Genç kızın çığlığı internet kafeyi inletti. Korkanlar, şaşıranlar, neler olduğunu anlamaya çalışanlar… Kafedeki herkes gözlerini ayırmadan genç kıza bakıyordu. Genç kız ise oturduğu sandalyeden kalkmış iki elini yumruk yapmış suratında tarifsiz bir gülümsemeyle bilgisayarın ekranına bakıyordu. Bir süre öylece kaldıktan sonra dudaklarından tek kelime çıktı: Kazandım!
Koşar adımlarla internet kafeden çıktı. Neredeyse soluk almadan evine doğru koşturmaya başladı. Nefes alışverişlerinin arasında, “Kazandım, kazandım, işte bu kadar kazandım” diyordu. Çok geçmeden evinin önüne geldi. Ellerini diz kapaklarına koyup hızlı hızlı nefes alıp verdikten sonra bir nefeste evin merdivenlerini çıktı. Kapıyı açtı. Babası, annesi, kız kardeşi, ufak erkek kardeşi salonda genç kızdan gelecek haberi bekliyorlardı. Genç kız hepsinin teker teker gözlerine baktı ve iki elini havaya kaldırarak yüksek sesle “Başardıııımmm, kazandıııııımm, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi.” Genç kızın bunu söylemesiyle ev halkı çığlık çığlığa sevinç naraları atmaya, kardeşleri hoplayıp zıplamaya, baba ve annesi birbirilerine sarılıp sevinç gözyaşları dökmeye başladılar. Sonrasında bütün aile birbirine sarılıp mutluluktan dakikalarca kahkaha atıp eğlendiler. Babası soluk soluğa her sabah gazetesini okuduğu koltuğa kendini bıraktı. Kardeşler diğer üçlü koltuğa, anne de televizyonun yanında duran tekli koltuğa oturdu. Babası sevinç dolu bir ses tonuyla, “Verdiğimiz emekler boşa gitmedi kızım, bizi çok mutlu ettin. İnşallah çok başarılı olursun.” “İnşallah canım babacığım, inşallah.”
Bütün ev halkı o akşam kalplerini dolduran mutluluk içerisinde yemeklerini yedi, gelecekteki doktor kızlarıyla ilgili hayaller kurdu. Gireceği ameliyatlardan, kurtaracağı canlardan, tutacağı nöbetlerden, ilk maaşıyla ne yapacağından, tanışacağı yeni arkadaşlarından, üniversite ortamından, her şeyden bolca konuşuldu. Annesi ilk akşamdan telkinler vermeye başlamıştı bile. “Aman kızım iyi arkadaşlıklar kur, derslerine çalışmayanlardan, gezmeyi tozmayı düşünenlerden uzak dur. Bizim halimiz durumumuz belli. Her birinize iyi eğitim verebilmek için babanla beraber görüyorsunuz dişimizi tırnağımıza takıp çalışıyoruz. Sırf siz el kapılarında, fabrika köşelerinde patronların iki cümlesine bakmayın diye sabrediyoruz. İlk meyvemizi aldık çok şükür. Sırada kız kardeşin var artık. O da seneye sınava girecek nasipse.” Annesinin ardından babası da eşinin söylediklerini onayladığını göstermek istercesine kafasını aşağı yukarı sallıyordu. Benzer cümlelerle o da kızına nasihatlerini sıraladıktan sonra biraz daha hayallere daldılar. Gece bu şekilde kahkahalar eşliğinde geçip gitti.
Günler sonra bütün aile üniversite kaydı için okulun yolunu tuttu. Giriş kapısından içeri girdiklerinde genç kız üniversite binasının devasalığına, geniş bahçesine, bahçenin yeşillik örtüsüne hayran kalmıştı. Burada okuyacağına inanamıyordu. Hayalleri gerçek olmuştu. Küçük yaşlardan itibaren doktorluk kafasına yer etmişti. Bu düşüncelerle gecesini gündüzüne katıp çalışmış ilk tercihinde de istediği üniversiteyi tutturmuştu. Şimdi daha da çok çalışması gerekiyordu. Genç kız üniversiteyi dereceyle bitirip iyi bir kurumda çalışmak istiyordu. Çok sıkı bir çalışmayla belki de yurtdışında mastırını yapabilirdi. Vatanına daha da faydalı bir birey olarak bilim insanı olabilir, bütün insanlığı hastalıklardan kurtaracak ilaçlar, aşılar geliştirebilirdi. Evet evet kararını o dakika vermişti. Üniversiteyi dereceyle bitirip yurtdışında eğitim hayatını noktalayıp insanlığa daha da faydalı hizmetlerde bulunabilirdi. Ya da Anadolu’ya gidip kimsenin gitmek istemediği köylerde, şehirlerde hizmet edip yeni sağlık kuruluşları açabilir, sağlık ile ilgili vakıflar, dernekler kurup bakıma muhtaç yaşlıları muayene edebilirdi. Fakir fukaranın yararlanabileceği birçok hizmette bulunabilirdi. Kafası karışmıştı. En iyisi ilk olarak kaydını yapıp üniversiteye başlamalıydı. Öyle de yaptılar. Kayıt işlemlerini tamamlayıp evin yolunu tuttular.
