldükten sonra...
mutlu olmaya gelmedik zaten biz bu dünyaya bir arkadaşa bakıp çıkacaktık bakamadık da çıkamadık da koşamıyorum artık eskisi gibi ancak hızlı tempo yürüyorum her gün yaşlılığa doğru içimde bir çocuk şair yattığı yerden yazıyor şiirlerini sızlatıyor Attila İlhan'ın kemiklerini kelimeleri üst üste k...
çocukluğumun arka koltuğundaki camda kurduğum yaşımdan büyük hayallerime ev sahipliği yapardı yolda gördüğüm karavanlar ki yol mutluluk ve özgürlüğün başkentiydi aklımın tehlikeli virajlarında onun içindir ki varılacak yerden ziyade yolda olma durumuydu beni mutlu eden...
kimsin sen hangi seni sevdim ben beni seven hanginiz gölgeleriniz bile karışık hani nerede ışık gölgesi olanın kendisi olmaz mı hiç ne kadar da ilgisizsiniz hangisi sizin gölgeniz ışık gölge ve siz hanginiz eksiksiniz Burak Ketenci 15 haziran 2021 / tuzla...
ateşler içinde yanarken bile adımı dilinden düşürmeyen kızıma… onu terk etsin de bana yerleşsin diye ikna etmek istediğim mikroptur bu gece kızımı daha sık öpüşümün asıl sebebi burak ketenci 31 mart 2016 – bolu...
ben frida’yı sevdim. frida, diego’yu… diego ile aramdaki fark ise sadece 90 sene idi! ama acılar güncel… ölmeden önce seyredilmesi gereken filmler, okunması gereken kitaplar, görülmesi gereken tablolar, anlaşılması gereken sanatçılar, ağlanması ger...
16 yaşımın kadıköy'üne olan uzaklığım var bu gece üstümde bir çocuğun küçümsenen korkuları gibi kaygılı bir ifade şubatımda mutsuzlukların ve uyku kaçıran saçmalıkların başkentindeki yalnızlığım uzun cümlelerimle sürüyor cümlelerimin uzun olması büyük harf sevmediğimden aslında bu s...
sen ne zaman derin uykuların terasındaki karavanına çekilsen; dumanaltı mutluluklar saçılıyor etrafına, avludan kuş sesleri geliyor, çocuk sesleri… bir hayal yok oluyor plastik çöp kovasında ve haykırıyor Talat Paşa: ‘‘atımı getirin!’’ sen ne zaman der...
sevilecek bazı güzel insanlar mı içilecek iyi içkiler mi veya yazılacak yeni şiirler mi var yoksa gidilecek uzak denizler mi yaş 45 yolun yarısı eder öyleyse asıl soru şu yemek yerken yakını mı takacağız yoksa uzağı mı Burak Ketenci 5 Nisan 2021 / Rusya...
bir gemi düdüğü duyulur kamera, mavi ışıklarıyla trafikte sıkışan ambulansı gösterir boğazın sisli karanlığında tüm ışıklar suya düşer dört bir yandan ezan sesleri yükselir İstanbul’da İstanbul’da şarkı çalanlar hırsız vakit öldürenler katil sayılır kaçan tüm uykular, çal...
güleni ayıplıyorlar ölene sitem nasıl tuhaf bir hayat bu farkında olmayan mutlu farklı olan sorunlu tartışırken öğrenmek kaybetmektir kaybetmeye karşı muazzam dirençli bünyelerimiz ne çabuk büyüdük biz hangi ara sarılmak ihtiyaçtır kaybetmek yara öfke ile kalkan oturmak bilmiyo...
sıkı sıkıya kapanır her gece perdeleri sonuna kadar ilikler gibi gömleğin düğmelerini karanlıklar girmesinler diye içeri pek çok güzel görmüştü oysa hepsi çirkindi yaşamadan ölenler gelmeden gidenler yanlış trenden inenler sadece kendi ölümüne üzülenler nasıl bir kalabalıktır bu böyle...
Az çoktur. Az şeyle çok şey anlatan fotoğraflar çektim. Sadelik, yalınlık, dinginlik ve birazda huzur ihtiva ediyor. Haddimi aşmadımsa......
...
...
