Bağlanmanın inceliklerle bir ilgisi olmalı.
İncelik insanın bakışlarına yerleşir. Kalple bakışların birlikte hareket etmesi diye tanımlıyorum ben bu efsunlu kelimeyi. Ne derin bir gücü vardır insan üzerinde. Geriye dönüp bakın, hayatınızda bu sahneleri yakalamaya çalışın. Çocuktum, babamın çok sevdiği bir arkadaşı vardı, manavdı Ferit Amca. Her ne kadar o zaman bana uzun boylu görünse de şimdi ancak orta boylu diye adlandırabileceğim, kara kuru, esmer bir adamdı. Belki de çok içerdi, evet içerdi ama çoğunlukla akşama doğru babama gelir, lokantaya geçmeden önce bizi de görür ve her gelişinde bize çikolata getirirdi. Bence çocuğu yoktu, bir aile izine rastlamazdım onda. Kapıdan uğrar, cebinden paketleri çıkarır ablamla bana uzatırdı, o esmer, kıyafeti üzerinden dökülecekmiş gibi iğreti duran adamın gözleri bir dünya olurdu, biraz kısar, gülümser ve mutluluğumuzu izlerdi. İnsanın kendinde olmayanlara rağmen karşısındakine bir biçimde dokunmaya çalışması, bu çaba incelik değil midir?
Karşılaştığımız insanları içselleştirmekle biz de bir nevi inceliklere bürünüyoruz, bizi alıyor sarmalıyor sonra hayat denen nehir her zaman olduğu gibi akmaya devam ederken biz biraz daha biraz daha arındığımızı duyumsuyoruz. Yalnız bu bağın, akışın bir de başka yüzü var. Yaşadığımız hızlı hayat, insanların birbirinden uzaklaşması, iletişimin azalması bu tür davranışların bireysel örneklerde kalmasını çağırıyor, hatta yeri geliyor toplumda güvensizlik unsuru olarak anlam buluyor. Biri gelir güzel bir söz eder, düşünceli, nazik, pozitif bir yaklaşımdır ama akıl çalışmaya başlar. Neden ki diye sorar şüpheyle, şimdi ne demek istedi, ne yapmaya çalışıyor, ikilemler gelir belleğimize yerleşir. Dert büyük, nasıl ayrışacak? Oysa yaşadığımız anları kıymetli kılan, aleladelikten uzaklaştıran bir bakış açısı kendi doğalında insana ne de güzel yakışır. Sesinden, sözünden, bakışından taşar, köşe başında karşımıza çıkan bir bahar dalı gibi taze duygular uyandırır.
Şili’li ünlü şair Pablo Neruda’nın sevdiğim, bana her zaman iyi gelen bir şiiri vardır, bilirsiniz muhakkak, “Yavaş Yavaş Ölürler” şiiri:
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.
…
Bazı sabahlarda ya da gün batımlarında kaldırım taşlarını sayarak yürüdüğünüz zamanlar olmuştur. Başınızı kaldırıp birileriyle göz göze gelmekten imtina ettiğiniz yürüyüşler. Caddeler yabancı, sokaklar tanımsız kalsın ister insan. Hızlı bir kahve molası için alışkanlığınız olan kafeye girerken son anda fark ettiğiniz biri geri çekilir ve yol verir, ya da kırmızı ışığın yandığını fark etmeden adımınızı attığınızda bir el omuzunuza dokunur durdurur tam o anda ayaklarınızın dibinden bir araba geçiverir. İnceliklerle anlam buluyor hayat, birilerinin sizi düşündüğünü, kaygılandığını, mutlu etmeye çalıştığını sezmek ne kadar değerli hissettiriyor değil mi? Gülümsemek de önemli, içinde tarifsiz bir sihir taşır, ne güzel kapılar açar insana. Örneğin ben, işim insan iletişimi olduğundan belki ister istemez seçiyorum, dikkat ediyorum. Gülümsemeyen bir yüzle karşılaştığımda ve hatta bunu sürdürdüklerini fark ettiğimde yeniden o adresi aramıyorum artık. O kafede oturup yazılarımı yazmıyorum, o restoranda arkadaşlarımla gülüp eğlenmiyorum. O mağazadaki harika kolyeyi üzerimde taşımıyorum.
İnsanız, yorgunuz, yoğunuz, aklımız karışık, bir günü yaşayıp bitirmek bazen ömrümüzden ömür alır, oradan oraya savrulur bitap düşeriz. En sade, en kolay ama bir o kadar da değerli anları, detayları atlayabiliriz. Yine de o döngünün dışına çıkmayı başarabilir, fotoğrafın bütününe bakabilirsek en azından anlamaya, sezmeye çalışmak da bize ve bizimle birlikte hayatımıza dokunan çevremize iyi gelecektir. Anları değerli kılacak ve hatırda kalır hale getirecektir. Neden olmasın?
O zaman Şükrü Erbaş ile tamamlayalım incelikler nakaratını:
“Üstüne titrediğim bir insan erdemidir incelik. Kabalık öyle boyutlara, öyle saygısızlıklara vardı ki, gide gide üslubun biçimden de, özden de çok daha değerli olduğuna inanmaya başladım.”
İnceliklerin bir ipek örtü gibi hayatınızı sarması dileğimle…