Muhabbet eşliğinde neşeye bulaşabilirdi kelimeler, gözlerine dokunduğunda gözlerin yıldızları anımsatabilirdi belki! Avuç içlerin şefkatinle derman olurken ellerime, annemi daha az özlerdim, olur muydu sahiden, kimbilir?Ne bileyim tükenen yıllara inat, zamanın akıp gitmediği bir dünyayı keşfederdim belki... Kalbimin ritminin değiştiği uçsuz bucaksız nergis tarlalalarında, ruhum bir güvercine dönüşürdü! Başka güzel olurdu öyle değil mi? Ama rüya dediğin sonsuza değin sürmez ki, uyanır insan binbir hevesle tüm hüzünleri kovacak, hayalleri raksa duracak diye, oysa isyanlar büyürken içinde, zehirli kelimelerin gönlünü kanattığı yerde buluverir kendini... Beden gitmeden yüreğin kavuşmaz ya sılaya, kavuşmalarda anlamsızlaşmıştır artık, yüreklerde ölür zamanla kavuşmuştur toprağa. Rüyaların acıtası gelir, duvarlara fazla gelir baş tacı edilen anılar... Kırık bir çerçevede, annen buruk bir çehreyle gülümser sana, anlarsın işte o zaman yıkılır gönlünün duvarları bir damla gözyaşıyla kalakalırsın, bakmışsın ki ne yıldızlar vardır ortada ne de sevgilinin avuçları, zifiri kuytularda kalakalırsın...Kalemde yorulur, gönülde yorulur, aldığın nefes dahi usanmıştır artık.... Dalından düşmüş yaprak misali ziyan olur yaşama hevesin, dünya böyledir işte! Yarı ağlamaklı, yarım yamalak gülüşle geçer günler, gururla anne ocağına astığı o telli duvaklı gelinin, boşluğa uzanır elleri... Kalabalığı bilenlere, anlatamazsın kimsesizliği, zaten gerek yok anlatmaya herkes ve her şey için yaşananlar sadece lafügüzaf...
...
SELDA ÖZTÜRK