Uyumadan Uyananlar Cumhuriyeti’nde bir takım kararlar alındı bu gece. Bundan böyle; rüzgâr sesinden daha iyi bir radyo olmadığı kabul edilecekti. Gece yarısı şarkılar çalanlar hırsızlıktan yargılanmayacak ama vakit öldürenler katil sayılacaktı! Yanlış Trenden İnenler Vakfı, Domates...
sürüler halinde yaşıyoruz gökyüzü denen mazgalın altında hak yemekten şişmiş göbeğinde dümbelek çalanı da gülmeden güzel olacağını zannedip yüzünü boyayanı da para için paralananı da sadece ibadet için yaşayanı da sürüler halinde yaşıyoruz gökyüzü denen mazgalın altın...
Şehir merkezine uzak, yolun kötü olmasından dolayı ulaşımı zor, küçük bir kasaba. Veya semt de diyebiliriz. Şehir merkezinden bu kasabaya doğru yola çıkınca, tozlu yollar, yol yapım çalışmaları, virajlar, heyelan tehlikesi, traktörler, üstü bavul dolu köy minibüsleri… Dünden kalma biraz kar v...
Kısa kitapları seviyorum. Uzun kitapları da seviyorum. Uzun bir kitabı okurken araya kısa bir kitap sokuşturmayı daha çok seviyorum. Sanki, Pazar yürüyüşü gibi oluyor sahilde. O uzun kitapları bitirince üzülüyorum. Aralarda okuduğum kısa kitapları bitirince de üzülüyorum. Sanki ölüm gibi bir şey...
Birkaç siyah gözlük, 3-5 damla gözyaşı, bolca dedikodu, siyah eşarplar, günlük telaşeler, pek nadide bazı şiirler, rüzgârda sallanan çiçekler, bir de şarjlı taşınabilir hoperlörü ve yeşil kalpağıyla yarı Arapça konuşup ölümü sıradanlaştıran hocadan ibaretti ölen tesadüfleri yolculamaya g...
Şiir Kliniği’ndeki toplu tesadüf ölümlerinin sonu gelmiyordu. Tükeniyorlardı. Tüm tesadüfler klinikteydi. Ya ölüyorlar ya da ölenleri izliyorlardı. Tanrının bile idrak yolları tıkanmıştı sanki. Olup biteni seyrediyordu. çekirdek çitleme sesleri duyulur, izleyici hafif gülümser. ünlü –...
Şiir Kliniği’nin Yoğun Bakım Servisi’nde durumu hızla kötüleşen bir tesadüf bitkisel hayata girer. Aynı dünyanın da, aynı şiirin de ayrı kıtalarındaki adamın ve kadının düş adamları & düş kadınları seferber olurlar. Bu tesadüfü hayatta tutmak çok önemlidir. çünkü herhangi bir t...
Marulun en dibindeki, açık yeşil renkli, küçük körpe yaprağın kırılma sesi duyulur. Yaprak nemlidir. Kırılan yerden belirli belirsiz bir su serpintisi fırlar havaya. Aydınlıkta yok olur. Kamera, kırılan yere doğru hareketlenir. İçine doğru girer yaprağın. Açık yeşil, beyaza evrilir. Kuvvetli bir...
bir gün parmaklar sergilenecek bir kuyumcunun vitrininde yüzükler kendine parmak beğenecek bisikletler çocuk seçecek ayakkabılar ayak bir havlama sesi duyulacak köpek olmayacak bir ağrı olacak sebep olmayacak Atlantik/ Burak Ketenci...
Parantez ben bir parantezim şimdi çok şey var içimde yani sen yok sayınca beni değişmiyor cümlenin anlamı iyi mi Burak Ketenci 15 Aralık 2019 / Tunus...
Pencere yarım metre önümüzden akıp giden hayatın çerçevelenip duvara asılmasıdır pencere seninle karşısına geçip bir pencerenin tartışmadıktan sonra hayatı ne pencerenin önemi var ne dışında akıp giden hayatın bu senin hayatın ya benimle pencerenin karşısında akıp giden hayatı izl...
3G 3G tunus tunus tunus olalı böyle Güzel Gülme Görmedi 12 ocak 2019 / tunus 3G rusya koskoca bir devlet seni kıskanabilirdi bu kadar Güzel Güldüğünü Görse 6 temmuz 2019 / rusya 3G istanbul aydınlığı seviyor bu şehir bilmiyorlar sadece sen Gülünce Güneşi...
sn. descartes sobalı evlerin sobasız odalarında kalanlar ömrü değil de çocukluğu uzatmaya çalışanlar penceremin önüne gelen ülkeler intihar edenler kendini sevdirdiklerim ikindi şiirinin okunup okunmadığını soranlar içip içip sarhoşluğunu gizlemeye çalışanlar sesleri yükseldikçe kişilikleri...
