Mutluluk Sanatı Adı Mutluluk Sanatı olmasa bile, mutluluk sanatı üzerine yazılmış bir çok kitabı merak edip aldığınıza, bir çok kitabı okuduğunuza eminim. İstediğimiz şey bu çünkü. Mutlu olmak. Mutsuz olma pahasına mutlu olmak hatta. çoğu zaman, ‘mutlu olunca ne olacak peki?’ sorusu ile...
SİBEL: ANLATACAK çOK ŞEYİ OLAN BİR TüRK FİLMİ Damla Sönmez, canlandırdığı karakteri: "Sibel, bana bir karakter değil de hepimizin içindeki bir parça gibi geliyor. Kendisi olmasına izin verilmeyen, belli koşullara uymadığı için hepimizin ötelenen tarafı gibi. Sibel’in gerçekten kendi olabil...
" Yolun sonunu görmeden dönmek korkakların işiydi... Haylaz bir rüzgara karşı şemsiye açmak ne işe yarardı ki zaten... Attım ne varsa elimde, üstümde daha hızlı koşmak için, fırtınanın orta yerine kadar kan ter içinde geldim. Aldırmadım hiç gelene kadar aldığım yara bereye... İnandım fırtınanın dine...
şimdi ben adaların gölgesinde soğuyan köpük köpük sularından içmeliyim Istanbul ardından beyaz elbisesi uçuşan bir vapurda geçmeliyim öpüşen sevgililerin iki dudağı arasından şimdi ben erguvan rengini savuran baharın cömertliğinde düne açmalıyım Istanbul soluk boğaz resimlerinde seçmeliyi...
Sevdiğimiz şiirlerin hikâyeleri de bir o kadar ilgi çekicidir bazen. Cahit Sıtkı Tarancı’nın ‘Haydi Abbas Vakit tamam’ şiiri de güzel bir hikâyeyle çıkıyor karşımıza. Bu güzel şiirin öyküsü: Cahit Sıtkı Tarancı lisede öğrencidir. Beşiktaş’ta yatılı okum...
Zamanı severken durdurdum Ağaçlar filiz vermeden hemen önce Rüzgarın gülüşünü havalandırdığı o anda Sana gelirken çığlıklarca sustum Sabahın ilk çiğinin saydamlığında Aşkı bulduğumda kollarında uyandım Issız gökyüzünün nefes sıcaklığında Ay yerini terk etmeden daha Bedenini çıplaklı...
AH KADIN! Şiir gibiydi kadın Dokunduğu her yerde, Bir efsuna kapılırdın Mısralara gözlerini dokur Yüreğine başka işlerdi kadın Geceyi daha başka severdi Orada demlerdi hüzünleri Yalnızlığında yiterdi kadın Canı yandığında sükûtu giymek için Sesine ses bir tek o kuytulardı! Bu yüzden...
1952 Yılında Hollanda'dan beyazlar içerisinde geldiler. Marmara hattındaki seyr-i seferlerine başladılar. Marmara'nın kıyısında yaşayanlar daha önce hiç böyle zarif ve mağrur gemilerle karşılaşmamışlardı. üstelik, çıkardıkları motor sesi bile öyle ritmik ve toktu ki dinlettiriyordu kendini. Pruvası...
Hayat en güzel hediyedir kıymet bilene. Böyle söylemekle olmaz tabi, öyle yaşamak lazım ki; dolu dolu, köklenerek toprağa, pes etmeden , düşe kalka ama dim dik bir duruşla… Bunu bir bakış açısı haline getirebilmekse büyük meziyet . Bir tutkudur çünkü özenle yaşamak. Bize verilen bir hediyedi...
Yer ve Gök Arasında Aşkın İkonolojisi [i] Varoluşun başlangıcından bu yana insanoğlu, yaşayageldiği evrenin karmaşıklığı içinde kendi varlığını ve kendisini çevreleyen doğa olaylarını kavramaya çalışır. Dönemin sınırlı bilimsel yaklaşımlarının doğal olayları çözümlemeye yetmediği çağlarda, neden...
Küçük sorular mühimdir. Değerlidir, ufuk açar. Düşündürür, sorgulatır. üretirsin. Yüzleşirsin de aynı zamanda. Her bir ihtimal yer bulur kalbinde. Karar vermek için iyidir ve elbet bir yere ulaştırır seni. Küçük sorular hayatımıza ne çok dokunur değil mi? öyle ortada bırakamayız onları. İnce...
Gözlerimi açtığımda kendimi, nemli ve gevşek bir toprağın üzerinde, topaklanmış çamur parçalarının alnıma, yüzüme bulaştığı bir yükseltide, yüzükoyun yatarken buldum. üzerime bulaşan toprak parçalarından güçlükle sıyrılıp doğrulmaya çalıştım. Hafifçe doğrulup da başımı kaldırmayı başardığımda, isya...
Adı gibi asiydi, önlenemezdi, sakinleştirilemezdi dur durak bilmez öfkesi. Kalbine batan koyu gri dikenleri kendi elleriyle çıkartmak istercesine hep bir savaş halindeydi bu dünyayla. Kırmızı alevler gibi parlardı öfkesi, yakar yıkar yok ederdi, tozu dumana katardı önüne gelen her şeyi. Belki de...
ölümüm üzerinden on dört hafta geçti. Mezarıma hangi ağaçtan yapıldığını bilmediğim yatay şekilde dizili tahtalar konuldu. Sonra da sırasıyla çocuklarım, akrabalarım ve komşularım yumuşak, kahverengi toprağı dolu-dolu küreklerle tahtaların üzerine attılar. Bedenim anlatılanların aksine ölmeden öncek...
Giyim mağazalarının önünden geçerken vitrinde durdurulmuş cansız mankenleri izlemekten garip bir zevk almaya başladım ve bu alışkanlık halini aldı bende… Bir gece yine evime dönerken yolumdaki mağazanın önünde durup mankenleri izlemeye koyuldum: mankenler erkekti ve diğer vitrinde de kadın ma...
üşüyorum.. Sanki bir dağın zirvesinden, yamaçlarına çarpa çarpa Düşlemediğim okyanuslara düşüyorum... Oysa denizin yetiyordu bana Bir damla sabah Bir yudum güneş Bir lokma gece Bir kıta şiir Bir notalık melodi Bir saatlik uyku Bir günlük hüzün Bir yıllık özlem Bir ömürlük aşk Yetiyordu Hatta bakı...
ŞAŞKINIM BABA Bana kendini anlat desen sanırım anlatamam. Her haltı anlatmaya en fakir haliyle üç beş kelimem var da, iş kendime gelince yok. Var da yok aslında. Var da, geçerlilik süresi sınırlı. Yirmibeş yaşındaydım, bir gün babam dedi ki "-sakın ben böyleyim deme bana, deme ki, öyle olmadığını...