Genç kızın babasıyla annesi ilk çocukları doğunca radikal bir karar alarak oturdukları şehirden İstanbul’a taşınmışlardı. Oturdukları şehir ufak bir yerdi. İmkanları kısıtlıydı. Babaları burada çocuk yetiştirilmez diyerek büyük şehrin yolunu tutmuştu. Araba parçaları yapan bir fabrikada üç vardiya olarak işe başlamış eşi de konfeksiyon atölyesinde makineci olarak iş bulmuştu. Genç kızın kız ve erkek kardeşi de bu şehir de doğmuştu. Bu koşullarla çocuklarını büyütmüş paralarının çoğunu çocuklarının eğitimine ayırmışlardı. Şimdi kızının bu başarısını görünce baba ne kadar doğru bir karar verdiğini bir kez daha anlamıştı.
Genç kızın üniversitedeki ilk yılı zorlu ama güzel bir şekilde geçip gitmişti. Çok çalışmalarının karşılığını dereceye girerek almıştı. İkinci yılı başladığında ders kitaplarının yanına bir de kişisel notlarını aldığı bir defter edinmişti. İlk notlarından biri şu şekildeydi: ‘Zorlandığın bir konuda kendine yapabileceğini ve yapman gerektiğini söyle, daha sonra kolunu sıvazla ve o şeyi yap.’
Bir diğer notunda ise: ‘En acımasız sesin senin sesin olduğunu ve seni en çok üzebilecek kişinin yine sen olduğunu unutma! Bu yüzden kendine karşı her zaman iyimser ol.’ olmuştu.
Hayat dolu enerjisi yüksek bir insandı. Hayalleri büyüktü. Ta ki hayallerini çalan katiliyle karşılaşmasına dek. O akşam arkadaşlarıyla bir bale gösterisi izlemek için buluşmuşlardı. Keyifli geçen akşamın ardından evine dönmek için otobüse binmiş otobüste siyah kapşonlu orta yaşlarda birisinin ona baktığını fark etmiş. Aldırış etmemeyi tercih etmişti. Zira yurdunda her gün kaç kadın sözlü ve cinsel tacize, tecavüze uğruyordu. Birisi ona bakmış çok muydu? Otobüsten indi. Arkasına bakmadan evin yolunu tuttu. Kısa süre sonra kapının önüne geldi. Oturdukları yer cadde üzeri sayılırdı. Gelen geçen eksik olmazdı. Genç kız birazda buna güvenip rahat hareket edebiliyordu. Zile bastı. Pencereye kız kardeşi çıktı. “Ceren sen misin?” dedi. Evin anahtarını attı. Genç kız kapıyı açtı, tam kapatacağı sırada aniden birisi onunla beraber içeriye girdi. Genç kız onu hemen tanımıştı. Otobüste ona bakan orta yaşlı adamdı. Avazı çıktığı kadar bağırdı, arka arkaya çığlıklar attı. Siyah kapşonlu adam elinde tuttuğu bıçağı genç kızın ilk önce karın kısmına sonra kalbinin olduğu yere sapladı. Genç kız bütün hayalleriyle birlikte kanlar içinde yere yığıldı. Katil hızla oradan uzaklaştı. Kitaplarının arasında notlarını yazdığı defteri açılmıştı. Son yazdığı notun üstü kanla kaplansa da okunabiliyordu: ‘Ve son olarak bir kerecik geldin Ceren. O yüzden yaşadığın sürece mutlu olmak için elinden geleni yap. Ve bu yazıyı her okuduğunda o gün yazarken ki hissettiklerini en derinden tekrar hisset. Ve kendini çok ama çok sevdiğini hatırla.’
Katil kısa süre sonra yakalandı. Anlaşıldı ki yarı açık ceza evinden firar ederek dışarıdaydı. Hakim karşısına çıkarıldı. İfadesinde, “Dışarıda kendime laf geçiremiyorum Hakim Bey. İlk önce 6-7 yaşlarında bir çocuğu öldürecektim. Yapamadım. Sonra gözüme ilk kestirdiğimi öldürmeye karar verdim. O çıktı. Öldürdüm. Şahsı uzaktan yakından tanımam Hakim Bey. Beni dışarı çıkarmayın. Ben yine öldürürüm Hakim Bey…”