Köprü (Ayrılık) Her birini özenle seçerek, üst üste koyarak, aylarca, hatta yıllarca uğraşarak yaptığım; kelimelerden bir köprüm vardı. üzerinden geçen kamyonların, mevsimler arası kavun taşıdığı... Uzaktaki insanların birbirini düşünmek için boyuna onu kullandığı... Bir akşamüstü bir gemi çarptı...
Bu hikâyede yer alan hayaller TAMAMEN gerçektir. ANLATI; 17 Şubat 2018 Torre Annunziata - İtalya İstikrarlı hayallerimin başkenti. Şubat. Soğuk. Bir adam. İriyarı. Hiç bilmediğimiz bir ülkenin, yabancı dil bilen kedilerini besliyor. O sıra yabancı bir rüzgâr esiyor...
gök gürültüsü bütün gece homurdanan gökyüzü ile kendi kendine söylenen yaşlıların ciddiye alınmayışlarındaki benzerlik büyüklüklerinden mi geliyor ateş ve su birbirlerinin düşmanı oldukları halde neden aynı sesi çıkarır ateş ve yağmur horoz ve hoca horozun cami hocasından önce...
Anlatı 3 İSTANBUL’U GöZLüYORUM GöZLERİM KAPALI İnsanın uykusu yokken yatması. Uyumaya çalışması. Uyuyamaması. Uyuyunca da uyanamaması. Sabah kendi kendine uyanma özgürlüğünün olmaması. İstemediği işler peşinde koşması bütün gün. Bile bile o trafiğe girmesi. Sürüden kopamaması. Nefret etti...
1952 Yılında Hollanda'dan beyazlar içerisinde geldiler. Marmara hattındaki seyr-i seferlerine başladılar. Marmara'nın kıyısında yaşayanlar daha önce hiç böyle zarif ve mağrur gemilerle karşılaşmamışlardı. üstelik, çıkardıkları motor sesi bile öyle ritmik ve toktu ki dinlettiriyordu kendini. Pruvası...
ANLATI-1.Bölüm Avíles / İspanya Bugün, bir insandan nasıl çıktığını anlayamadığım seslerle başladı günüm. Müzik dediler. Benim günüm başlarken başkaları için gün bitmek üzereydi. Başkaları için yaşam. Başkaları için de başka şeyler. özlediklerim vardı. Sabahları sevdiklerim. Bazı sevdikl...
istanbul’da kar beklemekle geçerken çocukluğum hayatım ise geç kalmakla geçmişti çocukken 4 yanlış 1 doğruyu götürürken büyüyünce 1 yanlış tüm doğruları götürmeye başlamıştı şimdi sıkıntıdan patlayan hortumla kışın sıcaktan patlayan mısırların bir akrabalığı olsa gerek diye düşünüyor...
uykun kaçsa ben yakalayıp getirsem yarın çıplak olsa yarın geç olmasa hapşırmadan bile çok yaşasan aklın bende olsa bilsem ilk kez aşık olur gibi defterine adımı defalarca yazsan hiç bilmesem yalnızlığımdan öpsen geçse aydınlığına alıştığım şiirsin sen şiir ise benim suç ortağım...
çok insan seviyorum ben çok bi’kere seni seviyorum sonra gülümseyen seni uykulu seni beni dinleyen seni seviyorum kendini anlatan seni beni anlayan seni seviyorum yokluğunu bile seviyorum çok insan seviyorum ben çok burak ketenci 22 kasım 2018 / atlas okyanusu...
kan üç tarafı şiirle çevrili memleketin şiirsiz kalan tek yerinden kan damlıyordu 7 ekim 2018 / akdeniz açıl cenaze nedeniyle içine kapanan bir dükkan gibisin sevdiğim açıl artık bana 26 eylül 2018 / atlas okyanusu burak efendi kulağıma küpe olsun dedikl...
Yalnızlığım yalnızım derdimi kızımın çoraplarına anlattım bu habersiz yok oluşun kızına zaman adını vermişti dünya o sırada denizden bir anne sallıyordu ayağında gemiden bebeğini dünya ise dönüyordu zamandan kızının etrafında yalnızlığımın iskambil falları uçuşup dağılırken rüzgarda...
burak ketenci derKi pişmanlık apartmanı tedavülden kalkmış sevgiler vardı yüreğimde ve çokça heves kırıntısı üzerimde temelini ah’larımın oluşturduğu apartmanın adıydı pişmanlık pişmanlık apartmanı’nın asansöründeki zoraki selamlaşmalar gibi tatsız oldu yaşamak acı çayı t...
burak ketenci derKi yok hükmünde karla karışık kafamda sahipsiz sesler hüküm sürmekteydi sebepsiz ağrılarım pusuda çeyrek geçiyordu iyelik eklerim tüm di'li zamanlarımı çünkü ölüm vadediyordu kahkahalarım yadırgıyordum yaşamayı hırsızlarla doluydu etrafım gece yarısı şarkılar çalıyor...
Burak Ketenci derKi İNTİHAR Gecenin en koyu yerindeydi. Saatler küçük, gözbebekleri çok büyüktü. İçinde huzur bulduğu karanlığı bozmamak için ışıkları açmadı. Acıları vardı, hafiflemesin diye ağlamadı. Zaten, hapsolduğu bedendeki tek hayat belirtisiydi acıları. İç acılarının toplamı bir şi...
burak ketenci derKi; şenlik gökyüzünden yeni mezun olmuş sevinçler gibi büyük bir hevesle dans ettiler sokak lambasının altında ışık onları turuncuya boyadı ‘‘sana rahat yok bu gece’’ dedi kedilere kar şenlik var sokak lambasının altında İstanbul’da...
burak ketenci derKi; avcı ile şair avlanmak hayatta kalma mücadelesinin ta kendisidir der avcı hayatta kalmak için değil ölmek için mücadele etmeli der şair avcılığın spor olduğuna ikna etmeye çalışır insanları avcı ölmek için kendini ikna etmeye çalışır şiirle...
Burak Ketenci derKi Gündedün Ateşler içinde yanarken sirke kokan çocukluğum, civalı derecenin kontrolündeydi annemin sabrı. Kalem bile tükenirken, annemin sabrı tükenmezdi. Hiç öyle kolay olur muydu ki; önce kendini, sonra babamı, en sonunda da beni ve kardeşimi büyütmek! El...
urak ketenci derKi; patika gönlün katlanmasına gözün görmemesiyse bahane ve dökülen saçlarımın yerine baz istasyonları diktilerse gizlice içime düşen kurt istenmeyen olaylar çıksın istiyor aklımın boş tribünlerinde içimde kayboluşlarımın beşikten düştüğü gece kendimi buluşlarım yür...
burak ketenci derKi; yok beyin ölümü gerçekleşmiş bir evliliğin bitkisel hayattaki tektaşlarıydık damarlarımıza kök salmış mutsuzluğun kudreti ile esir alınmışız yalnızlık tanrısının askerleri tarafından gemi çığlıkları yankılanırken gecelerde yaşananları yok hükmünde saymaya kim...
burak ketenci derKi; sebep küçücük sırtını dayadı yine göğsüme elinde emziği kucağında bebeği uyuyorlar bebeği ona o bana huzur veriyor bebeği onun o benim en büyük hayalimdi bu "korku cumhuriyeti"nde bilmiyor sadece oy kullanarak heba ettiğim tüm vatandaşlık haklarım...
BurakKetenci derKi; Pencere Deniz görmeyen ama hayal kurmaya uygun penceremde yağmur var bugün. Bu gündüz vaktinde içim gibi karanlık, ellerim gibi soğuk hava. Bilmediğim bir dilde şarkılar söyleniyor radyoda. çay tatsız. Kanlıca sessiz. Cemal Süreya'nın kuşları uçuyor Orhan Veli'nin mahallesi...
burak ketenci derKi; Sürü sürüler halinde yaşıyoruz gökyüzü denen mazgalın altında hak yemekten şişmiş göbeğinde darbuka çalanı da gülmeden güzel olacağını zannedip yüzünü boyayanı da para için paralananı da sadece ibadet için yaşayanı da sürüler halinde yaşıyoruz gökyü...
burak ketenci derKi boş ver önümdeki kağıt boştu ama ben kağıda karşı boş değildim. niyetim ciddiydi ancak; bir şiire böyle başlanmamalıydı. boş ver dedim sonra, boş ver, boş..! bomboş insanlar kuşatmış zaten ölü sevdiklerimin bıraktığı boşluğu. hiç, bir ölü sevdiğinizin faydası dok...
Burak Ketenci derKi Sayanora Hasır kutunun cebinden çıkardığı beyaz eldivenleri giydi usul usul. Tek tek yerleştirdi parmaklarını. İki elinin parmaklarını göbeğinin üstünde birleştirerek geriye doğru esnetti hafifçe. Keyif aldığı her halinden belliydi. Ama yüzü gülmüyordu. Daha önce...
ULU ŞEF Faydasız İşler Genel Müdürlüğü’nün 6. katındaki büyük pencereden sızıyordu Nafile İşlerden Sorumlu Şef’in masasına, batmakta olan güneşin parçaları. Şef’in masası üzerinde duran boş çay bardaklarındaki ruj izleri ayyuka çıkmıştı. Şef'in ağırladığı kadınların mas...
Burak Ketenci derKi Bilim Efendi Hiç bitiremeyeceğim bir şiirin içine attı beni, Bilim Efendi! Kayboldum. Olmayan mısralar arasında olmayan kafiyeler buldum. Sonra kendimi kaybettim, bir kız çocuğunun olmayan bardağından olmayan çayları içerken. Hücrelerimdeki golgi aygıtı obeb...
burak ketenci derKi üç sevilmeyenli denklem ben; bir parantezim şimdi. çok şey var içimde, ama okumayınca beni anlamı değişmiyor cümlenin. sen; sessiz harf düşmesisin şimdi. yoksun ama yerin belli. yalnızlığım; gemimin şiirden elbisesi sanki. şiirin sevilmediği ülkemde...
burak ketenci derKi Tuhaf ben frida’yı sevdim. frida, diego’yu… diego ile aramdaki fark ise sadece 90 sene idi! ama acılar güncel… ölmeden önce seyredilmesi gereken filmler, okunması gereken kitaplar, görülmesi gereken tablolar, anlaşılması gereken sanatçılar...
burak ketenci derKi saat çok pahalı saativarmışyedi tane günün en küçük saatlerindetüm saatlerini yanyanakoyarmış hepsi aynı yöne bakacakşekilde dizermişözenle ve her sabah evden çıkarkenbirini seçerektakarmış koluna bir günbiri durmuşgecenin birinde o gecerüyasında görmüş kendiniölmüş ye...
arsız tabiat ana ile devlet babanın sevgi arsızı evladıdır, yetimhanedeki soğuk yatağında uyuyamadan uyanan öksüz çocuk 22 aralık 2015 - bolu yor eskiden yorgunluğuma saygı duyanlar şimdi yorgunluğumu hayra yormuyor yoruluyorum 18 aralık 2015 - düzce heves bir ahmak ıslatan yağ...
burak ketenci derKi denizin kenarında çok yıldız kayardı geceleri uzanırdık sahile seyrederdik saatlerce elele uzaklardan müzik sesi gelirdi arada bir eserdi hava serinlerdik tuttuğumuz dilekleri unutmamak için birbirimize göstermeden yazardık bugün bile hatırladığım tek dileğimse ö...
Burak ketenci derKi iz sokakta diğer çocuklara evde anneme karşı hep savundum onları mücadele ettim ter döktüm kaybetmemek için o yoksul duruşlarına zenginlik kattım hem isimleri oldu hem değerleri varlıkları zenginlik yoklukları çöp karıştırmak demekti şimdilerde...
Burak Ketenci derKi İNTİHAR Gecenin en koyu yerindeydi. Saatler küçük, gözbebekleri çok büyüktü. İçinde huzur bulduğu karanlığı bozmamak için ışıkları açmadı. Acıları vardı, hafiflemesin diye ağlamadı. Zaten, hapsolduğu bedendeki tek hayat belirtisiydi acıları. İç acılarının toplamı...
ömrü değil de çocukluğu mu uzatmaya çalışmalı *** denizsiz bir şehre deniz olmasa da dalga sesi vaat eder mi şiir *** sesler yükseldikçe insanlar alçalır mı *** 110 milyar ölünün içinde 7 milyar canlı insanız diye hiç mi bizim istedi...